AVRUPA BİRLİĞİ ÇELİKTE KORUMACI YAKLAŞIMINI KESKİNLEŞTİRİYOR Tarih: 13 Aralık 2016

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yaşanan gerginlik sonrasında, tarafların ilişkileri makûl bir çerçevye oturtmak için bir araya gelecekleri anlaşılıyor. Esasen Gümrük Birliği Anlaşması’nın, 2017 yılından itibaren günün şartlarına göre revize edilmesine yönelik başlatılacak çalışmalara ilişkin hazırlıkların devam ettiği biliniyor. Sözkonusu hazırlıklar kapsamına, çelik sektörünün de dahil edilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Çelik ürünlerinde, Türkiye ile AB arasındaki dış ticaret uzun bir süredir AB lehine seyrediyor. Son 10 yıllık dönemde, Türkiye’nin AB ile çelik ürünleri dış ticaretinde 28 milyar dolar tutarında açık verdiği gözleniyor. Her ne kadar son yıllarda, dünya piyasalarında fiyatlar genel seviyesindeki gerileme sebebiyle, açıkta bir miktar azalma yaşanmış olsa da, miktar açısından açığın yüksek seviyesini sürdürdüğü ve şartlara göre gelişme eğilimi içerisinde olduğu gözleniyor.

AB ile aramızdaki çelik ürünleri dış ticaretindeki açık, bir taraftan Avrupa Birliği lehine oluşturulan vergi şartlarından, diğer taraftan da sektörümüzün katma değeri yüksek ürünlere geçişini sınırlandıran, devlet yardımı yasağından kaynaklanıyor. Türk çelik sektörü, diğer bütün ülkelerin, sözkonusu geçiş esnasında yararlandığı devlet yardımlarından yararlanamamanın sıkıntısını yaşıyor. Bu yönüyle, aramızdaki ilişkilerin gözden geçirilmesi sırasında, diğer bütün sektörlerde ve çelik sektöründe, tarafların çıkarlarını dengeli şekilde koruyacak bir yapının oluşturulması, ilişkilerin kalıcılığının sağlanması açısından hayati önem taşıyor. Avrupa Birliği’ne siyasi alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da, sadece AB’nin çıkarlarını koruyan bir işbirliğinin sürdürülebilir olmadığının gösterilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Avrupa ile ilişkilerimiz ısınırken, dünya çelik sektöründe korumacı yaklaşımların hız kesmeden devam ettiği gözleniyor. Son olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 3 ülkeden yapılan ithalata karşı yürüttüğü soruşturma neticesinde, anti-damping vergilerini açıkladığı, Türkiye’den yapılan ithalata karşı % 42-50 aralığında vergi uygulanmasına hükmedilirken, Brezilya ve Güney Kore’den yapılan ithalata % 75-94 aralığında anti-damping vergisi uygulanması kararı alındığı biliniyor. Bunun dışında yakın zamanda, Brezilya’nın Çin menşeli tel ithalatına karşı anti-damping ve bazı yassı ürünlerde ton başına 500 $’a yakın anti-damping vergisi belirlediği, Tayvan’ın levha ve galvanizli sac ithalatına karşı 5 yıl süreyle % 81’e varan oranlarda anti-damping vergisi uygulama kararı aldığı, Hindistan’ın, alaşımlı, alaşımsız sıcak haddelenmiş sac ve levha ithalatına üç yıl süreyle %10 oranında koruyucu vergi uygulamaya başladığı, en büyük pazarlarımız arasında bulunan KİK ülkelerinin çelik ürünleri ithalatına karşı anti-damping vergileri üzerinde çalışmalar yürüttüğü biliniyor. Türkiye menşeli inşaat demiri ithalatına yönelik geçici telafi edici vergi kararını 4 ay civarında erteleyen ABD’nin, sözkonusu erteleme kararının Türkiye’den yapılan ithalatta marj bulmakta zorlanmasından kaynaklandığı değerlendiriliyor.

Diğer taraftan Avrupa Birliği,  yapmış olduğu tüm girişimlere rağmen, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğinin engellenememesi halinde, oluşan bu özel duruma göre daha etkili sonuçların alınabileceği yeni bir metodoloji geliştirileceğini, bu cümleden olarak;

  • Soruşturma sürecinde, ithalatın yapıldığı ülkedeki devlet politikaları ve etkileri,
  • Kamu mülkiyetli kuruluşların yaygınlığı,
  • Yerli üreticiler lehine ayrımcılığın olup olmadığı ve
  • Finansal sektörün bağımsızlığı hususların yer aldığı kamu politikaları ve etkileri

gibi pek çok kriterin göz önünde bulunduracağını açıklamış bulunuyor.

Ticari savunma süreçleri ile ilgili izlenecek yeni yaklaşımın, AB’nin uluslararası yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini garanti altına alması, ticari savunma araçlarının etkinliğinin devam etmesini sağlaması ve mevcut istihdam seviyelerini korurken, ticari savunma araçlarını daha da güçlendirmesi öngörülüyor. Bu şekilde, Avrupa Birliği’nin, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmadığı dönemlerde kullandığı kolaylıkları, Çin’in üyeliği döneminde de kullanabileceği bir mekanizma oluşturma gayreti içerisinde olduğu gözleniyor.

ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin çelik sektörlerini korumak için her türlü tedbiri alma yönündeki gayretlerinden, Türkiye’nin ekonomi yönetiminin de gerekli dersleri çıkartacağı ümit ediliyor.