Devlet Destekli ve Dampingli İthal Ürünler Kapasiteyi Atıl Kılıyor Tarih: 22 March 2017

0 Paylaşımlar

Global pazarda özellikle son yıllarda artan kapasite fazlalığı, başta Çin olmak üzere, dampingli ve devlet destekli çelik ürünleri ihracatındaki artış, hem Türkiye pazarını hem de Türkiye’nin ihracat pazarlarını tahrip ederek, Türkiye çelik sektörünü olumsuz etkiliyor. Devletten yardım almayan sektör, iç pazarda ve ihracat pazarlarında devlet destekli ve dampingli çelik ürünleri ile rekabet etmekte zorlanıyor. Bu da son üç yıldan bu yana sektörün üretim ve ihracatta gerilemesine neden oluyor. Dolayısıyla çelik ithalatının hızla artış göstermesi nedeniyle kapasitesinin yaklaşık 19 milyon tonluk kısmını kullanamayan Türkiye, çelik ürünlerinde net ithalatçı konuma geldi.

Son üç yıldır ortada negatif bir tablo var

Bu yıl yaklaşık 19 milyon ton çelik ithal etmesi beklenen Türkiye’nin yaklaşık 19 milyon tonluk kapasitesinin de atıl durumda kalacağı öngörülüyor. Özellikle son üç yıl içinde sektörün göstergeleri, oldukça negatif bir tablo ortaya koydu. Veriler, Türkiye’deki çelik üretim kapasiteleri her geçen gün daha fazla atıl durumda kalırken, güçlü iç tüketimin artan oranlarda ithalat yolu ile karşılandığını gösteriyor. Özellikle Dahilde İşleme Rejimi (DİR) ve gümrük vergileri konusunda adım atılmaması, Türkiye çelik sektörünü ve pazarını global pazardaki dampingli ve devlet destekli çeliğin daha fazla hedefi haline getirdi.

Bu yıl ihracatta yeniden artış eğilimi öngörüyoruz

Bunun yanında 2016 yılının ilk 11 aylık dönemi itibarıyla ithalat hâlâ yüksek seviyesini sürdürüyor. 2016 yılında Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatı miktar açısından 16.7 milyon ton seviyesinde sabit kalırken, değer açısından fiyatlar genel seviyesindeki gerileme nedeniyle, yaklaşık yüzde 8 düşüşle 11.7 milyar dolardan, 10.7 milyar dolara indi. 2012-2016 döneminde yüzde 17 gerileyen Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatının, bu yıldan itibaren yeniden yükselme eğilimine gireceğini öngörüyoruz. İhracattaki azalmanın durmuş ve ithalatın gerilemeye başlamış olması nedeniyle, 2016 yılında, son üç yıldan bu yana düşüş gösteren çelik ürünleri ihracatının ithalatı karşılama oranı, iki puanlık artışla, yüzde 95’ten yüzde 97’ye yükseldi. Bu yıl ise sektörün ihracatının yeniden artış eğilimine gireceği, çelik ürünleri ithalatının ve iç tüketimde ithal ürünlerin payının azalacağını öngörüyoruz.

