Rapor Dergisi Röportajı Tarih: 24 Kasım 2016

2013 yılında çelik sektörü nasıl bir performans gösterdi? Temel göstergeleri dikkate alarak, kısaca anlatırmısınız?
Dünya çelik sektörü, 2014 yılında da gelişme eğilimini sürdürerek, % 1.1 oranında büyüdü. Dünya çelik sektörü büyümeye devam ederken, Türkiye’nin üretimi arka arkaya ikinci kez düşüş gösterdi. 2014 yılında % 1.8 oranında düşüşle, 34.04 milyon tona gerileyen Türkiye’nin ham çelik üretimi, son iki yılda % 5.2 oranında düşüş ile, 2011 seviyesinin de altında kaldı. Son iki yıllık dönemde, dünya ham çelik üretimi ise,  %5 civarında artış gösterdi. Böylece Türkiye’nin çelik üretimindeki artış, dünya çelik üretimindeki artışın % 10 civarında gerisinde kaldı. 2002-2012 yılları arasındaki dönemde, Çin ve Hindistan’ın ardından dünyanın en hızlı büyüyen sektörü konumunda bulunan 2011 ve 2012 yıllarında ise, büyük üreticiler arasında üretimini en hızlı arttıran sektör konumunu elde eden Türk çelik sektörünün, son iki yıl, dünyadan negatif yönde ayrışan performansı endişeye yol açtı.

Sektörün performansındaki düşüşün bir kısmı ihracattan kaynaklanıyor. İhracat da, üretim ile paralel bir seyir izliyor. 2013 yılında miktar açısından % 6.3, değer açısından % 7.9 oranında gerileyen çelik ürünleri ihracatımız, 2014 yılında da, miktar açısından % 5, değer açısından ise,  % 4 oranında düşüş göstermiş bulunuyor. Çelik ihracatımızın, son iki yılda miktar ve değer açısından % 11 civarında gerilemesi, 2012 yılına kıyasla,  ihracatın miktar açısından 2.5 milyon ton, değer açısından ise, 2 milyar dolar daha düşük bir seviyede kalması anlamına geliyor. Başka bir ifade ile çelik sektörümüz, 55 milyar $ olarak belirlenmiş bulunan 2023 ihracat hedeflerine yaklaşmak bir yana, hedeften önemli ölçüde uzaklaşıyor.

 Her ne kadar 2014 yılında % 7 civarında gerilemiş olsa da, sektörün büyüme performansını olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan birini, 2013 yılında % 25 oranında artış gösteren ithalat oluşturuyor. Türkiye’nin ithalatı teşvik eden mekanizmaları sürdürerek, çelik ithalatçısı konumunu güçlendirmesi, üretimi olumsuz yönde etkiliyor.

2013 yılında % 10 oranında artan Türkiye’nin görünür nihai çelik tüketiminin,  2009 yılındaki krizden bu yana ilk kez,  % 1.9 oranında düşüşle, 31.32 milyon tondan, 30.74 milyon tona gerilediği görülüyor. İhracattaki ve ithalattaki düşüş, tüketimde yerli ürün payının arttığına işaret etse de, ithalat yüksek seviyesini korumaya devam ediyor. İhracat ise, kendine yol bulmakta zorlanıyor.

Çin, 2014 yılında da dünya piyasalarını ve sektörümüzü tehdit etmeye devam etti mi? Çin’in piyasalarımızdaki etkinliği ne durumda?

2014 yılında, iç tüketiminin yavaşlaması sonucunda ihraç pazarlarına yoğunlaşması bir miktar azalmış gibi görünse de, Çin’in yol açtığı tehdit halen devam ediyor. 2014 yılında, Çin’in çelik ürünleri ihracatının % 50 oranında artışla, 94 milyon tona, net çelik ihracatının 80 milyon tona ulaştığı, Çin’in söz konusu ihracatının önemli bir kısmını, Türkiye’nin en büyük pazarları arasında yer alan Orta Doğu, Körfez ve Kuzey Afrika pazarlarına yönlendirdiği gözleniyor. 2014 yılında Çin’in sadece çubuk ihracatının, % 80 oranında artışla, 31 milyon ton gibi, Türkiye’nin toplam çelik üretimine yakın bir seviyeye ulaştığı göz önüne alındığında, durumun vehameti ve Türkiye’nin çelik ihracatı üzerinde yaratacağı tahribat, daha da net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Çin’in piyasalarımızda giderek artan ağırlığının de etkisiyle, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yönelik toplam çelik ürünleri ihracatımızın, 2014 yılında % 20 oranında düşüşle, 7.6 milyon tondan, 6.1 milyon tona gerilediği, daha sınırlı seviyelerde de olsa, AB, Kuzey Afrika, Uzak Doğu & Güneydoğu Asya bölgelerine yönelik ihracatımızda da düşüşler yaşandığı görülüyor. Çin’in ihracatındaki artışın, yalnızca ihraç pazarlarımızda değil, Türkiye iç piyasasında da etkisini gösterdiği, 2014 yılında, Çin’den yapılan toplam çelik ürünleri ithalatının, miktar açısından % 67 oranında artışla, 600.000 tondan, 999.000 tona, değer açısından ise % 27 oranında yükselişle, 1.32 milyar dolara ulaştığı anlaşılıyor. Öyle ki, yılın ilk yarısında aylık ortalama 50.000 ton olan Çin menşeli çelik ürünleri ithalatı, sonraki aylarda hızlı bir yükseliş eğilimi göstererek, Aralık ayında 250.000 ton seviyesinde gerçekleşmiş bulunuyor. Aralık ayında Çin’den yapılan ithalat miktarının bu kadar yüksek oluşu, 18 Ekim tarihinde bazı ürünlerin vergi oranlarındaki artışın ne kadar yerinde ve zamanında bir düzenleme olduğunu ortaya koyuyor. Çin menşeli ürünlerden ithalatı en fazla artış gösterenlerin, alaşımlı çelikten filmaşin, alaşımlı çelikten yassı ürün, paslanmaz çelikten yassı ürün, karbonlu filmaşin ve karbonlu kütük olduğu, Çin’in ihracatındaki artış kadar, komşu ülkelerdeki belirsizliklerin ve dünya ekonomisindeki dalgalanmaların da, olumsuzlukları arttırdığı gözleniyor.

Türkiye geneli ile kıyaslandığında, Osmaniye ve İskenderun bölgesinin durumunu ve performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya çelik sektöründe, kapasite fazlalığı ve demir cevheri fiyatlarındaki hızlı gerileme neticesinde, hurdaya dayalı üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerin yüksek fırınlı tesisler karşısında rekabet güçlerinin zayıfladığı ve ciddi sıkıntılar yaşadıkları bir yılı geride bıraktık. Osmaniye ve İskenderun bölgesinde de, İsdemir haricindeki tesislerin tamamının elektrik ark ocağı teknolojisine sahip olmaları, bölgenin bu durumdan derinden etkilenmesine neden oldu. Ancak buna rağmen, bölge çelik sektörünün, diğer bölgelere ve Türkiye geneline kıyasla daha iyi bir performans göstermesinin, bölgedeki oyuncuların dinamik yapısından kaynaklandığını değerlendiriyoruz.

