Dünya Ekonomilerindeki Daralma, Çelik Üretim Artışını Yavaşlatıyor Tarih: 24 Kasım 2016

Dünya ekonomisindeki daralma, dünya çelik üretim ve tüketimini olumsuz yönde etkiliyor. Son veriler, Ocak ayında % 8 civarında keskin bir düşüş gösteren dünya ham çelik üretiminin, sonraki 3 ayda % 2’nin altında kalan sınırlı oranlarda artış gösterdiğine ve yılın ilk 4 aylık döneminde artış oranının, % 0.7 seviyesinde kaldığına işaret ediyor. Ocak-Nisan döneminde, üretimi % 4.2 oranında azalan AB’nin, toplam çelik ithalatının da % yılın ilk çeyreğinde 34 oranında azalmış olması, AB ekonomilerindeki daralmayı net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Dünyanın diğer önemli üretim bölgelerinde de, piyasalarda devam eden daralma rakamlara yansıyor. 2012 yılının Ocak-Nisan döneminde, BDT bölgesinin ham çelik üretiminin % 2.5 oranında gerilediği, Asya’nın üretimindeki artışın ise, % 1.3 gibi alışılmadık ölçüde düşük bir seviyede kaldığı anlaşılıyor. Üretimini % 9.2 oranında arttıran ABD’de toparlanma devam ederken, Çin, Hindistan ve Güney Kore’de üretim artışlarının son derece sınırlı düzeyde kalmış bulunması ve Japonya’nın üretimindeki gerileme eğiliminin devam etmesi, dünyanın büyük çelik üreticilerinde durumun iyi olmadığına işaret ediyor.
Dünya genelindeki mevcut durgunluğa rağmen, çelik sektörümüz yılın ilk 4 ayında gerçekleştirdiği % 11.4 oranındaki üretim artışı ile, dünyanın en büyük 15 çelik üreticisi arasında üretimini en fazla arttıran ülke konumunu muhafaza etmeyi sürdürüyor. 2012 yılının Ocak ayında % 14.4 ve ilk çeyreğinde ise, % 13.7 oranında artış gösteren Türkiye’nin çelik üretimi, Nisan ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla % 4.7 oranında sınırlı bir artış gösterirken, 2012 yılının Mart ayına göre, % 8 civarında gerileyerek, yılın ilk 4 aylık dönemindeki üretim artışının, % 11.4 seviyesinde kalmasına yol açmış bulunuyor.

Türkiye’nin demir çelik ürünleri ihracatında ise, Ocak-Şubat dönemindeki % 14.3 oranında gerçekleşen artışın, Mart ayında %  6 seviyesine gerileyerek de olsa sürdürdüğü; Nisan ayında, geçici İMMİB verilerine göre, ihracattaki artış eğiliminin sona erdiği ve % 6.1 oranında düşüş yaşandığı; Mayıs ayında da, ihracattaki daralma eğiliminin devam ettiği görülüyor.

İhracattaki daralma, ağırlıklı bir şekilde AB piyasalarından kaynaklanıyor. Yılın ilk çeyreğinde, AB’ye yönelik çelik ihracatımız, % 38 oranında düşüşle, 634.000 tona gerilerken, ithalatımızın % 13 civarında artışla, 1.24 milyon tona ulaşmasının, AB’den yapılan net çelik ürünleri ithalatının miktar bazında 7 misli artışla, 607.000 tona; değer bazında ise, % 115 oranında artışla, 555 milyon dolara yükselmesine sebebiyet verdiği anlaşılıyor. Yılın ilk çeyreğinde, AB’ye yönelik yassı ürün ihracatımızın  % 63 oranında azalmasına karşılık, AB’den yapılan yassı ürün ithalatının % 9’un üzerinde artış göstermiş olması dikkat çekiyor.

En büyük ihraç pazarlarımız arasında yer alan AB’ye yönelik çelik ihracatımızdaki keskin daralmaya ve Orta Doğu & Körfez ülkelerine yönelik ihracatımızdaki sınırlı düşüşe rağmen, Ocak-Nisan döneminde, toplam çelik ihracatımızın artıda kalmasında, üreticilerimizin alternatif pazarlara yönelme konusundaki başarılarının da önemli bir payı bulunuyor.

Özellikle son aylarda, Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatında gözlenen daralma eğilimine rağmen, üretimimizin yavaşlayarak da olsa artış eğilimini sürdürüyor olmasında, iç piyasasının sağladığı tüketim desteğinin önemli bir etkisi bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında, iç piyasa Türkiye’nin çelik üretimindeki artışın en temel itici gücünü oluşturuyor. Tüketim rakamları açısından Türkiye, Çin ve Hindistan’ın ardından, 2007 yılındaki seviyesini en yüksek oranda aşan üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Dünya Çelik Birliği verilerine göre, 2012 yılında Almanya, ABD, Ukrayna, Fransa, Japonya, İtalya ve İspanya’nın, 2007 yılındaki tüketim miktarlarının altında kalacakları öngörülüyor. Bölgesel bazda ise, NAFTA ve AB’nin yanında, Çin hariç dünya ve gelişmiş ekonomilere ilişkin tüketim beklentilerinden, bu bölgelerin bu yıl da 2007 yılındaki seviyesini yakalayamayacakları anlaşılıyor. Tüm bu göstergeler, Türk çelik sektörünün ve Türkiye çelik piyasasının, dünya çelik sektörünün bir parçası olarak, dünya ekonomisindeki olumsuzluklardan etkilendiğine, ancak etkinin diğer büyük üreticilere kıyasla daha sınırlı seviyede kaldığına işaret ediyor.

Bu açıdan bakıldığında, Standard and Poors’un, Avrupa ve dünya piyasalarındaki daralmanın, Türk ekonomisinde yol açacağı kırılganlığa ilişkin tespitlerinin, içerdiği tüm subjektifliklere ve diğer ülkelere kıyasla çifte standart sayılabilecek yaklaşımlara rağmen, bazı haklı yönlerinin de bulunduğu hususunun gözardı edilmemesi gerekiyor. Gerçekten de, Ocak-Şubat döneminde % 3 seviyesinde bulunan AB’ye yönelik demir çelik ürünleri ihracatımızdaki daralma, Mart ve Nisan aylarında, % 50 seviyelerine kadar derinleşmiş bulunuyor. Nisan ayından itibaren hem üretim, hem de ihracat tarafında yavaşlama eğilimi, net bir şekilde görülüyor.

Bu sonucun ortaya çıkmasında, en temel girdilerden olan enerji fiyatlarına yapılan biriktirilmiş yüksek oranlı zamların, tüm sektörlerin ve demir çelik sektörümüzün rekabet gücü üzerindeki olumsuz etkilerinin önemli bir rol oynadığı değerlendiriliyor. Diğer taraftan, Dahilde İşleme Rejimi uygulamasında karşılaşılan aykırılıklar da, tüm ikazlarımıza rağmen, bir türlü giderilmiyor. Bu durum, yassı ürünlerde rahatsızlık verici boyutlardaki ithalâtın, yurtiçindeki atıl kapasitelere rağmen sürdürülmesine imkân sağlıyor. 

Bugün geldiğimiz noktada, endişelerin ve negatif algıların gerçeğe dönüşmemesi için, tüm sanayi sektörlerinin ve özellikle çelik sektörümüzün yüksek kapasite kullanım oranları ile çalışmasını mümkün kılacak ve girdi maliyetlerini düşürecek tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyuluyor.