Çin Dünya Çelik Sektöründeki İyileşmeyi Tehdit Ediyor Tarih: 24 Kasım 2016

Son 3 yıldan bu yana gerileyen ham çelik üretimimiz, 2016 yılında yavaş da olsa toparlanma eğilimini sürdürüyor. Ocak-Nisan döneminde Türkiye’nin ham çelik üretimi %2.8 oranında artış gösterirken, üretimdeki artışta demir cevheri maliyetlerinin sağladığı avantajla entegre tesislerin önemli bir paya sahip oldukları gözleniyor. Türkiye’nin çelik tüketimi de, 2015 yılındaki % 11.8’lik güçlü büyümenin ardından, aynı ivme ile büyüme eğilimini sürdürüyor. Yılın ilk 4 aylık döneminde, Türkiye’nin çelik tüketimi % 11 oranında artışla, 11.54 milyon tona ulaşırken, özellikle uzun ürünlerde gözlenen % 16 civarındaki artış dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz 3 yıl boyunca Türkiye’nin toplam çelik ürünleri ihracatında gözlenen gerileme eğiliminin, bu yılın Ocak-Nisan döneminde de devam ettiği anlaşılıyor.  İthalattaki güçlü artışın da devam ettiği gözleniyor. Ocak-Nisan döneminde Türkiye’nin 800.000 ton civarında net çelik ithalatçısı konumuna ulaştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının, miktar açısından % 87’ye değer açısından % 90’a düştüğü görülüyor. Son 3 yıldan bu yana ihracatımız hızla düşerken, ithalatın keskin bir şekilde artış göstermesi, bu yıl da aynı trendin devam etmesi ve yılın ilk 4 ayı itibariyle, Türkiye’nin çelik ürünlerinde geçen yılın aynı dönemindeki 200.000 ton net ihracatçı pozisyonundan, 800.000 ton net ithalatçı pozisyonuna geçmiş olması, durumun acilen müdahale edilmesi gereken bir noktaya ulaşmış olduğunu gösteriyor. Bu durum, aynı zamanda, “ithalatın önündeki engeller kaldırılırsa, ihracatını artacağı” söylemlerinin de ne kadar mesnetsiz olduğunu ortaya koyuyor.  Özellikle 2015 yılında rekor seviyelere ulaşan yassı ürün ithalatındaki artış eğilimi, sektörümüzün geleceğe ilişkin beklentilerini olumsuz yönde etkiliyor.

Dünya Çelik Derneği verileri de, Türkiye’nin çelik ürünleri dış ticaretindeki göstergelerde yaşanan bozulmayı ve radikal değişimleri teyid ediyor. Sözkonusu verilere göre, Türkiye’nin 2015 yılında, bir basamak düşüşle dünyanın en büyük 9. çelik ihracatçısı konumuna gerilediği, buna karşılık çelik ithalatçıları sıralamasında 3 basamak birden yükselerek dünyanın en büyük 5. çelik ithalatçısı konumuna ulaştığı görülüyor. Böylece, 2015 yılında net çelik ihracatçısı konumunu kaybeden Türkiye, dünyanın en büyük net çelik ithalatçıları listesine 15. sıradan girmiş bulunuyor. Mevcut seyrin devam etmesi ve gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, sektörde 18 milyon ton civarındaki atıl kapasiteye rağmen, net ithalatçı pozisyonumuzun güçlenmeye devam edeceği ve 2016 yılında en büyük 10 net ithalâtçı ülke içerisinde yer almamızın ihtimal dahilinde olduğu değerlendiriliyor.

Her ne kadar, yılın ilk 4 aylık döneminde çelik üretiminde mevzi bir iyileşme gözlense de, bıçak sırtı dengelerin halen geçerli olduğu anlaşılıyor. Özellikle Çinli üreticilerin son haftalarda, piyasa mekanizmalarının gerekleri ile açıklanamayacak fiyat hareketleri ile ihraç pazarlarına yönelmeleri, dünya çelik piyasalarında olduğu gibi Türkiye piyasasında da beklentileri olumsuz yönde etkilemiş bulunuyor. Buna paralel olarak, Çin’den yapılan ithalattaki artışın son aylarda hızlanmaya devam ettiği dikkatlerden kaçmıyor. Çin’den yapılan toplam çelik ürünleri ithalatının yılın ilk 4 aylık döneminde % 50 civarında artışla, şimdiden 1 milyon tona ulaştığı gözleniyor. Bu durumun kalıcı hale gelmemesini teminen, süratle reaksiyon gösterilmesine ve Çinli üreticilerin piyasa dışı tavır alışları karşısında kayıtsız kalınmayacağının gösterilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Dünyada da, başta Çin ve Rusya’ya karşı olmak üzere, korumacı yaklaşımların hızla artmaya devam ettiği görülüyor. Bu durum bir taraftan, sözkonusu ülkelerin yıkıcı ticaret faaliyetlerinin arttığına işaret ederken, diğer taraftan da dünyanın diğer pazarlarında alınan önlemlerin, bu pazarlardan çekilen ürünlerin daha yıkıcı fiyatlarla ve yüksek hacimlerle Türkiye piyasasına ve Türkiye’nin temel ihraç pazarlarına yöneleceğini ortaya koyuyor.

Bu arada, Türkiye’nin en büyük ihraç pazarının, kalite beklentisi en yüksek ve en fazla korunan ABD piyasası olması da, Türk çelik sektörünün yüksek kalitedeki üretimini ve rekabetçi yapısını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türk çelik sektörü, dampingli ürün ithalatının yapılmadığı piyasalara rahatlıkla girebilir ve bu piyasalar Türkiye’nin en büyük ihraç pazarları haline gelirken, kendi iç piyasasında halen tedbir alınamamış olması sebebiyle, dampingli ithalatla rekabet etmek durumunda bırakılması ve pazar payını dampingli ithalata kaptırmasına seyirci kalınması anlaşılamıyor.

Bu çerçevede, ilgili kamu kurumlarınca, tedbirler alınırken tüketici sektörlerin beklentileri ve dengelerin gözetilmesi ihtiyacı sıkça dile getirilerek, bu dengelerin korunması gerekçesi ile müşahhas adım atılmasından imtina edildiği gözleniyor. Oysa ki, ABD gibi dampingli ve haksız ithalata karşı son derece katı olan ülkelerde de güçlü tüketici sektörlerin bulunduğu, ancak buna rağmen, bazı tüketici sektörlerde rahatsızlık yaratmak pahasına, tercihin haksız ticaretin engellenmesi yönünde kullanıldığı biliniyor. Bu ülkelerin değer zincirinin son halkasına kadar katma değeri yurtiçinde tutma konusundaki hassasiyetleri, dampingli ithalata karşı almış oldukları tavırlarda ve uygulamalarında net bir şekilde görülüyor.   Bugün gelinen noktada, Ülkemizin de artık acilen benzer hassasiyeti göstermesine ihtiyaç duyuluyor.