2014 yılında, Türkiye’nin toplam ham çelik üretimi % 1.8 oranında düşüşle, 34.65 milyon tondan, 34.04 milyon tona gerilerken, bölgenin üretimi % 1 oranında artışla, 10.88 milyon tondan, 10.99 milyon tona ulaştı. Aynı dönemde, Türk çelik sektörünün toplam ham çelik üretiminde kapasite kullanım oranı 3 puan düşüşle, % 67’ye, bölgenin kapasite kullanım oranı ise, 2013 yılındaki %71.1’den % 70.4’e geriledi.  Üstelik, 2.4 milyon ton kapasiteli MMK Metalurji’nin 2014 yılında hiç üretim yapmadığı halde bu orana ulaşıldı. MMK Metalurji hariç tutulduğunda, bölgenin kapasite kullanım oranı % 83 gibi oldukça yüksek bir seviyede gerçekleşti. Bu sonucun ortaya çıkmasında, İsdemir’deki yüksek kapasite kullanım oranı etkili oldu. MMK Metalurji  de, 2014 yılında mevcut bölge ortalaması olan % 71 oranında KKO ile üretim yapmış olsa idi, bölgenin kapasite kullanım oranı % 81 seviyesinde olacaktı. Tüm bu göstergeler, bölge çelik endüstrisinin dinamik yapısını ve yüksek performansını ortaya koyuyor.

Veriler firma bazlı incelendiğinde, MMK Metalurji’nin ham çelik üretimi yapamaması yanında, pek çok firmanın üretiminin de 2013 yılına kıyasla gerilediği gözleniyor. Üretimdeki düşüşler, sektörün geçmiş yıllarda gözlendiği gibi, ne olursa olsun üretimini arttırmak anlayışı yerine, gerektiğinde çelik sektöründeki faaliyetlerini yavaşlatma ve üretimini kısma yoluna gitmeyi tercih etmeye başladığını gösteriyor. Elektrik ark ocaklı üretim yöntemi de, teknolojisinin sağladığı esneklik sebebiyle, bu yaklaşımı destekleyici ve kolaylaştırıcı imkânlar sunuyor.

Bölge çelik sektörünün kapasite kullanım oranının yükseltilebilmesi için neler yapılıyor, yapılabilir?

Türk çelik sektörünün ve bölge çelik sektörünün kapasite kullanım oranının düşük seviyelerde seyretmesi ve dünyadaki büyümenin tersine daralma eğilimi göstermeyi sürdürmesi, temel olarak üreticilerin maliyetleri tutturmakta zorlanmalarından ve ithalat baskısından kaynaklanıyor. Cevher fiyatlarındaki keskin düşüş neticesinde hurda ile üretimin rekabet gücünün azalmasından kaynaklanan bu durum, sektörü etkinliğini ve verimliliğini arttırmaya yönelik önlemler almaya yöneltiyor. Bu çerçevede, üretim süreçleri, teknoloji ve yönetim anlamında verimliliği arttıracak önlemler alınıyor.

İthalat konusunda ise, Türkiye’nin dampingli ürünlerin hedefi haline gelmemesi için gerekli çalışmalar yapılıyor. En son 28 Ocak 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir tebliğ ile, 7 ülkeden yapılan sıcak haddelenmiş sac ithalatına karşı anti-damping soruşturması başlatmış bulunuyor. 2014 yılında soruşturma kapsamındaki ürünlerin ithalatının % 88 oranındaki kısmının sözkonusu ülkelerden yapılmış olması, soruşturmanın etkisini gözler önüne seriyor. Sonuçlandığında, bu soruşturmanın sektörümüze önemli katkılarının olacağını düşünüyoruz.

Bunun yanında, kalitesiz ve sertifikasız ürünlerin, Türkiye’ye kontrolsüz bir şekilde girmeye devam ettiği ve bu durumun, uluslararası standartlarda üretim yapan çelik üreticilerimiz karşısında haksız rekabete neden olduğu görülüyor. Kalitesiz ve tasnif dışı ürünlerin ithalatının engellenmesine ve gerekli standartları karşılamayan, sertifikaları bulunmayan ürünlerin ülkemize girişte kontrolünün yapılmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Bunların haricinde, sektörün verimliliğini, yurtiçi girdi tedariğini, ürün çeşitliliğini arttırmaya, maliyetlerin düşürülmesine, yeni pazarların geliştirilmesine yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Sektörün kârlılık durumu ne seviyede, kârlılık ve sürdürülebilirlik konusunda neler söylemek istersiniz?

