Çin Tehdidine Karşı Tedbir Şart Tarih: 24 Kasım 2016

Dünya Çelik Derneği’nde gerçekleştirilen son Ekonomi Komitesi Toplantısı’nda, dünya ekonomisi ile birlikte, çelik sektöründeki gelişmeler de gözden geçirildi. Toplantıda, dünya ekonomisindeki daralma eğiliminin çelik sektöründeki gelişmelere de olumsuz yönde etki ettiği konusunda görüş birliğine varılarak, büyüme beklentileri revize edildi. Nisan ayında gerçekleştirilen toplantıda % 3.6 olarak belirlenen 2012 yılına ilişkin talep artışı tahmini, Eylül ayında % 2.4 seviyesine; % 4 olan 2013 yılı tahmini ise, % 3.1 seviyesine indirildi.

Gerek dünya ekonomisindeki olumsuzluklar ve gerekse buna paralel olarak dünya çelik sektöründe gelişen belirsizliğe rağmen, 2012 yılının Ocak-Ağustos dönemi itibariyle, Türk çelik sektörü dünyanın büyük üreticileri arasında, üretimini en hızlı arttıran ülke konumunu sürdürmüş bulunuyor. AB’ye yönelik ihracatta ortaya çıkan % 46 oranındaki gerilemeye rağmen, bu sonucun ortaya çıkmasında, alternatif piyasalara yönelerek, % 7.5 oranında ihracat artışı sağlamanın yanında, yurtiçi talepteki % 9.4 oranında artışı ifade eden canlılığın da etkili olduğu gözleniyor.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan Küresel Rekabet Gücü Raporu’na göre, Türkiye’nin, küresel rekabet gücü sıralamasında, 16 basamak birden sıçrayarak 59’unculuktan 43’üncülüğe yükselmesi, sektörümüzün ve Türkiye ekonomisinin alternatif piyasalara yönelebilme ve rekabet edebilme becerisini teyid ediyor. Sözkonusu gösterge, Türk ekonomisinin, bütün olumsuz gelişmelere karşılık, büyümesini sürdürebilmesi konusundaki başarısının tesadüfi olmadığını göstermesi açısından önem taşıyor.

Türk ekonomisindeki büyümenin lokomotif sektörleri arasında yer alan demir çelik sektörümüzdeki hızlı büyümeye rağmen, bugün geldiğimiz noktada, çelik ürünlerini en fazla tüketen inşaat sektörünün verdiği olumsuz sinyaller, yurtiçi tüketimdeki canlılığın geleceği konusunda endişelere yol açıyor. Son haftalarda, Çin Halk Cumhuriyeti’nde yerleşik üreticilerin, iç piyasalarında tüketimin daralması sonrasında, Türkiye’nin ihracat yaptığı bölgelere ve Türkiye’ye, piyasa fiyatlarının oldukça altında teklifler ile girmeye çalışmaları, sözkonusu endişeleri arttırıyor. Yurtiçi talepteki belirsizliğin derinleşmesinin önüne geçilebilmesi için, bir taraftan konut sektörünü canlandıracak kredi maliyetlerinin ucuzlatılmasına yönelik tedbirler alınırken, diğer taraftan da kentsel dönüşüm yatırımlarının bir an önce başlatılmasına ihtiyaç duyuluyor.

Bu açıdan, Sayın Başbakanımızın son çeyrekte ekonominin büyümesini frenleyen politikaların esnetileceği yönündeki açıklamaları ümit veriyor. Ayrıca, Çin’den yönelen ve piyasaları olumsuz yönde etkileyen tehdidin kalıcı olmaması için, anti-damping tedbirleri de dahil olmak üzere, çok yönlü korunma mekanizmalarının gündeme alınması gerekli görülüyor. Çin’in talebindeki keskin düşüş neticesinde, üreticilerin artan stoklarını eritme ve bankaların takibi nedeniyle ürünlerini nakite dönüştürme ihtiyacı içerisinde bulunmaları gibi etkenlerle, maliyet ile ilgili mülâhazaları bir tarafa bırakarak, adeta piyasada hangi fiyat oluşuyorsa ton başına 100 $ altından fiyatlarla teklif vermeleri, çelik piyasalarındaki dengeleri olumsuz yönde etkiliyor. Ciddi tahribata yol açabilecek bu tür dampingli satışlar karşısında, bütün ülkeler çelik sektörlerini koruyor. Türkiye’nin de sözkonusu dampingli satışların üssü olmasını engelleyecek tedbirler alması ve bu türden satışların yalnızca satıcılar için değil, alıcılar için de olumsuz sonuçlar doğuracağı mesajını net bir şekilde vermesi gerekiyor. Konjonktürel etkenlerden kaynaklanan bu tür anlık ve yüksek miktarlı ihracat eğilimlerinin, çelik sektörümüzü tahrip etmesine göz yumulmaması gerekiyor.

