Gümrük Birliği Revizyonu AKÇT İle STA’yı Da İçermeli Tarih: 24 Kasım 2016

Ekonomi Bakanlığımızın, uzun bir süreden beri, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği’nden şikayetçi olduğu biliniyor. Ancak sözkonusu şikayetler, AB Komisyonu tarafından kayıtsız bir şekilde karşılanıyor. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki dış ticaret rakamlarına bakıldığında, sözkonusu kayıtsızlığa dayalı ilişkinin mevcut zeminde sürdürülmesinin mümkün olmadığı net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gümrük Birliği Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1996 yılından 2012 yılına kadar olan dönemde, Türkiye AB’den 210 milyar dolar tutarında net ithalat gerçekleştirmiş bulunuyor.  AB’deki durgunluk nedeniyle, 2011 ve 2012 yıllarında AB’den yapılan yıllık net ithalatın 30 milyar dolar seviyelerine kadar çıktığı gözleniyor. AB ile aramızdaki ticaret aleyhimize büyürken, AB tarafından yapılan her Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye’nin aleyhine işleyen mevcut durumu daha da ağırlaştırmaya devam ediyor.

Son olarak Ekonomi Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan tarafından yapılan açıklamalar, Türkiye’nin bu konudaki rahatsızlığını açıkça ortaya koyuyor. Benzer durum, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) ile Türkiye arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması bakımından da geçerliliğini koruyor. Anlaşmanın imzalandığı 1996 yılından bu yana, AB ile aramızdaki çelik ürünleri dış ticareti, Türkiye’de mali krizin yaşandığı ve talebin keskin bir şekilde daraldığı 2001 yılı hariç, sistematik bir şekilde Ülkemiz aleyhine açık vermiş bulunuyor. 1996 yılından bugüne AB’den yapılan net çelik ithalatının 14.2 milyar dolara ulaştığı, hurda da dahil edildiğinde, net ithalatın 44 milyar dolara çıktığı hesaplanıyor. AB ile aramızdaki çelik dış ticaret açığı, son yıllarda AB’nin ekonomisinde yaşanmakta olan problemler dolayısıyla tüketimin azalmasının da etkisiyle, giderek artmaya devam ediyor. 2012 yılında, 2.4 milyar dolar seviyesine kadar ulaşan AB’den yapılan net çelik ürünleri ithalatında, 2013 yılının ilk çeyreğinde AB’deki hafif toparlanmanın da etkisiyle mevzi bir daralma gözlense de, açığın tümüyle kapanması mümkün görünmüyor. Sürekli bir şekilde aleyhimize gelişen mevcut duruma ve AB’nin Türkiye’ye yönelik ihracatının yüksek seyrini sürdürmesine  rağmen, Türkiye ticari ortağı gördüğü AB ile ticaretini ortaklık çerçevesinde değerlendirirken, Avrupa Birliği 1996 yılından bu yana Türkiye’ye karşı 3 defa damping soruşturması açmış ve 1 kez de ABD’nin Section 201 önlemine paralel olarak, ticaret sapması olasılığını ileri sürerek kapsamlı bir  korunma tedbiri uygulamış bulunuyor.

Avrupa Birliği, Türkiye’ye sağladığı imkânları, Türkiye’nin onayı olmadan diğer ülkelere de sağlarken, Türkiye çelik ürünleri açısından Avrupa Birliği’ne adeta özel bir pazar oluşturmuş bulunuyor. Son olarak Güney Kore ile yapmış olduğumuz Serbest Ticaret Anlaşması’nda, Kore menşeli soğuk haddelenmiş paslanmaz çelik ithalatı için  %2 gümrük vergisinin kaldırılmasından rahatsızlık duyan ve bunun Güney Kore’ye özel imkânlar tanınması anlamına geldiğini belirten Avrupalılar, yıllardır Cezayir, Meksika ve Güney Afrika ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye’ye de uygulanması, Türkiye’nin de bu imkânlardan yararlandırılması yönündeki taleplerimizi göz ardı ediyor.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği Anlaşmanın hükümlerini kendi çıkarları doğrultusunda tek taraflı olarak değiştiriyor. İkili bir anlaşmanın mantığı ile bağdaşmayan bu durumun kesinlikle düzeltilmesine ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle, Avrupa Birliği ile aramızdaki Gümrük Birliği bazındaki ilişkiler gözden geçirilirken, çelik sektörü ile ilgili hususların unutulmaması ve bilhassa uç teknolojilere yönelik yüksek katma değerli ürünlerin üretimine yönelik devlet yardımlarına izin verilmesi, AR-GE ve çevre yatırımlarına yönelik mevcut kısıtlamaların kaldırılması hususları, çelik sektörümüz açısından hayati önem taşıyor.

Dr. Veysel Yayan

Genel Sekreter