Geçen yıllardaki kayıpların telafi edilebilmesi gerekiyor

Türkiye’nin çelik üretimi ve tüketimi açısından 2016 yılının ilk yarısında ham çelik üretimi, girdi maliyetleri arasındaki hurda aleyhine olan dengesizlik ile küresel çelik üretimindeki arz fazlalığının baskısı altında kalırken, yılın ikinci yarısında demir cevheri ve kömür fiyatlarındaki artışın, elektrik ark ocaklı tesislere sağladığı nispeten avantajlı şartlara bağlı olarak, üretim artışı hızlandı. Yıla hızlı bir artışla giren tüketim ise ikinci yarıda ekonomideki yavaşlamaya paralel, ilk yarıdaki kazançlarını sıfırlayan bir noktadaydı tamamladı. 2016 yılında, toplam ham çelik üretiminin yaklaşık yüzde 5 artışla 33 milyon tonu buldu. Tüketim ise bir önceki yılın tüketimi ile benzer seviyelerde gerçekleşti. Yılın son çeyreğinden itibaren kömür ve demir cevheri fiyatlarındaki hareketlenmeye bağlı olarak hurda fiyatları daha rahat bir seyir izlemeye başladı. Her ne kadar son haftalarda entegre tesislerin girdi maliyetlerinde gevşeme eğilimi gözlense de kısa süre içinde kayda değer bir gerileme gerçekleşemeyeceği, hurda fiyatlarının karşılaştırmalı olarak bir süre daha avantajlı konumunu sürdüreceği ve bu durumun Türkiye’nin çelik üretimindeki artışı desteklemeye devam edeceği öngörülüyor. Ancak, geçen yularının kayıplarının telafi edilebilmesi için daha yüksek büyüme oranlarına ihtiyaç duyuluyor.

Çelik üretiminde bu yıl %5’lik artış bekliyoruz

Hurda/demir cevheri maliyetlerinin makul seviyelerde dengelenmiş olmasının ve Çin’in küresel çelik piyasalarında karşılaştığı keskin reaksiyon sonrasında, dampingli fiyatlar konusunda daha temkinli bir tutum sergilemeye başlamasının, ithalatın gerileme eğilimi içine girmesinin, çelik sektörünün performansında belirleyici rol oynayacağı, ayrıca 2016 yılının ikinci yarısında, ertelenmiş yatırımların devreye girmesinin yurtiçi talepte ve üretimde artışı destekleyeceğini tahmin ediyoruz. 2016 yılında yüzde 66 seviyesinde bulunan kapasite kullanım oranının, bu yıl ham çelik üretiminin yüzde 5 artışla, 35 milyon tona ulaşacağı ve üretimde beklenen artışla birlikte, yüzde 69 seviyesine çıkacağını öngörüyoruz. Belirsizlikler yüzünden, 2016 yılında yaşanan duraklamadan sonra, bu yıl ekonomik büyümeye paralel Türkiye’nin çelik tüketiminin yeniden artış trendine gireceği; fiyatların ise girdi maliyetlerindeki gevşemenin ve Çin’in kısmen pazarlardan çekilmesinin de etkisi ile daha sürdürülebilir bir çerçeveye oturacağını bekliyoruz. Genel olarak çelik tüketiminin, 2017 yılında da yüzde 4 artışla, 36 milyon ton seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz.

Çin’in rahatlığı son buluyor

Çin’deki yüksek kapasitenin ve iç tüketimlerindeki düşüş sebebiyle, zaman zaman ihraç pazarlarda başvurulan dampingli satışların yarattığı baskının, global çelik sektörü için tehdit unsuru olarak varlığını sürdüreceği, ancak Çin’in Türkiye dışında tüm büyük çelik ithalatçısı ülkelerden görmüş olduğu keskin reaksiyon sonrasında, eskisi kadar rahat davranamayacağı değerlendiriliyor. Türkiye’de bu konuda yeterli tedbir alınmamış olmasının, özellikle yassı sıcak ürünlerde daha fazla olumsuzluklara yol açmasından endişe duyuluyor. Yaşanan tüm ekonomik ve siyasi olumsuzluklara rağmen, ekonomideki büyümenin devam edeceği, bu yıl Türkiye’nin AB ile yaşamakta olduğu problemlerin, tarafların meseleye sağduyulu yaklaşmasıyla aşılacağı, ilişkilerdeki olumsuzlukların iki tarafın pozisyonlarını gözden geçirerek, karşılıklı beklentileri daha iyi değerlendirecek ve çıkmaza götürmeyecek bir yaklaşım benimsemeleri ile olumluya dönüşeceği, bunun da hem üretim artışı hem de oluşacak ilave taleple, ekonomiye ve sektöre olumlu etkilerde bulunacağı değerlendiriliyor. Politik alanda yaşanmakta olan sorunlara rağmen, bu yılın sektörün büyüme yönünde gelişim göstereceğini, olumlu bir yıl olacağını tahmin ediyoruz. Diğer taraftan, 2016 yılının ikinci yarısından itibaren yükselmeye başlayan çelik fiyatlarının, bu yıl talepteki toparlanmaya, girdi maliyetlerindeki artışa ve Çin’in piyasalardaki ihtiyatlı pozisyonunu sürdürmesine bağlı olarak, yükseliş eğilimini koruyacağını öngörüyoruz.

ÇSM’ler, sanayinin farklılaşan ihtiyaçlarına cevap veriyor

Bunun yanı sıra çelik üreticileri ile tüketicileri arasında yer alan ve üretilen ticari nitelikli ürünü otomotiv, beyaz eşya, elektronik gibi sektörlerin kullanabilecekleri hale getiren çelik servis merkezleri (ÇSM) sayısı hızla artıyor. Bu yönüyle ÇSM’lerin kullanıcıya özel üretim ve işlem yapan firmalar olduğunu söylemek mümkün. ÇSM, çelik üreticileri tarafından üretilen çelik ürünlerinin üzerine ilave katma değer katan ürünleri üreten firmalar olarak da görülebilir. Sanayideki üretimde artan çeşitlilik, kullanılan girdilerde de çeşitlenmeyi beraberinde getiriyor. Bu açıdan, sanayinin değişen ve farklılaşan ihtiyaçlarına cevap verebilmek için ÇSM’lerin sayısında da hızlı bir artış yaşanıyor. Kapasite kullanım oranının gerilemesine yol açan olumsuzlukların giderilerek, rekabet gücünün artırılması ve kapasite kullanım oranının yeniden yüzde 80’lere yükseltilebilmesi için, sektörün en büyük ikinci girdisi konumunda bulunan elektrik enerjisi üzerindeki ‘TRT payı’, ‘belediye fonu’, ‘kayıp kaçak bedeli’ gibi sektörle hiçbir ilgisi bulunmayan fon ve kesintilerin kaldırılmasına ihtiyaç duyuluyor. Bunun yanı sıra, sektörün dampingli ve devlet destekli ürünlerle rekabet etmek durumunda bırakılmamasını ve kapasitelerin etkin bir şekilde kullanılabilmesini teminen, dampingli ve devlet destekli ürün ithalatının sınırlandırılması önem arz ediyor. Türkiye ile AKÇT arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın revize edilerek, yüksek katma değerli ürünlere geçişe ve elektrik ark ocaklı tesislerin sıcak metal ile desteklenmesini mümkün kılacak yatırımlara teşvik verilmesi ve ithalatı teşvik eden bir uygulama haline gelen DİR, yerli girdi kullanımını teşvik edecek şekilde revize edilmesi kapasite kullanım oranını artıracak enstrümanlar arasında görülüyor. Bugün gelinen noktada, yıllardır gündeme getirilen bu sorunların daha fazla uzatılmadan çözülmesi yönünde irade sergilenmesine ihtiyaç duyuluyor.

180 ülkeye ihracat yapılıyor

Türkiye çelik sektörü, küresel ölçekteki en dinamik ve rekabetçi sektörler arasında yer alıyor. Global çelik üretiminin yüzde 1.9’luk bölümünü gerçekleştiren Türkiye; Ortadoğu ve Körfez ülkelerinin en büyük çelik tedarikçilerinden birisi konumunda. Devletten hiçbir destek almadan yatırımlarını sürdürebilen sektör, her yıl 180 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu da sektörün rekabetçi yapısını ortaya koyuyor. Türkiye çelik sektörü, uluslararası arenada en fazla çelik ithal eden bölgelere yakınlığı ile yüksek üretim teknolojisinden, bilgi ve tecrübe birikiminden, kaliteli üretiminden kaynaklanan avantajlarına rağmen, küresel ölçekte artan dampingli ihracat karşısında zorlanıyor.

Yazar:editorcelik

Twitter
LinkedIn