Çelik Sektörü, Doğu Akdeniz’de Hızla Büyümeye Devam Ediyor Tarih: 24 Kasım 2016

28 Kasım 2012 tarihinde, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (DOĞAKA) ve Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi organizasyonu ve DÇÜD işbirliği ile gerçekleştirilen Osmaniye Demir Çelik Paneli’nin “Bölgemizde Demir Çelik Yatırımları ve Mevcut Durum” başlıklı birinci oturumunun açılışını yapan oturum Başkanı, Kalkınma Bakanlığı Daire Başkanı Dr. Atilla Bedir, imalat sanayinin çok sayıda sektörden oluştuğu hususuna atıfla, söz konusu sektörlerin nitelikleri gereği farklı işlevleri yerine getirdiklerini vurgulayarak, demir çelik sektörünün yaygın istihdam boyutu, sanayinin önemli sektörlerine girdi veren konumu ile ülkemizin lokomotif sektörlerinden birisi olduğunu belirterek, bu yönüyle pek çok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de demir çelik sektörünün stratejik bir sektör olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

“Demir çelik sektöründe üretilen ürünler ne kadar rekabetçi fiyatlarda ve yüksek kalitede üretilir ise, çelik ürünlerini kullanan sektörlerin de aynı oranda rekabetçi fiyatlardan ve kaliteli ürünler üretmelerine imkân sağlıyor. Dolayısıyla rekabet gücü yüksek bir sanayi için, rekabet edebilir demir çelik sanayinin olması zorunludur” şeklinde konuşan Bedir, ülkemiz açısından demir çelik sektörünün, toplam ihracatın % 12’sini gerçekleştirdiğini, 2012 yılında sektörün aylık üretim artışının, imalat sanayindeki artışın oldukça üzerinde seyrettiğini, bu durumun da, sektördeki gelişme eğilimini ortaya koyduğunu belirtti.

Übeyli: Demirin Tarihi M.Ö. 2000’lere Dayanıyor

Panelin ilk konuşmacısı olan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Übeyli, “Demir ve Çeliğin Önemi” başlıklı konuşmasında, demirin ilk çağlardan itibaren kullanılmaya başlandığını belirterek, demir ve metallerin tüm mühendislik uygulamalarını etkilediğinden dolayı çağlara da isimlerini verdiklerini söyledi. Demir çeliğin ilk kullanılmaya başlandığı bölgelerin, Anadolu ve bugün Azerbaycan’ın bulunduğu topraklar olduğunu belirten Übeyli, demiri işleyen ilk uygarlığın Türk uygarlıkları olduğunu, bu nedenle Çinlilerin Türkler için, “Demirci Türkler” sıfatını kullandıklarını söyledi.

Bugün çelik ürünlerinin çok farklı çeşitlerde ve amaçlarla üretilebildiğini belirten Übeyli, demir ve çeliği özel kılan unsurlar arasında, “demir elementinin bol miktarda olması, farklı alaşım elementleri eklenerek, çok farklı alaşım özelliklerinin elde edilebilmesi, esnek ve çok amaçlı kullanım imkânı, alternatif metallere kıyasla daha ucuz olması, kolay şekillendirilebilmesi, güçlü olması” gibi noktaların sayılabileceğini belirtti. Demir çelik ürünlerinin hayatımızın her alanında ve sanayinin her kolunda kullanıldığını belirten Übeyli, “Bugün demir çelik ürünleri, otomotiv, denizcilik, demiryolu taşımacılığı, uzay ve havacılık, inşaat, askeri araç ve teçhizatlar, mutfak eşyası, makine imalat sanayi, altyapı, tıp aletleri ve cihazları, enerji santralleri gibi alanlarda kullanılmakta ve kullanım alanı her geçen gün artmaktadır” dedi.

Yayan: Sektörün Büyümesinde İşadamlarımızdaki Girişimcilik Ruhunun Büyük Önemi Var

“Türkiye ve İskenderun Bölgesinde Demir Çelik Sektörünün Durumu ve Gelişimi” başlıklı bir konuşma yapan Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, demir çelik üretiminin milattan önce 2.000 yılına kadar eskiye dayandığı düşünüldüğünde, son 10 yılda dünya çelik üretim kapasitesinin, önceki 4.000 yılda olduğu kadar arttığının ortaya çıktığını söyledi.

Dünya çelik üretiminde Çin’in ayrı bir yerinin olduğunu ve Çin’in neredeyse dünyanın yarısı civarında üretim gerçekleştirdiğini belirten Yayan, dünya çelik tüketiminin, 2009 yılındaki keskin gerilemenin ardından hızlı bir şekilde toparlandığını, ancak son iki yılda tüketim artışının ciddi ölçüde yavaşladığını, 2007 yılına kadar % 90 seviyelerinde bulunan kapasite kullanım oranlarının krizle birlikte düştüğü % 71 seviyesinden bir miktar toparlandığını, ancak halen % 75 seviyesinde seyrettiğini açıkladı.

2000’li yıllarda 200 milyon ton seviyesinde seyreden dünya çelik sektöründeki kapasite fazlalığının, talebin zayıflaması nedeniyle, 2009 yılında 566 milyon tona kadar yükseldiğini ve 2012 yılı itibariyle halen 500 milyon ton seviyesinin üzerinde bulunduğunu belirten Yayan, bu durumun sektördeki üretimi ve fiyatları baskı altında tutmaya devam ettiğini ve çelik üreticilerini hem etkin ve verimli çalışma modelleri geliştirmeye hem de rekabet güçlerini arttırmaya yönelttiğini vurguladı.

Türk çelik sektörünün, büyüme açısından ekonominin iki katı civarında performans göstererek, Türkiye’nin büyümesine yüksek oranda katkıda bulunmaya devam ettiğini, 2000 yılında dünyanın en büyük 17. Çelik üreticisi konumunda bulunan Türkiye’nin, 2012 yılının Ocak-Ekim dönemi itibariyle 8. Sırada yer aldığını ve birkaç yıl içerisinde hemen önünde yer alan Almanya’yı da geçmeyi hedeflediğini belirten Yayan, bu değerlendirmeler yapılırken, Almanya’nın yılda 1.2 trilyon dolar ihracat yapan bir ekonomi olduğu ve ihracatının önemli bir kısmını çelik ürünleri tüketen sanayi dallarında gerçekleştirdiği hususlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini ve Türkiye’nin de toplam ihracatının 150 milyar dolar civarında olmasına rağmen, demir çelik üretiminde Almanya’yı geride bırakmak gibi iddialı bir hedef takip edebildiğini söyledi.

2007 yılındaki seviyesine kıyasla, AB, NAFTA ve gelişmiş ülkelerin halen çelik tüketimlerinin toparlanmadığını, Türkiye’nin Çin ve Hindistan’ın ardından üretimini en fazla arttıran 3. Ülke olduğunu belirten Yayan, İspanya, İtalya, Fransa, Ukrayna, Japonya, ABD, Almanya ve Güney Kore gibi büyük ekonomilerin dahi halen kriz öncesi seviyesinin altında çelik tükettiklerine dikkat çekti.

2002-2012 arasındaki 10 yıllık dönemde, Türkiye’nin çelik tüketiminin % 141 oranında artışla 28.5 milyon tona ulaştığı, bu yönüyle, dünya ortalamasının 2 katı ve Çin hariç dünya çelik tüketimindeki artışın 7 katı civarında daha iyi bir performans gösterdiğine, aynı dönemde, AB’nin tüketiminin ise, % 11 oranında gerilemiş olduğuna dikkat çeken Yayan, Türkiye’nin kişi başına 364 kg seviyesindeki ham çelik tüketimi ile, AB, Kuzey Amerika ve dünya ortalamasından daha fazla tüketime sahip olduğunu belirtti.

Doğu Akdeniz bölgesinin son yıllarda yapılan yatırımlarla, 16.4 milyon tonluk ham çelik üretim kapasitesine ulaştığını, 2000 yılında 20 milyon ton seviyesinde bulunan ülke kapasitesinin, 2012 yılında 50 milyon tona ulaşmasında, bölgede kurulan 12.2 milyon ton/yıl seviyesindeki kapasitelerin önemli bir payının bulunduğunu ve bu sayede bölgenin Türkiye’nin en büyük çelik üretim merkezi haline geldiğini belirten Yayan, son yıllarda kapasitenin özellikle yassı çelik ağırlıklı bir şekilde arttığını, ancak kapasitelerin yeterince etkin bir şekilde kullanılamadığını, özellikle 2011 yılında 9.7 milyon ton seviyesinde bulunan slab üretiminin, 16 milyon tonluk kapasiteye rağmen, 9 milyon tona gerilemesinin beklendiğini, söz konusu gerilemenin de, başta dahilde işleme rejiminin ithalatı teşvik edici uygulamaları olmak üzere, yassı çelik piyasalarındaki olumsuzlukların bir sonucu olarak ortaya çıktığını söyledi.

Buna rağmen, çelik sektörünün aylık 3 milyon tonluk üretim bandına yerleştiğini, sektörün 1940 yılındaki yıllık 40.000 tonluk üretimden, bugün günlük 100.000 tonluk üretime yapabilir duruma geldiğini belirten Yayan, İskenderun bölgesinin Türkiye’nin ham çelik üretimi içerisindeki payının, 2002 yılındaki % 15 seviyesinden, 2012 yılında % 31’e ulaştığını, aynı dönemde, kapasitedeki payının ise, % 19’dan % 33’e çıktığını açıkladı.

2000-2012 döneminde, Doğu Akdeniz’in ham çelik üretim kapasitesinin % 308, üretiminin ise % 235 oranında artışla, hem kapasite hem de üretim anlamında en yüksek başarıyı göstererek, bugün Türkiye’nin en büyük çelik üretim merkezi haline geldiğini vurgulayan Yayan, bölge çelik sektörünün ayrıca üretimden satışlarda % 33, satış hasılatında % 31, ihracatta % 26 ve doğrudan istihdamda % 36 oranında paya sahip olduğunu belirtti.

Yayan, “Doğu Akdeniz bölgesinin bu başarıyı elde etmesinde çelik sektöründeki girişimci işadamlarımız önemli bir rol oynadı. Biraz önce Fuat Bey’in konuşmasında da belirttiği gibi, ısrarla yatırım izni alma gayretinde bulunması ve bunu başarması, Sayın Valimizin bu konularda girişimcilerimize destek olması son derece önemli. Bu tür destekler olmazsa, bu yatırımların gerçekleşmesi çok zor. Doğu Akdeniz bölgesinde de bu çalışmaların sonuçlarını çok net bir şekilde görebiliyoruz. Kuşkusuz, bölge sanayinin buralara kadar gelebilmesinde, üniversitenin de önemli bir rolü var. Üniversitesiz bir bölgenin sektörün ihtiyacını karşılayabilecek istihdamı yaratması mümkün değil. En son Karabük’e yaptığımız ziyarette, Karabük Üniversitesi’nin demir çelik sektörü ile bütünleşerek, nasıl hızla büyüdüğünü gördük. Üniversitelerimizin verdiği bilimsel ve akademik destek, sanayimizi de büyütüyor. Aynı gelişmelerin Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı ve Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nin destekleri ile bu bölgede de yaşanacağını ümit ediyoruz” şeklinde tamamladı.

