Çelik Tüketimimizin İthalat Ağırlıklı Artması Rahatsızlık Yaratıyor Tarih: 24 Kasım 2016

Dünya ekonomisinin, son aylarda kademeli bir iyileşme gösterdiği ve sözkonusu iyileşmenin, çelik tüketicisi sektörlere ve çelik sektörüne de yansıdığı gözleniyor. 2013 yılının ilk 7 aylık döneminde, dünya ham çelik üretimi % 2 oranında artış göstermiş bulunuyor. yılsonu itibariyle dünya çelik tüketimindeki artışın % 3.1 seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Dünyada toparlanma devam ederken ve göstergeler olumlu yönde ilerlerken, son aylarda Türk çelik sektöründeki kötüye gidişin derinleşme eğilimi içerisinde olduğu gözleniyor.

Temmuz ayında, Türkiye’nin ham çelik üretimi, geçen yılın Temmuz ayına kıyasla % 10.1, 2013 yılının Haziran ayına kıyasla ise, % 4.6 oranında düşüşle, 2.82 milyon ton seviyesinde gerçekleşmiş bulunuyor. Türkiye’nin ham çelik üretiminde yaşanan sözkonusu gerileme, dünyanın en büyük 15 çelik üreticisi arasındaki en keskin gerilemeyi ifade ediyor. Üretimdeki sözkonusu düşüşte, sektörün rekabet gücündeki gerileme yanında, İsdemir’de başlayan grevin de önemli bir etkisi bulunuyor. İsdemir’deki grevinin olumsuz etkilerinin, Ağustos ayı Türkiye ham çelik üretim rakamlarına da yansıyacağı değerlendiriliyor.

Çelik sektörümüzün rekabet gücündeki gerileme, dış ticaret verilerine de yansıyor. Ocak-Temmuz döneminde ihracatımız miktar yönünden % 0.6 oranında gerilerken, ithalâtımızın % 31.1 oranında artış göstermesi, ihracatın ithalâtı karşılama oranının, 2012 yılının aynı dönemindeki % 156 seviyesinden, % 128 seviyesine gerilemesi sonucunu doğurmuş bulunuyor. Ancak bunun da ötesinde, ÇİB kaynaklı geçici veriler, ihracattaki olumsuz tablonun daha da ağırlaştığını ve Ağustos ayında çelik ihracatının % 25 oranında gerilediğini gösteriyor. Ağırlıklı şekilde hurda fiyatlarındaki artış ve dünya çelik kapasitelerindeki fazlalıktan kaynaklanan bu durum, başta enerji olmak üzere, girdi maliyetlerini düşürecek tedbirlerin ve bu cümleden olarak, hurda ve kömür ithalâtında çevre katkı payı kesintisine son verilmesi tedbirinin süratle uygulamaya aktarılmasını gerektiriyor.

Türkiye’nin çelik tüketiminin, % 7.6 gibi dünyada rekor sayılabilecek bir oranda arttığı yılın ilk 7 aylık döneminde, ham çelik üretiminin % 4 oranında gerilemiş, ithalatının ise % 31 oranında artmış olması, yurtiçi tüketimde ithal ürünlerin ağırlığının hızla artmaya devam ettiğini; yurtiçinde kurulu tesislerimiz atıl durumda kalırken, yurtdışındaki tesislerin üretim ve istihdamlarının desteklendiğini, ekonominin kıt kaynaklarının yurtdışına aktarıldığını ortaya koyuyor. Milyarlarca dolar tutarında yatırımlarla oluşturulan kapasitelerin atıl durumda kalmamasını ve ekonomiye katkısını arttırabilmesini teminen, bu çarpık durumun giderilmesine imkan sağlayacak tedbirlerin bir an önce yürürlüğe konulmasına ihtiyaç duyuluyor.

Türk çelik piyasası açık pazar konumunu sürdürürken, son dönemde Ülkemiz menşeli çelik ürünlerine karşı açılan soruşturmalarda hızlı bir artış gözleniyor. Mısır tarafından inşaat demiri ihracatımıza karşı geçen yılın Kasım ayında başlatılan ve 200 gün süre yürürlükte kalan korunma önleminin sona ermesini müteakip, bu defa Mısır ile politik anlaşmazlıkların artmasının da etkisiyle, Türkiye’den yapılan inşaat demiri ithalatına karşı soruşturma açılması konusunun yeniden gündeme alındığı görülüyor. Petrol borularında, Türkiye’ye karşı hem anti-damping, hem de telafi edici vergi soruşturması başlatmış bulunan ABD’nin, son olarak Türkiye menşeli inşaat demirine karşı hem anti-damping hem de telafi edici vergi soruşturması başlatması rahatsızlık yaratıyor. Son zamanlarda telafi edici vergilerin, Dünya Ticaret Örgütü kuralları istismar edilerek, sorgusuz sualsiz bir şekilde uygulamaya aktarılması şeklinde gelişen eğilim de, sektörün uluslar arası piyasadaki konumunu olumsuz yönde etkiliyor.

Kaldırılması yönündeki ısrarlı taleplerimize rağmen, çelik sektörümüzün rekabet gücünü azaltan uygulamaların sürdürülmeye devam edilmesi, dünya çelik sektörünün büyümeye devam ettiği bir dönemde, çelik sektörümüzün küçülmesine, milyarlarca dolar yatırımla oluşturulan kapasitelerimizin atıl durumda kalmasına yol açmış bulunuyor. Çelik sektörümüzdeki atıl kapasiteler her geçen gün büyür ve hedeflenen ürünleri üreten tesislerdeki kapasiteler tam olarak kullanılamaz iken, MKEK’nin 100 milyon TL tutarında yatırımla, 120.000 tonluk sıvı çelik yatırımı yapacağını açıklaması yadırganıyor. 

Yüksek enerji maliyetleri, enerji maliyetleri üzerindeki ilave yükler ve rekabet gücündeki düşüşün, üretimin kısılmasına, enerji tüketiminin düşmesine ve üretilen enerjinin bir bölümünün kullanılamaması nedeniyle, ekonomiye ilave yük getiren bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtığı gözleniyor. Yalnızca çelik sektörümüzün değil, Türk ekonomisinin de içini boşaltan olumsuzlukların süratle giderilmesini teminen, kurumsal bakış açılarını ülke çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecek bir iradenin, ekonominin bütününü kollayan bir yaklaşımla duruma müdahale etmesine ihtiyaç duyuluyor.