İthalat Baskısındaki Azalma Üretim Artışı Getirdi Tarih: 11 Şubat 2017

2016 yılının Aralık ayına ait üretim, tüketim ve dış ticaret rakamları belli oldu. Aralık ayında Türkiye’nin ham çelik üretimi, bir önceki yılın Aralık ayına kıyasla % 6.2 oranında artışla 2.84 milyon ton seviyesine yükselirken, nihai mamul tüketimi ise % 12.2 oranında düşüşle 2.40 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Aralık ayında ihracat % 9.7 oranında yükselişle 1.66 milyon ton seviyesine ulaştı. İthalat ise % 23.2 oranında düşüş gösterdi. Bu sayede Aralık ayında ithalatın ihracatı karşılama oranı % 93’den % 128 seviyesine yükseldi.

Aralık ayı rakamlarındaki olumlu gelişme, yılın tümüne de olumlu bir şekilde yansıdı. Yılın tümüne bakıldığında ihracatın % 1.2 oranında arttığı, ithalatın % 8.0 oranında gerilediği, bu sayede 2015 yılında % 95 seviyesinde kalan ihracatın ithalatı karşılama oranının % 95’den % 99 seviyesine yükseldi.

Üretimdeki olumlu gelişmeler, Türkiye’nin dünya çelik üretimindeki performansına da yansıdı. Dünya çelik üretimi, % 0.8 oranında yükselirken, Türkiye’nin çelik üretimi % 5.2 oranında arttı. Türkiye, sözkonusu üretim artışı ile dünya çelik üretiminde en büyük paya sahip 10 ülke arasında Hindistan ve Ukrayna’dan sonra üretimi en çok artan üçüncü ülke oldu. Üretim ve ihracattaki artış bu defa Türkiye’nin iç tüketimindeki artıştan kaynaklanmadı. Aksine 2016 yılında çelik tüketimi % 0.88 oranında geriledi. Yılın ilk yarısında % 6.3 oranında artan çelik tüketimi, ikinci yarıda, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan belirsizliğin etkisiyle hızla gerileyerek yıl sonunu -%0.88 ile kapattı. Yurtiçi tüketim gerilerken üretimdeki artış, ihracattaki sınırlı yükselişten ve özellikle ithalattaki % 8.0 oranındaki düşüşten kaynaklandı. Bu durum, ithalatın yurtiçi üretimi baskı altına aldığı tespitini bir kez daha doğrulamış oldu.

Tüm bu veriler, Türk çelik sektörünün 2016 yılını geçmiş yıllara kıyasla mütevazi de olsa olumlu gelişmelerle kapattığını ortaya koyuyor. Üretimdeki % 5.2’lik artış, bir yönüyle sevindirici olmakla birlikte, son üç yıl içerisindeki % 12’lik kaybı telafi etmekten uzak görünüyor. Benzer şekilde yıl sonu itibariyle ihracattaki % 1.2 oranındaki artış eğilimi, geçmiş yıllarda ulaşılan seviyeleri yakalamaktan çok uzak görünüyor. 2012 yılında ulaşılan 17.1 milyar dolar seviyesindeki Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatı, miktar yönünden gerilemenin ve fiyatlardaki düşüşün tesiriyle, 2016 yılında 10.8 milyar dolar seviyesinde kalmış bulunuyor.

2016 yılında dış ticaret açığının da % 11.7 oranında azalışa rağmen 55 milyar 966 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiş olması, Türkiye’nin toplam cari açığının giderek sürdürülemez bir noktaya geldiğini ortaya koyuyor. Bu durum, döviz kurlarını olumsuz yönde etkiliyor. Açığın kapatılamaması halinde, döviz kurlarının kontrol altına alınması mümkün görünmüyor. Bu yönüyle yurt içi girdi tedariki, geçmiş yıllardakine göre daha büyük önem kazanmış bulunuyor.

Türk çelik sektörü, bu konuda sahip olduğu potansiyel ile gerek dış ticaret açığının ve gerekse cari işlemler dengesi açığının kapatılmasına çok ciddi destek verebilecek konumda bulunuyor.

Ancak, bu yönde bir sonuç elde edilebilmesi, diğer ülkelerdeki gibi Türk çelik sektörünün de dampingli ürünlerin ithalatına karşı korunmasıyla mümkün görünüyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren başlıca çelik üreticilerinden Nucor’un,  2016 yılını 796.2 milyon dolar net kârla kapatmasının, ülkede uygulanan sıkı korunma önlemleriyle mümkün olduğu değerlendiriliyor. Önümüzdeki yıllarda da Nucor’un sürekli bir şekilde rekabet gücünü artıracağı öngörülüyor. Son olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın, göreve başlar başlamaz, ABD’deki tüm projelerde kullanılacak demir-çelik ürünlerinin, ilk eritme aşamasından başlayarak, tüm imalat sürecinin ABD sınırları içinde gerçekleştirilmesini şart koşan deklarasyonu, ABD’nin çelik ithalatına uygulamakta olduğu korumacı yaklaşımını, daha da sıkılaştıracağını ortaya koyuyor. Türk çelik sektöründe ise, bıçak sırtı marjlarla sürdürülen üretimin, mevcut durumun devam etmesi halinde önümüzdeki yıllarda sektörü tahrip edici sonuçlar doğurmasından endişe duyuluyor.

Yatırımların ve üretimin teşviki konusunda diğer sektörler için bir dizi teşvikin gündeme getirildiği ve çelik sektörünün Devlet yardımlarından hiçbir şekilde yararlandırılmadığı hususu dikkate alındığında, girdi maliyetlerini düşürecek tedbirlerin daha fazla geciktirilmeden uygulamaya aktarılması ve özellikle dampingli ithalat engellenerek, yurtiçi tüketimdeki ithal girdi payının asgari seviyeye düşürülmesi, yalnızca çelik sektörümüz için değil, aynı zamanda Türk ekonomisi için de hayati önem taşıyor.