Türkiye’nin Net Çelik İthalatçısı Pozisyonu, Çelik Sektörümüzü Tahrip Ediyor Tarih: 24 Kasım 2016

2015 yılında % 4 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, 2016 yılının ilk çeyreğinde de % 4.8 ile büyüme eğilimini sürdürdü. Böylece, en son 2009 yılının üçüncü çeyreğinde % 2.8 oranında daralan Türkiye ekonomisi, kesintisiz büyümesini 26’ıncı çeyreğe taşımış oldu. Yılın ilk çeyreğindeki performansı ile Türkiye, Malta’nın ardından AB-28 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ikinci ülke oldu. Bu performansı ile Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında en iyi performansı gösteren 3 ülke arasında yer aldı.

Ekonomideki büyüme rakamları, Türkiye’nin çelik tüketimine de yansımış bulunuyor. 2015 yılında % 11.8 oranında artan Türkiye’nin çelik tüketimi, 2016 yılının Ocak-Nisan dönemi itibariyle hızlı artışını sürdürüyor. Çelik tüketiminin ekonomideki büyümenin 2-3 misli daha iyi bir performans göstermesinde, havaalanı, köprü ve otoyol gibi altyapı yatırımları başta olmak üzere, yoğun çelik tüketimi gerektiren yatırımlardaki artışın önemli katkısı bulunuyor. Türkiye’nin çelik yoğun yatırımlarının önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceğine yönelik öngörüler, çelik tüketimine ilişkin beklentileri olumlu yönde etkiliyor.

Yılın ilk 4 aylık döneminde % 11 oranında artışla, 11.54 milyon tona ulaşan Türkiye’nin çelik tüketiminde, yurtiçinden karşılanan çelik miktarının artış eğiminde olduğu gözleniyor. Ancak, yerli ürün tüketimindeki artışın, toplam tüketimdeki artış hızının gerisinde kaldığı ve 2015 yılında % 55.5 seviyesinde bulunan ithal çelik ürünlerinin Türkiye’nin tüketimindeki payının, bu yılın ilk 4 aylık döneminde % 56’ya çıktığı gözleniyor. Bu sonucun ortaya çıkmasında, yılın ilk 4 aylık dönemi itibariyle ithalatın % 13.3 gibi yüksek sayılabilecek bir oranda artmaya devam etmesinin önemli bir rol oynadığı değerlendiriliyor.

Türkiye ekonomisindeki büyümenin yansımaları, sonunda çelik üretim rakamlarında da kendini göstermeye başlamış bulunuyor. Son 3 yıldan bu yana gerileyen Türkiye’nin ham çelik üretiminin, bu yılın Ocak-Mayıs döneminde artış eğilimi göstermeye başladığı gözleniyor. Yılın ilk 5 aylık döneminde % 3.4 oranında üretimini arttıran Türkiye, son 3 yıldaki kayıplarını telafi etme yönünde ilk adımı atmış bulunuyor. Dünya çelik üretiminin % 2.2 oranında daraldığı bir dönemde, Türkiye’nin çelik üretimindeki sözkonusu büyüme, sektörümüzün geleceği açısından umut veriyor.

Hiç şüphesiz sözkonusu artış, geçmişteki kayıpları telafi etme noktasında yetersiz kalsa da, Türk çelik sektörünün rekabet gücünü göstermesi açısından önem taşıyor.  Bir diğer önemli gösterge ise, Türk çelik sektörünün dampingli ürünlere karşı korunmakta olan ülkelere yönelik ihracatındaki artışta görülüyor. Bu da, Türkiye’ye yapılan dampingli ve kalitesiz çelik ithalatı ile rekabette güçlük çeken çelik sektörümüzün, objektif şartlarda dünya piyasalarında rahatlıkla rekabet edebilecek güçte ve kabiliyette olduğunu ortaya koyuyor. 

Son 3 yıldan bu yana devam eden ihracattaki gerileme ve ithalattaki artış nedeniyle, 19 milyon tona varan atıl kapasitesine rağmen, Türkiye 15 yıl aradan sonra yeniden net çelik ithalatçısı haline gelmiş bulunuyor. Öyle ki, 2012 yılında 8.4 milyon ton net çelik ihracatı yapan Türkiye’nin, 2015 yılında 2.3 milyon ton net çelik ithalatı yaptığı gözleniyor. Başka bir ifade ile çelik sektörümüz, 2012 yılındaki seviyesine kıyasla, Türkiye’nin dış ticaretine yaklaşık 7.5 milyar dolar (10.7 milyon ton) daha az katkıda bulunur bir noktada bulunuyor. Üstelik bu negatif seyrin, 2016 yılında da derinleşerek devam ettiği gözleniyor. Tüm bu göstergeler, Türk çelik sektöründe artık sözün bittiği yere gelindiğini ve acilen çözüm üretilmesi gereğini gözler önüne seriyor.

Kurulu kapasitesi mevcut iken, bu kapasitenin dampingli ve devlet destekli ithalatın yarattığı haksız rekabet nedeniyle kullanılamaması, çelik sektörümüzün büyümesini yavaşlatıyor. Dünya çelik piyasalarında olağanüstü koşulların geçerli olduğu ve tüm ülkelerin piyasalarını bu yıkıcı uygulamalardan korumaya çalıştığı bugünlerde, kapılarımızın dampingli ve devlet destekli çelik ürünleri ithalatına açık tutulması, ithal ürünlerin, yurtiçi çelik tüketimindeki ağırlığının % 56 gibi olağanüstü yüksek bir seviyeye ulaşması, sektörde faaliyet gösteren üretici kuruluşlarımızı tahrip ediyor. Hiçbir ülke tarafından kabul edilmesi mümkün olmayan bu yapı sürdürülebilir bir görüntü arzetmiyor ve acilen müdahale edilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Bugün geldiğimiz noktada, çelik sektörümüzün kurulu kapasitesini efektif kullanabilmesi, 19 milyon tona ulaşmış bulunan ithalatın makul seviyelere indirilmesi ve çelik sektörünün yeniden net ihracatçı durumuna gelebilmesi için, dampingli çelik ürünleri ithalatına karşı korunma tedbirlerinin alınması ve yerli üretimi olan ürünlerde  ithalatın cazip olmaktan çıkartılması hayati önem taşıyor. Bu açıdan 24 Haziran 2016 tarihinde açıklanan, Çin’den yapılan boyalı sac ithalatına karşı % 23.4 oranında damping vergisi uygulanması kararı, gelecek açısından ümit vaad ediyor. Diğer ürünlerde de benzeri yaklaşımların sergilenmesine ihtiyaç duyuluyor.