Hemen belirtmek gerekir ki, Çin’in dampingli satışları ile ilgili olarak Çin Hükümeti’ne verilecek tepkilerin, Çin Hükümeti’nin bundan sonraki dönemde de atıl kapasiteleri desteklemeye devam edip etmeyeceği konusundaki tavrını netleştirmesinde etkili olacağı düşünülüyor. Latin Amerika ülkeleri tarafından Çin’in sözkonusu satışlarına karşı verilen hızlı reaksiyonun, Türkiye de dahil olmak üzere, diğer tüm ülkeler tarafından verilmesinin, Çin Hükümeti’ni çelik sektörüne verilen destekleri kontrol altına alma yönünde çalışmalara yöneltebileceği ve bu durumun ise, dünya çelik sektöründe daha sağlıklı bir yapının oluşmasına katkıda bulunacağı değerlendiriliyor.

Çinli üreticilerin fiyatlarını çok rahat bir şekilde indirebilmelerine imkân sağlayan cevher fiyatlarının yeniden yükselme eğilimine girmesinin, hurdadan üretime kıyasla elde ettiği avantajlı durumu kaybetmeye başlamasının, dünya çelik sektöründe yeni dengelerin oluşmasına katkıda bulunacağı değerlendiriliyor.

Bu arada, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) dahil edilmesine ilişkin olarak yaşanan son gelişmeler sektörümüz tarafından da yakından takip ediliyor. Rusya’nın DTÖ’ye katılımı, bölgemizde daha sağlıklı bir yapının oluşmasına katkı sağlayacak bir gelişme olarak görülüyor. Her ne kadar, Rusya’nın hurda ihracatına uyguladığı vergiler, hemen sıfırlanmasa da, DTÖ’ye katılımının, vergilerin kademeli bir şekilde indirilmesi ve sektöre sağlanan devlet yardımlarının kontrol altına alınması sürecine girilmesi sonucunu doğuracağı öngörülüyor. Rusya ve Ukrayna’nın hurda ihracat vergilerini düşürmelerinin, Türkiye’nin sözkonusu ülkelerden hurda ithalatında fiyatların düşmesine imkân sağlamayacağı biliniyor. Ancak, bu durum, en azından Rusya ve Ukraynalı üreticilerin de aynı fiyat seviyelerinden hurda temin etmesine imkân sağlayacak ve rekabetin daha makul seviyelere taşınmasına kısmen de olsa katkıda bulunacak bir gelişme olarak görülüyor. Bu gelişmeler oturana kadar, bu ülkelerden yapılan tüm çelik ürünleri ithalatına karşı da, mevzuat çerçevesinde sahip olunan yöntemler kullanılarak, çelik sektörümüzün korunmasına ihtiyaç duyuluyor.

Diğer taraftan, 2008 yılındaki global finans krizinin çelik sektörümüz üzerindeki olumsuz etkilerinin hafifletilebilmesini teminen, 2009 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısında alınan karar çerçevesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız koordinasyonunda hazırlanmış bulunan Demir Çelik ve Demirdışı Metaller Sanayi Strateji Belgesi ve Eylem Planları’nın, nihayet 15 Ağustos 2012 tarihinde gerçekleştirilen EKK görüşülmesi ve Yüksek Planlama Kurulu’nun (YPK) ilk toplantısında onaylanması sonrasında resmiyet kazanacak olması, sektörün geleceğe daha iyimser bakmasına imkân sağlıyor. Strateji Belgesi içerisinde yer alan sektörün rekabet gücünün arttırılmasına ve üzerindeki yüklerin hafifletilmesine yönelik eylemlerin, bir an önce hayata geçirilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter