İthalat Nereye Kadar? Tarih: 24 Kasım 2016

2012 yılının son çeyreğinde başlayan çelik üretimindeki duraklama, 2013 yılının ilk çeyreğinde yavaşlayarak da olsa devam etti. Yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin ham çelik üretimindeki düşüş, % 5.9 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, 2000 yılından bu yana, global krizin etkisiyle üretimin % 5.6 oranında gerilediği 2009 yılı haricinde, ilk defa gerilemeyi ifade etmesinin yanında, ilk kez dünya ortalamasından daha kötü bir performansı da temsil ediyor.

Yılın ilk çeyreğinde dünya çelik üretimi % 2.3 oranında artış gösterirken, Çin hariç dünya ham çelik üretiminin ise, % 3.5 oranında gerilediği gözleniyor. Türkiye’nin üretimindeki % 5.9’a varan gerileme ise, son yıllarda üretimini en fazla arttıran ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin, ilk defa üretimi en hızlı düşen ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor. Üretimdeki keskin düşüş, yurtiçi talepteki benzeri daralmadan kaynaklanmıyor. Keza ihracatımızda da ciddi bir düşüşün sözkonusu olmadığı anlaşılıyor. Yılın ilk 3 aylık döneminde,  miktar yönünden ihracatımız % 7, çelik tüketimimiz % 5 civarında artarken, çelik üretimindeki hızlı düşüş, özellikle hurda fiyatlarındaki artışın nihai ürün fiyatlarına yansıtılamamasından, başka bir ifade ile uluslararası piyasada rekabet gücümüzdeki gerilemeden kaynaklanıyor. 

Ocak-Şubat döneminde, yarı ürün ithalatının 100 oranında artması, buna karşılık hurda ithalatının % 23 oranında azalması, maliyet baskısının sektörü hurdadan üretim yerine, yarı mamulden üretime yöneltmeye başladığını ve hurdadan üretimde sektörün rekabet gücünü kaybetmeye başladığını ortaya koyuyor. Ayrıca, üretimin gerileme eğilimi gösterdiği bir ortamda Türkiye’nin toplam çelik ürünleri ithalatının da  % 38 oranında artış göstermesi de, sektörün rekabet gücündeki azalmayı ve ithal ürünlerin Türkiye pazarında artan ağırlığını gözler önüne seriyor.

Mevcut şartlar altında, halâ ithalata karşı herhangi bir önlem almak bir yana, dahilde işleme rejiminin ithalatı teşvik eden yapısını sürdürülmesi, çelik sektörünü rahatsız etmenin ötesinde, Türkiye’nin dış ticaret dengesini bozar bir noktaya ulaşmış bulunuyor. Yılın ilk 2 aylık döneminde, Türkiye’nin çelik ürünleri ihracat değeri % 4.2 oranında azalırken, ithalat değerinin % 17.9 oranında artması, çelik ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranının, geçen yılın aynı dönemindeki % 163’ten % 133’e gerilemesine neden olmuş bulunuyor. Önümüzdeki aylarda da benzer eğilimin devam etmesi halinde, son yıllarda ilk defa çelik sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranının negatife dönüşmesinden endişe duyuluyor.

2012 yılının ilk 2 aylık döneminde, toplam çelik ürünleri ithalatında yaşanan % 38 oranındaki artışta, Rusya ve Ukrayna’dan yapılan çelik ürünleri ithalat miktarındaki yükselişin önemli bir etkisi bulunuyor. Ocak-Şubat döneminde, Türkiye’nin çelik ithalatında yaşanan toplam 652.000 tonluk artışın % 70 oranındaki kısmını, Rusya ve Ukrayna’dan yapılan ithalattaki yükseliş oluşturuyor. Yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin ham çelik üretimi % 5.9 oranında azalırken, Türkiye’ye yönelik ihracatını yükseltebilmesinin de desteği ile, Ukrayna’nın üretimini % 0.4 oranında arttırabilme başarısı gösterdiği anlaşılıyor. Bu sayede, dünya sıralamasında Türkiye’nin hemen arkasında yer alan Ukrayna’nın, Türkiye ile arasındaki farkı azalttığı gözleniyor. Mevcut göstergeler, Türkiye’deki mevzuatın Rusya ve Ukrayna başta olmak üzere, komşu ülkelerin üretim ve istihdamını desteklediğine işaret ediyor.

Girdi Tedarik Stratejisi kapsamında makine sektörünün ihtiyaç duyduğu çelik ürünlerinin yurtiçinden karşılanmaması ve makine sektörünün ithalat yolu ile tedarik ettiği çelik girdilerinin tespit edilerek, yurtiçinde üretim imkânlarının araştırılması ile ilgili olarak, 25 Nisan 2013 tarihinde, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda, ilgili kamu kuruluşları yanında, makine ve çelik sektörü temsilcilerinin katılımları gerçekleştirilen toplantıda, makine sektörü temsilcilerinin, “Türkiye’deki yassı ve vasıflı çelik üreticilerinden tedarik edilen girdilerde hiçbir kalite problemi yaşanmadığını, yerli ürünlerin son derece kaliteli olduğunu, ancak düşük kaliteli ve düşük maliyetli ithal girdiler ile yapılan üretimin Türk makine sektörünün kalite ve imajını olumsuz yönde etkilemeye başladığını” dile getirmeleri de, kalitesiz ürün ithalatının yalnızca çelik sektörümüzü değil, çelik tüketicisi sektörleri de tahrip ettiğine ve süratle önüne geçilmesi gerektiğine ilişkin tespitlerimizi teyid ediyor.

Bu yönüyle, bir taraftan haksız rekabete yol açan kalitesiz ürünlerin kontrolsüz bir şekilde Türkiye’ye getirilmesinin engellenmesine, diğer taraftan da, Türk çelik sektörünün uluslar arası piyasadaki rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyen girdi maliyetleri üzerindeki tüm yüklerin süratle ortadan kaldırılmasına ihtiyaç duyuluyor.

Dr. Veysel Yayan

Genel Sekreter