Ekinci: Sektöre Hem İhracat, Hem Eğitim Hem de AR-GE Konusunda Hizmet Vermek İçin Çalışıyoruz

Çelik Sektöründe İhracatın Yeri ve Önemi başlıklı bir konuşma yapan Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, diğer birlikler üzerinden yapılan çelik ürünleri de dahil edildiğinde, çelik ürünlerinin otomotivin ardından Türkiye’nin en büyük ikinci ihraç kalemi olduğunun ortaya çıktığını belirten Ekinci, Ocak-Ekim döneminde, Türkiye’nin çelik ihracatının değer bazında % 2.8 oranında artarken, miktar bazında % 11.2 oranında yükselmesinde, birim fiyatlarının, geçen yılın aynı dönemindeki 849 $/ton seviyesinden 786 $/ton seviyesinde gerilemiş olmasının etkili olduğunu söyledi. Aynı dönemde, Türkiye’nin yassı çelik ihracatının % 31 oranında gerilediğini, uzun ürün ihracatında % 16.7 oranında artış yaşandığını, yarı mamul ihracatının ise, % 36 oranında arttığını belirten Ekinci, en büyük ihraç pazarlarının Suudi Arabistan, Irak ve BAE olduğunu, ancak değer bazında, Irak’ın daha çok yarı mamul ihracatının yapıldığı Suudi Arabistan’ın önünde yer aldığını söyledi. İhracatta en büyük düşüşlerin, İtalya, İspanya ve Belçika başta olmak üzere, AB ülkelerinde gözlendiğini belirten Ekinci, Arap baharından etkilenen ülkelerden, 2012 yılının Ocak-Ekim döneminde Suriye’ye yönelik ihracatın hızlı bir şekilde düşüş gösterdiğini, Suriye’nin dışında, Fas, Mısır, Tunus, Ürdün ve Kuveyt’e yönelik ihracat gerilerken, Bahreyn, Sudan, Lübnan, Cezayir, Umman, Yemen ve Libya’ya ihracatta artış sağlanabildiğini söyledi.

2011 yılında, 19.4 milyon ton seviyesinde gerçekleşen Türkiye’nin toplam çelik ürünleri ihracatının, 2012 yılında 21.6 milyon tona ve 2013 yılında 24.2 milyon tona ulaşmasının beklendiğini belirten Ekinci, toplam çelik ürünleri birim fiyatının ise, 2012 yılındaki 824 $/ton seviyesinden, global ekonomide beklenen toparlanmaya paralel olarak, 863 $/ton seviyesine ulaşmasının; üretimin ise, 2013 yılında 39 milyon tona ulaşacağının öngörüldüğünü açıkladı.

Çelik İhracatçıları Birliği olarak, sektör kuruluşları ile birlikte, Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (URGE) mevzuatı çerçevesinde, hem hedef pazarlardaki çelik ithalatçıları ve tüketicileri ile görüşmelerin yapıldığı ziyaretler hem de Türkiye’ye gelen alım heyetlerine Türk çelik sektörünün tanıtılmasına ve bağlantıların yapılabilmesine yönelik organizasyonlar yürüttüklerini belirten Ekinci, bu kapsamda, son 1 yılda Şili, Peru, Kolombiya, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Gana, Kenya ve Tanzanya’ya sektörel ticaret heyeti ziyaretleri düzenlediklerini vurgulayan Ekinci, sektöre ara eleman yetiştirilmesi konusuna büyük bir önem verdiklerini belirtti ve “2011 yılında Sarıseki ÇİB R. Sami Yazıcı Anadolu ve Endüstri Meslek Lisesi’nin temeli atıldı. Birkaç ay içerisinde okulun inşaatı tamamlanmış olacak. Bunun dışında, Gebze’de ÇİB A.Nuri Çolakoğlu Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin temeli geçtiğimiz aylarda atıldı.Çanakkale Lapseki’de ise, Çelik İhracatçıları Birliği Endüstri Meslek Lisesi projesi üzerinde çalışıyoruz” dedi.

2013 yılını Eylül ayında, 70 ülkeden 3000 sektör yetkilisinin katılacağı büyük bir konferans düzenlemek istediklerini, çelik sektörünün tüm dünyada tanınması için yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını belirten Ekinci, AR-GE ve inovasyon çalışmaları ile ilgili olarak, laboratuar kurma çalışmalarının devam ettiğini, kurulacak olan laboratuardan Türkiye’deki tüm sektör kuruluşlarının yararlanabileceğini söyledi.