Çin Çelik Sektörü, Dünya Çelik Piyasalarını İşgal Ediyor Tarih: 24 Kasım 2016

2013 ve 2014 yıllarında, Türkiye’nin ham çelik üretiminde gerçekleşen toplam % 5.2 oranındaki daralmanın ardından, 2015 yılının ilk çeyreğinde düşüş derinleşerek devam etti. Yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin ham çelik üretimi % 8.8 oranında düşüşle, 8.48 milyon tondan, 7.73 milyon tona geriledi. Üretim yöntemleri açısından incelendiğinde, Türkiye’nin ham çelik üretiminde gözlenen 750.000 tonluk azalmanın % 97’sinin elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleşmiş olması, hurda fiyatlarının demir cevheri karşısında makul bir dengeyi bulmakta zorlandığını ortaya koydu. Ürünler itibariyle bakıldığında, hem kütük hem de slab üretiminin gerilemiş olması dikkat çekti. Halihazırda son derece düşük kapasite kullanım oranları ile çalışmasına rağmen, slab üretimindeki düşüşün devam etmesi endişeye yol açtı. Türkiye’nin üretimindeki gerilemede, artan ithalat baskısı önemli bir rol oynadı.

Yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen ham çelik üretimi, yıllıklandırılmış bazda 30.9 milyon ton gibi oldukça düşük bir seviyeyi ifade ediyor. Mevcut gerileyen üretim ortamında, geçen yılın tamamında % 68 ve geçen yılın ilk çeyreğinde % 69 seviyesinde bulunan ham çelik üretiminde kapasite kullanım oranı, bu yılın aynı döneminde % 62 seviyesine gerilemiş bulunuyor. Sözkonusu yıllıklandırılmış üretim miktarı, kapasitenin 21 milyon ton gibi son derece önemli bir bölümünün atıl kalması anlamına geliyor.

İlk çeyrekte, dünya ham çelik üretiminin seyrine baktığımızda, toplam dünya üretiminin % 1.8 oranında gerilediği görülüyor. En büyük 10 çelik üreticisi ülke arasında, 10. sırada yer alan İtalya’nın üretimindeki % 10.2 seviyesindeki düşüşün ardından, Türkiye üretimi en fazla gerileyen ikinci ülke konumunda bulunuyor. Türkiye’nin üretimindeki gerileme, dünya sıralamasında Türkiye’yi bir basamak geriye, dokuzuncu sıraya düşürmüş bulunuyor.

Yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin görünür çelik ürünleri tüketiminin ise, % 9 oranında artışla, 7.87 milyon tona ulaşmış olması,  çelik tüketicisi sektörlerin büyüme eğilimi içerisinde olduğunu göstermesi açısından önem taşıyor. Ancak artış gösteren sözkonusu talebin, hangi oranda yurtiçinde üretilen ürünler ile karşılandığına bakıldığında, bir hayli üzücü bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çelik tüketiminde ithal ürünlerin ağırlığının artmaya devam ettiği gözleniyor. İlk çeyrekte gerçekleştirilen toplam 7.87 milyon tonluk nihai çelik tüketiminin 2.4 milyon tona tekabül eden % 30 oranındaki kısmı ithal ürünlerle karşılanmış bulunuyor. Türkiye’nin toplam çelik tüketimindeki ithal ürün payının, 2014 yılının aynı dönemine kıyasla, 3 puan artış göstermiş olduğu gözleniyor. Yassı ürünlerde ise, geçen yılın ilk çeyreğinde % 47 seviyesinde bulunan ithalatın tüketim içerisindeki payının, bu yılın aynı döneminde % 52 seviyesine yükseldiği gözleniyor.

2012-2014 döneminde % 11.1’e tekabül eden 2.25 milyon ton gibi oldukça yüksek bir miktarda gerileyen Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatının, 2015 yılının ilk çeyreğinde de düşüş eğilimini sürdürerek, % 7.6 oranında azalışla, 4.35 milyon tonda kaldığı gözleniyor. İlk çeyrekte değer açısından % 18 civarında gerçekleşen çelik ihracatındaki düşüş, geçici TİM verilerine göre, yılın ilk 4 aylık döneminde % 20 seviyesine ulaşmış bulunuyor.

Ocak-Mart döneminde ithalatın ise, % 33.4 oranında artışla, 4.3 milyon tona ulaşmasının, ihracatın ithalatı karşılama oranının neredeyse sıfırlanmasına neden olduğu görülüyor. Geçen yılın ilk çeyreğinde % 137 seviyesinde bulunan ihracatın ithalatı karşılama oranı, bu yılın aynı döneminde % 103 seviyesine kadar gerilemiş bulunuyor. Çelik sektöründeki, üretim, ihracat ve ithalat göstergeleri uzun yıllardan bu yana ilk kez bu kadar kötü bir tablo çiziyor.

Dünya çelik sektöründe 600 milyon tona ulaşan kapasite fazlalığı yanında, Rusya, Ukrayna ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi hem karşılaştırmalı üstünlüklere sahip, hem de çok yönlü devlet desteklerinden yararlanan ülkelerin çelik tüketimlerindeki azalma ve ihracatlarındaki olağanüstü artış, sektörümüzün performansını olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor.

Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti, sahip olduğu karşılaştırmalı üstünlükler yanında, % 90’ın üzerindeki demir cevherine dayalı üretim yapısının sağladığı avantajlar, sektörün ulusal ve yerel hükümetler tarafından çok yönlü desteklerle desteklenmesi gibi etkenlerin de desteğiyle, çelik tüketimindeki keskin daralma sonrasında, ihraç satışları ile dünya piyasalarında varlığını arttırmaya devam ediyor. 2014 yılında ihracatını % 50 civarında artışla, 94 milyon tona yükselten Çin Halk Cumhuriyeti, bu yılın ilk çeyreğinde de % 41 oranında artışla, 25.8 milyon ton nihai mamul ihraç etmiş bulunuyor. Sözkonusu ihracat miktarı, yıllıklandırılmış bazda 104 milyon ton civarında bir seviyeyi ifade ediyor. Ancak piyasadaki koşullar, önlem alınmaması halinde, Çin’in ihracatını daha yüksek oranlarda arttıracağına işaret ediyor. Çin Çelik Üreticileri Derneği, ihracat vergi politikalarındaki değişikliklere rağmen, düşük ihracat fiyatları sayesinde, 2015 yılında ihracatta önemli bir düşüş beklemediğini net bir şekilde ifade ediyor. Piyasada, 1 Ocak 2015 tarihi itibariyle bor alaşımlı çubuk, filmaşin ve levha ihracatında vergi iadelerinin kaldırılması neticesinde, Çin’in ihracatının azalacağı yönünde bir beklenti bulunuyordu. Ancak mevcut veriler, sözkonusu tedbirin, Çin’in ihracatının sınırlandırılması konusunda işe yaramadığını, Çinli üreticilerin bor yerine krom alaşımı kullanarak ihracatlarını sürdürebilecek ve hatta hızla attıracak yeni bir yöntemler geliştirdiklerini gösteriyor.

2015 yılında, Çin’in dünya ihraç pazarlarındaki ve Türkiye piyasasındaki etkinliğinin derecesinin, Türkiye’nin sergileyeceği performansı da etkileyeceği değerlendiriliyor. Esasen 2014 yılında % 66 oranında artışla, 1 milyon tona ulaşan Türkiye’nin Çin menşeli çelik ürünleri ithalatının, bu yılın ilk çeyreğinde  % 284 oranında artışla, 566.000 tona ulaşmış olması, Türk çelik sektörü üzerindeki Çin tehdidinin hızlı bir şekilde büyüyerek devam ettiğini gösteriyor. Yılın ilk çeyreğinde, Çin’den yapılan ithalatın, yıllıklandırılmış bazda, 2.27 milyon ton gibi son derece yüksek bir miktarı ifade etmesi, sektör kuruluşlarımızı ciddi ölçüde endişelendiriyor.

İhracat ve üretim kayıplarımızdaki derinleşme, ithal ürün talebinin, iç piyasaya yönlendirilmesi ihtiyacını her zamankinden daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmış bulunuyor. Yılın ilk çeyreğinde % 38 seviyesine ulaşan atıl kapasiteye rağmen, Türkiye’yi dünyanın 7. en büyük çelik ithalatçısı konumuna getiren, yılın ilk çeyreğindeki seyrin önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde, 16 milyon tonu aşması beklenen çelik ithalatını, Türk ekonomisinin daha fazla taşıması mümkün görülmüyor. Türkiye, ihtiyacından daha büyük kapasiteye sahip olmasına rağmen, çelik ürünlerinde hızla ihracatçı bir ülke konumundan, ithalatçı bir ülke konumuna doğru ilerliyor.

Dünyada stratejik sektör olarak addedilen çelik sektörü, hiçbir ülkede böylesine tahrip edici ticari gelişmeler karşısında sahipsiz bırakılmıyor. ABD’den sonra Avrupa Birliği de, Çin menşeli inşaat demiri için damping soruşturması açmış bulunuyor.

Dünya piyasalarında rekabetin keskinleştiği, ihracatın her geçen gün zorlaştığı, üretici ülkelerin çelik sektörlerine korumacılık da dahil olmak üzere, çok yönlü destekler sağladığı günümüzde, çelik sektörümüzün üzerindeki yüklerin sürdürülmesi irrasyonel bir görüntü arzediyor.

Başta elektrik enerjisi olmak üzere, girdi maliyetlerinin düşürülmesinin, rekabet gücünün arttırılmasına ve sektörün Çin çelik sektörünün işgaline direnerek, yeniden büyüme trendine girmesine katkıda bulunacağını, bu yönüyle, KKDF’nin kaldırılmasının, sektörün performansını olumsuz yönde etkileyen, elektrik enerjisi üzerindeki her türlü fon ve kesintiler ile hurda ve kömür ithalatından alınmakta olan çevre katkı payı uygulamalarının iptali sürecinin başlatılmasının ön adımını teşkil etmesini diliyoruz.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter