Çelik Sektörümüz, Krize Rağmen Büyüdü Tarih: 24 Kasım 2016

2008 yılının sonlarına doğru ortaya çıkan global ekonomik kriz, tüm dünya ekonomilerine yavaşlama şeklinde yansıdı. Demir çelik sektöründe de benzer yavaşlama ve gerileme eğilimi gözlendi. Krizin etkilerinin derinden hissedildiği 2009 yılında, ham çelik üretimi, AB-27 bölgesinde % 30, Kuzey Amerika’da % 34 oranında, ülke bazında ise, ABD ve İtalya’da % 36, Almanya’da % 29, Fransa’da % 28, Japonya’da % 26, İspanya’da % 23, Brezilya’da % 21 ve Ukrayna’da % 20 oranında geriledi.

2008 yılında yaşanan krizin etkileri, sadece dünya ekonomisinde değil, dünya çelik sektöründe de gelişmiş ülkelerde daha derinden hissedilirken, gelişmekte olan ülkelerin çelik sektörleri kriz etkilerinden daha çabuk sıyrıldı. Gelişmekte olan ekonomilerinin önemli bir bölümünün çelik sektörü, kriz döneminde de büyümeye devam etti. Türk çelik sektörü, performans açısından gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasında bir yerde yer aldı. 2009 yılında, Türkiye ekonomisi % 4.7 oranında daralırken, çelik üretimi % 5.6 oranında geriledi. Türkiye daralmanın sınırlı seviyede kalması bakımdan, dünyanın en büyük 15 çelik üreticisi ülke arasında, 2009 yılında en iyi performansı gösteren üçüncü ülke oldu.

2010 yılında dünya çelik endüstrisinde hızlı bir toparlanma yaşandı. Global çelik üretimi kriz öncesi olan 2007 yılındaki seviyesinin de üzerine çıkarken, kriz döneminde yüksek oranlı kayıplar yaşayan ABD, Almanya, Japonya ve İtalya gibi büyük üreticilerde,  ciddi üretim artışları yaşandı. 2011 yılını kriz öncesi olan 2007 yılı ile karşılaştırdığımızda, Türkiye en büyük 15 çelik üreticisi ülke arasında, Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin ardından, üretimini kriz öncesi seviyenin üzerine taşıyan dördüncü ülke olma başarısını gösterirken, Almanya, İtalya, Japonya, ABD, Ukrayna, Fransa ve İspanya gibi ülkelerin hâlen kriz öncesi üretim seviyelerini yakalayamadıklarını gözlendi. 

Çelik sektörümüz, 2010 yılına kıyasla, 2011 yılında da, % 17 oranında üretim artışı ile, dünyanın en büyük 15 çelik üreticisi arasında, en iyi performansı gösteren ülke oldu.

Tüketim açısından bakıldığında ise, 2011 yılı itibariyle, AB-27, BDT ve NAFTA bölgelerinin hâlen kriz öncesi seviyelerin altında seyrettikleri, buna karşılık Türkiye’nin çelik tüketiminin kriz öncesi olan 2007 yılındaki seviyesinin, % 13.6 oranında üzerine çıktığı görüldü. Bu sonucun ortaya çıkmasında, Türk ekonomisinin gösterdiği başarılı performansın, yurtiçi tüketime olumlu yansımalarının yanında, Türk çelik sektörünün;

  • Kriz döneminde, maliyetlerdeki düşüşü de değerlendirerek, yatırımlarını hızlandırması sonucunda, 2007-2011 döneminde toplam 20 milyon ton civarında yeni kapasiteyi devreye alması,
  • Yıllardır yerli üretimin yetersizliği sebebiyle, büyük ölçüde ithalât yolu ile karşılanmakta olan yassı ürünlerde, kriz döneminde sürdürülen yatırımlarla yeni kapasitelerin oluşturulması sayesinde, üretiminin daha dengeli bir yapı kazanması ve ithal ikâmesi sağlanması,
  • Sektörün ihracatını, daralan pazarlardan, alternatif pazarlara yönlendirme konusunda başarılı bir politika izleyerek, ihracatını arttırabilmiş olması,

etkili oldu.

2012 yılına girdiğimiz şu günlerde, 2011 yılı itibariyle kriz etkilerinin ne yönde olacağı konusunda farklı ve birbirini tekzip eden değerlendirmelere rastlanıyor. 2012 yılı için Hükümetimiz % 4 oranında büyüme beklerken, IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye ilişkin büyüme tahminleri % 3 ile % 0,4 arasında değişiyor. Dünya ekonomisinde ve özellikle AB bölgesinde yaşanmakta olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin, kriz tecrübesi sayesinde, 2012 yılını da diğer ülkelerden daha rahat bir şekilde atlatması bekleniyor.

2008 yılında ortaya çıkan global finans krizinden farklı olarak, bu defa krizin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok farklı bir çerçevede yaşanması gibi, net bir ayrışma beklenmiyor. Özellikle, ABD’de 2008 yılında yaşanan krize neden olan sorunlara getirilen çözümlerin ve krizden alınan derslerin, öncekine kıyasla krize karşı daha hazırlıklı bir ortamın oluşmasına imkân sağladığı gözleniyor. Ayrıca, bu defa, gelişmekte olan ülkelerin de, gelişmiş ülkelerde yaşanacak sıkıntılara daha fazla ortak olmaları bekleniyor. Türkiye’nin ise, her iki taraftaki gelişmelerden, kısmen etkilenecek bir konumda olacağı değerlendiriliyor.

2011 yılında, çelik ihracatımızın % 16, ithalâtımızın ise % 42 civarındaki önemli bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz AB bölgesinde yaşanacak resesyonun, çelik sektörümüzü olumsuz yönde, buna karşılık 2012 yılında Orta Doğu ülkelerinde sağlanacak kısmi istikrarın düzeltici etkisinin, 2011 yılından farklı olarak, çelik sektörümüzün bölgeye yönelik ihracatını olumlu yönde etkileyeceği tahmin ediliyor.

2012 yılında, çelik üretimimizin % 10, ihracatımızın miktar açısından % 7, değer açısından % 15, yurtiçi çelik tüketiminin ise, % 10 civarında artması bekleniyor. Başlatılacağı bildirilen kentsel dönüşüm projeleri ve altyapı yatırımlarının, yavaşlayarak da olsa, Türkiye’nin gelişme hızını sürdürmesine ve çelik talebini arttırmasına imkân sağlayacağı; diğer taraftan yeni kapasitelerin, ithal ikâmesi sağlamanın yanında, çelik tüketen yeni sanayi kollarının oluşmasını da teşvik edeceği değerlendiriliyor. 

Her durumda, 2012 yılında derinleşme ihtimali bulunan Avrupa ve ABD’deki krizin, dünya çelik üretim kapasitelerindeki hızlı artışlar ile birlikte, rekabeti ön plana çıkartacağı ve kapasite kullanım oranlarını arttırmanın, ancak yüksek rekabet gücü ile mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Bu açıdan, Ekonomi Bakanlığımızın, Girdi Tedarik Stratejisi (GİTES) projesi çerçevesinde, hurda, demir cevheri, kömür ve ferro alyajlarda, yerli üretimi arttıracak teşvik mekanizmalarının, bir an önce uygulamaya aktarılması ve başta çevre katkı payı olmak üzere, sektörün girdi maliyetlerinin üzerindeki yüklerin kaldırılması, hayati önem taşıyor.