2014 yılında, sektörde kâr marjlarının son derece sıkışık seyrettiğini biliyoruz. Özellikle cevher fiyatlarında gözlenen hızlı düşüşler, cevhere dayalı üretim yapan tesislerin marjlarını rahatlatırken, hurdaya dayalı üretim yapan tesislerin marjları üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Bu nedenle bazı elektrik ark ocaklı kuruluşlar üretimlerini kısmak, vardiyalarını azaltmak durumda kaldı.

Sektörün kârlılık durumu henüz belli olmamakla beraber, yalnızca inşaat demiri üretimi yapan kuruluşlarımızın ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını söyleyebiliriz. Katma değer arttıkça, üreticilerin ellerinin daha da rahatladığını görüyoruz. Bu açıdan bölgenin büyük çelik üreticilerinden Tosyalı Holding’in yapmış olduğu yeni yatırımlar, yüksek katma değerli ürünlere geçiş, ithal ikamesi ve yeni ihracat imkânları sağlaması açısından, benzer şekilde Yolbulan Baştuğ’un yapmış olduğu yatırımlar da, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve verimliliğin arttırılması bakımından çelik sektörümüz için büyük önem taşıyor. Benzer çalışmaların diğer çelik üreticisi kuruluşlarımızca da gerçekleştirilmesi ve ürün çeşitliliğini, katma değeri yüksek ve Türkiye’de üretilmeyen ürünler yönünde genişletilmesinin, üretimin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıdığını değerlendiriyoruz.

Çelik üreticisi kuruluşların, Türkiye ekonomisine başka alanlarda da katkıları oluyor mu? Hangi sektörlerde faaliyet gösteriyorlar? Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilirmiyiz?

Çelik üreticisi kuruluşların imalat ve hizmet sektörlerinde de bölge ekonomisine katkıda bulunmaya devam ettiklerini görüyoruz. Sektör kuruluşlarının ana faaliyetleri olan çelik üretimi dışında, lojistik, enerji, inşaat, denizcilik, liman işletmeciliği, gemicilik gibi çelik üretimi ile ilişkili sektörler yanında, turizm, gıda, tarım, eğitim gibi sektörle ilişkisi bulunmayan alanlara ve spor salonları, huzurevleri, okullar, camiler gibi sosyal sorumluluk projelerine yatırım yaptıkları görülüyor.  Bu durum, sektör kuruluşlarının faaliyet gösterdikleri bölgeye yalnızca ekonomi alanında değil, sosyal alanda da çok yönlü destek vermeyi sürdürdüklerini ortaya koyuyor. Bu yönüyle çelik üreticilerimiz, bölgelerinde yalnızca ağır sanayi yatırımları yapmakla kalmıyor, aynı zamanda bölge ekonomisinin ve sosyal yaşamının topyekun gelişimine katkıda bulunuyor. Bu durum, çelik sektöründe oluşan sermaye terakümünün, yalnızca çelik sektöründe kalmaması ve bölge ekonomisine ilave katkı sağlayacak ve yeni istihdam alanları yaratacak şekilde, yeniden bölge halkının hizmetine sunulması bakımından son derece önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bugün çelik sektörümüz bir taraftan yüksek katma değerli ürünlere geçiş konusunda çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan da, en uygun saatlerde, ihtiyaç fazlası üretime yol açmadan çalışarak, rekabetçi konumlarını geliştirme mücadelesi veriyor. Esasen dünya giderek küçülüyor. Küçülen dünyada, diğer ülkelerin üreticilerine sıkıntı yaratmayacak, tehdit ve tahribata yol açmayacak şekilde üretimlerin sürdürülmesi önem taşıyor. Osmaniye ve İskenderun bölgesindeki kuruluşlarımız da, hem ürettikleri çelik ürünlerinin çeşitlendirilmesi, hem de yatırımlarının ekonominin farklı alanlarını kapsayacak şekilde farklılaştırılması bakımından, bölge ekonomisine ve Türkiye ekonomisine önemli ölçüde katkıda bulunuyor.

TÇÜD’ün 2015 yılında önemli gündem maddeleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde hayata geçireceğiniz projeler hakkında bilgi verir misiniz?

Sektörün sorunlarını iç ve dış etkenlerden kaynaklanan sorunlar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Dış etkenlerden kaynaklanan sorunları,
• Dünya çelik sektöründe her yıl giderek artmakta olan atıl kapasiteler ve bu kapasitelerin fiyatlar üzerinde yarattığı baskı,
• Demir cevheri fiyatları ile hurda fiyatları arasındaki dengesizlik ve demir cevheri lehine oluşan bu dengesizliğin elektrik ark ocaklı kuruluşların rekabet gücünü azaltan tesirleri
• Çin’in son 1 yılda üretimi artmaya devam ederken, tüketiminin düşüş eğilimine girmesi,
• Gerek demir cevheri fiyatlarındaki düşüşün ve gerekse devlet yardımlarının sağladığı avantajlarla Çinli üreticilerin dünya çelik piyasalarına ihracatlarını bir yıl içerisinde % 40’ın üzerinde arttırmaları,
• En önemli pazarımız konumundaki komşu ülkelerde yaşanan kaosun yol açtığı talepteki daralma
• Önemli pazarlarımız arasında yer alan AB’deki toparlanma eğiliminin yavaşlaması,
• Çin faktörü ile birlikte, dünya çelik sektöründe yaygınlaşan korumacı tedbirler,
İç etkenlerden kaynaklanan sorunları ise kısaca, 
• Sektörün girdi maliyetleri üzerindeki, rakip ülke üreticileri üzerinde bulunmayan ilave yüklerin rekabet gücünü düşürmesi,
• Dahilde İşleme Rejimi gibi, ithalatı teşvik eden ve ithal ürünleri yerli ürünler karşısında avantajlı hale getiren uygulamaların sürdürülmesi,
• Kalitesiz ve düşük fiyatlı ithalatın önünü kesecek tedbirlerin alınmaması,
şeklinde özetlemek mümkündür. Sözkonusu sorunlar, sektörün ihracatını ve üretimini baskı altında tutan bir fonksiyon icra ediyor.

Dahilde İşleme Rejimi (DİR) gibi ithal girdi kullanımını teşvik eden uygulamalara ilave olarak, standartlara uygun olmayan, kalitesiz ve sertifikasız ürün ithalatının önüne geçilememiş olması, özellikle yassı çelik sektöründe, milyarlarca dolar tutarında yatırımla oluşturulan kapasitelerin yarısı civarındaki bir kısmının atıl durumda kalmasına, katma değer ve istihdamın yurtiçinde değil, ithalatın yapıldığı ülkelerde bırakılmasına neden olmaktadır.

İthalatı teşvik eden DİR gibi uygulamalar yanında, ithal edilen yassı çelik ürünlerinde yurtiçi üretimde zorunlu olan kalite standartlarının aranmadığı ve kalitesiz ve sertifikasız ürünlerin denetimsiz bir şekilde Ülkemize girdiği gözlenmektedir. Bu cümleden olarak, Ülkemize ithal edilen çeliklerin mutlaka uluslararası kalite, ebat ve yüzey standartlarını sağlaması ve bu standartların da sertifikasyon ile belirtilmesi gerekli görülmektedir. Yurt içinde üretilen ürünler bu koşulları sağlamakta ve gerekli sertifikasyonlara uygun olarak üretilmektedir. Özellikle sertifikaları bile olmayan ikinci kalite ürünlerin ülkemize rahatlıkla ithal edilebilmesi yurt içi rekabet koşullarını bozucu tesirler yaratmaktadır. İthal ürünlerde de, iç piyasada üretilen ürünler ile aynı kalite standartları ve sertifikasyonun aranmasına ve ithal ürünlerin söz konusu standart ve sertifikasyonları karşılamadığı durumlarda ithaline izin verilmemesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kalitesi standartlar dahilinde olmayan, ikinci kalite ve sertifikası bulunmayan ürünlerin ithalatı, yalnızca çelik sektörümüzün değil, çelik ürünlerini kullanan, boru, makine, beyaz eşya, otomotiv gibi çelik tüketicisi sektörlerin üretimlerinin de kalite ve itibarını olumsuz yönde etkilemektedir. 

Kalitesiz ürün ithalatındaki artışın, katma değerin en büyük kısmını oluşturan ham çeliğin ülkemizde üretilmesini engelleme potansiyeli, yalnızca çelik sektörümüzü değil, bir bütün olarak Türk ekonomisini, istihdam, vergi, dış ticaret ve cari işlemler açığı bakımından olumsuz yönde etkiliyor. Bu çerçevede, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin bile gümrüklerde yaptıkları kalite kontrollerinin Ülkemizde de yapılmasına acilen ihtiyaç duyuluyor.

Bu bakımdan, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu tarafından 6 Kasım 2014 günü açıklanan Ekonomide Öncelikli Dönüşüm Programı Eylem Planı, çelik sektörümüze gelecek açısından umut veriyor. Plan içerisinde yer alan; “ithalata bağımlılığın azaltılması” eylemi, çelik sektörümüzü yakından ilgilendiriyor, sektörümüzün sürdürülebilir büyümesini destekliyor ve Türk ekonomisinin büyüme hedeflerine ulaşması açısından da, önem taşıyor.

Yalnızca çelik sektöründe değil, diğer tüm sektörlerde de, kalitesiz ve devlet teşvikleri ile üretilen ucuz ürünlere dayalı, Türk sanayini baltalayan, gelişmesini engelleyen aldatıcı bahar havasının, orta vadede Türk ekonomisinin içini boşaltacağını ve kalite imajını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyoruz. Çelik sektörü açısından değerlendirildiğinde ise, gerek girdi ve gerekse mamul ihtiyacının karşılanmasında yurtiçi tedariği ön planda tutacak mekanizmaların geliştirilmesinin, girdi maliyetlerini arttıran fon ve kesintilere son verilerek sektörün rekabet gücünün arttırılmasının, Türk ekonomisinin istikrarlı bir şekilde büyümesinin temini açısından, üzerinde önemle durulması gereken bir husus olduğuna inanıyoruz. 

Eylem planında ifade edildiği üzere, ithâlatta bağımlılığın azaltılabilmesi için, bir taraftan hurda üretiminin arttırılmasına, diğer taraftan da hurdaya alternatif girdiler üretilmesine yönelik çalışmalara hız kazandırması gerekiyor. Esasen sektör kuruluşları da, yurtiçinden tedarik edilen girdi miktarının arttırılmasına yönelik olarak yoğun bir çaba gösteriyor. Türkiye’deki düşük tenörlü cevherlerin ekonomiye kazandırılması, daha etkin hurda toplama altyapısının oluşturulması, sektörün uzun vadede hammadde tedariğinin yerli kaynaklara yönlendirilebilmesi ve güvence altına alınabilmesi açısından hayati önem taşıyor. Bunun yanında, Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanarak, Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nca onaylanan Girdi Tedarik Stratejisi’nde öngörülen eylemlerin ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Demir Çelik ve Demirdışı Metaller Strateji Belgesi içerisinde yer alan eylemlerin hayata geçirilmesi, sektörün ithalata bağımlılığını azaltacak ve ihraç pazarlarda rekabet gücünü arttıracak enstrümanlar arasında üst sıralarda yer alıyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği

Kaynak: Rapor Dergisi – Mart 2015