15 Yıl Aradan Sonra Yeniden Net Çelik İthalatçısı Olduk Tarih: 24 Kasım 2016

“İhracatın ithalatı karşılama oranı % 155’den % 94 seviyesine geriledi. 15 yıl aradan sonra yeniden net çelik ithalatçısı konumuna geldik”

“Ekonomiden sorumlu makamların, Türk Çelik Sektörünün sahipsiz olmadığını göstermesine ihtiyaç duyuyoruz”

Türk Çelik sektöründe yaşanan gelişmeleri Dünya’ya değerlendiren Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, dampingli ve kalitesiz çelik ürünleri ithalatına karşı gerekli koruma tedbirlerinin alınmaması sonucunda ciddi sıkıntılar yaşandığına ve 2016 yılının ilk 9 ayında ithalatın 14 milyon tona ulaştığına dikkat çekti. Aynı dönemde çelik ihracatının ise 12,5 milyon ton seviyesinde kaldığını ifade eden Yayan, değer bazında ihracatın ithalatı karşılama oranının ise % 150’lerden % 94 seviyesine gerilediğini açıkladı.

Geride bıraktığımız 3 yıl içinde ihracatın ve üretimin düştüğünü dile getiren Yayan, “Talepte ciddi artış olmasına rağmen, bu düşüşü yaşadık.  Son 3 yıl içerisinde yurtiçi  çelik tüketimi  %21 oranında arttığı halde, üretimimiz % 12 oranında geriledi. Buna karşılık ithalatımız ise, % 61 gibi olağanüstü ölçüde artış gösterdi. Tüketim içindeki ithal girdi oranı % 56’ya ulaştı.  Türkiye 15 yıl aradan sonra, 19 milyon ton civarındaki atıl kapasitesine rağmen, çelik ürünlerinde net ithalatçı konumuna geçti.  Dünyada ihtiyacının üzerinde kapasiteye sahip olduğu halde, bu kadar çok ithalat yapan başka ülke yok” dedi.

Çelik sektörünün 2000-2012 yılları arasında sistematik biçimde yılda ortalama yüzde 7 büyüdüğünü aktaran Yayan, 2015 yılında yüzde 7.4 oranında küçülmenin sektör dışı faktörlerden kaynaklandığını söyledi. Böylesine istikrarlı bir büyüme gösteren sektörün rüştünü ispat etmiş olduğunu vurgulayan Yayan, “Buna rağmen, karşıda bütün rezervleriyle sektörüne destek veren bir Çin devleti varsa ya da Rus üreticiler hem karşılaştırılmalı üstünlüklerden hem de devlet desteklerinden yararlanıyorsa, Türkiye’deki devletten destek almayan üreticilerin bunlarla rekabet etmesi kolay değil. Bu şekilde rekabet etmek durumunda kaldığımızdan,  ciddi sıkıntılar yaşadık.  Bunların tekrar yaşanmaması gerek. Ancak tekrar yaşanma ihtimali her zaman var. Bunların tekrarlanmaması için, diğer ülkelerin aldığı koruma tedbirlerini ülkemizin de alması şart” diye konuştu.

 “Çelik sektöründe uygulanan politikaları anlamakta güçlük çekiyoruz”

Türkiye’nin de diğer ülkeler gibi çelik sektörünü haksız rekabetten koruma yönünde tedbir alması gerektiğine vurgu yapan Yayan, “Dünyadaki tüm çelik ithalatçısı ülkeler, çelik ithalatına karşı tedbir alır iken, biz gerekli tedbirleri almıyoruz. Bunun anlaşılabilir yönü yok. Türkiye’de bazı kesimler kullanıcı sektörler ne olacak diyor. Tedbir alan, % 500’ün üzerinde vergi uygulayan ülkelerdeki kullanıcı sektörlerin, Türkiye’dekinden çok daha büyük olduğu hususu göz ardı ediliyor. Böyle bir dönemde “kullanıcı ne der” diye 3 senedir konu  üzerindeki çalışmalar neticelendirilemiyor. Bu durum, bize sahipsiz olduğumuz duygusunu yaşatıyor. Bütün dünya gelişmeler karşısında süratle refleks gösterirken, koruma tedbiri alırken, Türkiye halâ konu üzerinde çalışıyor. Meseleleri çürüterek kendiliğinden çözülmesini bekleme yaklaşımı geçmişte kaldı. Büyük hedefleri olan ülkelerin, olan biteni sadece seyretme ve sorunların kendiliğinden çözülmesini bekleme lüksleri yok.  Türkiye’nin, piyasalarımızı tahrip eden ülke üreticilerine, Türk çelik sektörünün  sahipsiz olmadığını göstermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Sektörün yaşadığı sıkıntılar Ülke ekonomisine ciddi zararlar veriyor”

Şu anda sektöründeki  50 milyon tonun üzerindeki üretim kapasitesinin 19  milyon tonluk bölümünü yassı çelik üretim kapasitesinin oluşturduğunu söyleyen Yayan, bu kapasitenin 40 milyon tona çıkması gerektiğini belirtti.  Sanayileşmiş ülkelerde oranın 60’a 40 yassı çelik lehine olduğunu ancak bizde hala inşaat demiri ağırlıklı üretim yapıldığını aktaran Yayan, “Bunun dönüşmesi lazım. Ekonomiden sorumlu makamlar izledikleri politikalarla, bu dönüşümü engellediklerinin farkında değil.  Yassı ürüne yatırım yapmayı planlayan bazı üyelerimiz, izlenen politikalar yüzünden, yatırımlarını askıya aldı.  Bu durum Türk ekonomisine ciddi zararlar veriyor. Türk ekonomisi bunun faturasını ödüyor ama maalesef dikkate alınmıyor.  2011’de 20 milyar dolar olan ihracatımız, günümüzde 10 milyar dolara düştü.  Aradaki  10 milyar dolar fark,  Türkiye’nin cari açığında büyük bir paya sahip değil mi? Türkiye’nin enerji dışı kalemlerde cari fazla veren bir pozisyondan cari açık veren bir ülke konumuna geçmiş olması, bir taraftan imalat sanayindeki zayıflamayı, diğer taraftan da sanayinin güçlendirilmesi gereğini ortaya koyuyor. Elinizin altında bir altyapı var. O altyapı size bir değer üretme, ithal ikamesi sağlama  ve ihracat yapma şansı veriyor . Siz bunu kullanmıyorsunuz” diye konuştu. 19 milyon ton yassı ürün kapasitesinin sadece 10 milyon tonunun kullanılabildiğini kaydeden Yayan, “9 milyon ton fazla kapasitemiz orada durur iken, 8 buçuk milyon ton ithalat yapıyoruz. Bunun açıklanabilir mantığı var mı? Yerli girdi tedariğini arttırmayı hedeflediklerini vurgulayan  Hükümet politikalarına rağmen, ekonomiden sorumlu makamlarca  bu 8 buçuk milyon ton yassı ürünün neden ithal edildiğinin sorgulanmamasını ve gerekli tedbirlerin alınmamasını anlayamıyoruz” diye konuştu.

Yaşanan bu sıkıntılar sonrası, çelik sektöründe faaliyetlerini durduran, yavaşlatan bazı tesisler olduğunu anlatan Yayan, “Vardiya sayısını azaltan tesisler ve faaliyetlerini durduran şirketlerimiz oldu. Elbette şartlar oluşunca yeniden çalışabilecekler. Maalesef yaklaşık 4 bin civarında işten çıkarma oldu” dedi.

“Türkiye’nin en büyük 3’üncü sektörü müyüz yoksa Türkiye’de yok muyuz anlamıyoruz”

Çelik sektörünün büyük bir sermaye ile çalıştığına değinen Yayan, sektörün ayakta durabilmesi için sürekli modernizasyon yatırımları yapması gerektiğini belirtti. Modernizasyon yatırımlarını yapmadan belki birkaç sene idare edilebileceğinin, ancak sonraki süreçte rekabet edemez duruma düşüleceğinin altını çizen Yayan, “İlerleyen dönemlerde birikmiş yatırımları yapmak daha zor hale gelir. Mutlaka zamanında küçük küçük yatırımlarla sürekli rekabet edebilir bir teknolojik yapıda olmanız gerekiyor. Türkiye’nin sahipsiz olmadığının, ekonomi yönetiminin resmin bütüne bakabildiğinin işareti olan kararları bekliyoruz. Bu kararları şimdiye kadar görememiş olmanın derin üzüntüsü ve hayal kırıklığı içindeyiz. Türkiye’nin en büyük 3’üncü sektörü iken yok sayılmanın gerekçesini anlamakta güçlük çekiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Karamsar tabloya rağmen mücadeleye devam edeceğiz”

Yaşanan karamsar tabloya rağmen çelik sektörü olarak mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizen Yayan, “Bize destek verilse de verilmese de mücadele edeceğiz. Bu ülkenin değer üretme zincirine katkımızı arttırmaya çalışacağız. Gayretimizden kimsenin şüphesi olmasın. Bizim üzüntümüz,  haksız rekabet ortamında yapabileceğimizin çok azını yapmak durumunda kalmamız. Az bir destekle çok daha fazlasını yapabilecek iken, maalesef bize gerekli destek verilmiyor.  Destek derken, mali desteği değil, üzerimizdeki yüklerin kaldırılmasını ve  karşı karşıya kalınan haksız rekabet koşullarının giderilmesini kastediyoruz. Ayrıca hiçbir devlet yardımından yararlanmadığımız halde, başka ülkelerce Türk çelik sektörüne karşı alınan koruma tedbirleri, mağduriyetimizi daha da arttırıyor. Çelik sektörümüzün kaybının çarpan katsayısı çok yüksek ölçülerde ülke ekonomisine olumsuzluk olarak yansıdığı gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerekiyor” sözleri ile açıklamasını tamamladı.