Çin Tehdidi Rahatsız Ediyor Tarih: 24 Kasım 2016

Gerek dünya ekonomisindeki olumsuzluklar ve gerekse buna paralel olarak dünya çelik sektöründe gelişen belirsizliğe rağmen, 2012 yılının Ocak-Ağustos dönemi itibariyle, Türk çelik sektörü dünyanın büyük üreticileri arasında, üretimini en hızlı arttıran ülke konumunu sürdürmüş bulunuyor. AB’ye yönelik ihracatta ortaya çıkan % 46 oranındaki gerilemeye rağmen, bu sonucun ortaya çıkmasında, alternatif piyasalara yönelerek, % 7.5 oranında ihracat artışı sağlamanın yanında, yurtiçi talepteki % 9.4 oranında artışı ifade eden canlılığın da etkili olduğu gözleniyor.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan Küresel Rekabet Gücü Raporu’na göre, Türkiye’nin, küresel rekabet gücü sıralamasında, 16 basamak birden sıçrayarak 59’unculuktan 43’üncülüğe yükselmesi, sektörümüzün ve Türkiye ekonomisinin alternatif piyasalara yönelebilme ve rekabet edebilme becerisini teyid ediyor. Sözkonusu gösterge, Türk ekonomisinin, bütün olumsuz gelişmelere rağmen, büyümesini sürdürebilmesi konusundaki başarısının tesadüfi olmadığını göstermesi açısından önem taşıyor. Ancak buna rağmen, ulaştığımız nokta, Türkiye açısından hedef olmaktan uzak görünüyor ve ilk 20 içerisine girebilmek için daha fazla çalışmasına ihtiyaç duyuluyor.

Türk ekonomisindeki büyümenin lokomotif sektörleri arasında yer alan demir çelik sektörümüzdeki hızlı büyümeye rağmen, bugün geldiğimiz noktada, çelik ürünlerini en fazla tüketen inşaat sektörünün verdiği olumsuz sinyaller, yurtiçi tüketimdeki canlılığın geleceği konusunda endişelere yol açıyor. Son haftalarda, Çin Halk Cumhuriyeti’nde yerleşik üreticilerin, iç piyasalarında tüketimin daralması sonrasında, Türkiye’nin ihracat yaptığı bölgelere ve Türkiye’ye, piyasa fiyatlarının oldukça altında teklifler ile girmeye çalışmaları, sözkonusu endişeleri arttırıyor. Yurtiçi talepteki belirsizliğin derinleşmesinin önüne geçilebilmesi için, bir taraftan konut sektörünü canlandıracak kredi maliyetlerinin ucuzlatılmasına yönelik tedbirler alınırken, diğer taraftan da kentsel dönüşüm yatırımlarının bir an önce başlatılmasına ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca, Çin’den yönelen ve piyasaları olumsuz yönde etkileyen tehdidin kalıcı olmaması için, anti-damping tedbirleri de dahil olmak üzere, çok yönlü korunma mekanizmalarının gündeme alınması gerekli görülüyor.

Çin’in iç talebindeki keskin düşüş neticesinde, üreticilerin artan stoklarını eritme ve bankaların takibi nedeniyle ürünlerini nakte dönüştürme ihtiyacı içerisinde bulunmaları gibi etkenlerle, maliyet ile ilgili mülâhazaları bir tarafa bırakarak, adeta piyasada hangi fiyat oluşuyorsa ton başına 100 $ altından fiyatlarla teklif vermeleri, çelik piyasalarındaki dengeleri olumsuz yönde etkiliyor. Ciddi tahribata yol açabilecek bu tür dampingli satışlar karşısında, bütün ülkeler çelik sektörlerini koruyor. Türkiye’nin de sözkonusu dampingli satışların üssü olmasını engelleyecek tedbirler alması ve bu türden satışların yalnızca satıcılar için değil, alıcılar için de olumsuz sonuçlar doğuracağı mesajını net bir şekilde vermesi gerekiyor. Konjonktürel etkenlerden kaynaklanan bu tür anlık ve yüksek miktarlı ihracat eğilimlerinin, çelik sektörümüzü tahrip etmesine göz yumulmaması gerekiyor.

Son haftaların önemli gelişmeleri arasında yer alan Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) dahil edilmesine ilişkin olarak yaşanan son gelişmeler sektörümüz tarafından da yakından takip ediliyor. Rusya’nın DTÖ’ye katılımı, bölgemizde daha sağlıklı bir yapının oluşmasına katkı sağlayacak bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Her ne kadar, Rusya’nın hurda ihracatına uyguladığı vergiler, hemen sıfırlanmasa da, DTÖ’ye katılımın, vergilerin kademeli bir şekilde indirilmesi ve sektöre sağlanan devlet yardımlarının kontrol altına alınması sürecine girilmesine katkıda bulunacağı değerlendiriliyor. Rusya ve Ukrayna’nın hurda ihracat vergilerini düşürmelerinin, Türkiye’nin sözkonusu ülkelerden hurda ithalatında fiyatların düşmesine imkân sağlamayacağı biliniyor. Ancak, bu durumun, en azından Rusya ve Ukraynalı üreticilerin de aynı fiyat seviyelerinden hurda temin etmeleri sonucunu doğurarak rekabetin daha makûl seviyelere taşınmasına kısmen de olsa katkıda bulunacağı değerlendiriliyor. Bu gelişmeler oturana kadar, bu ülkelerden yapılan tüm çelik ürünleri ithalatına karşı, mevzuat çerçevesinde sahip olunan yöntemler kullanılarak, çelik sektörümüzün korunmasına ihtiyaç duyuluyor.

Bu arada, 2008 yılındaki global finans krizinin çelik sektörümüz üzerindeki olumsuz etkilerinin hafifletilebilmesini teminen, 2009 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısında alınan karar çerçevesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanmış bulunan Demir Çelik ve Demirdışı Metaller Sanayi Strateji Belgesi ve Eylem Planları, nihayet 15 Ağustos 2012 tarihinde gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda (EKK) görüşülmüş ve prensip itibariyle onaylanmış bulunuyor. Yüksek Planlama Kurulu’nun (YPK) ilk toplantısında onaya sunulması beklenen Strateji Belgesi içerisinde yer alan sektörün rekabet gücünün arttırılmasına ve üzerindeki yüklerin hafifletilmesine yönelik eylemlerin, sektörümüzün gelişmesine olumlu katkıda bulunması bekleniyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter