Kapasite Fazlalığı, Dünya Çelik Sektörünü Olumsuz Yönde Etkiliyor Tarih: 24 Kasım 2016

5-6 Aralık 2013 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilen OECD Çelik Komitesi Toplantısı’nda, gündemin en önemli konuları arasında, “dünya çelik kapasitesindeki fazlalık, söz konusu kapasite fazlalığının çelik sektöründeki dengeleri bozucu etkileri ve bu sorunun çözümünü teminen, önümüzdeki dönemde atılması gereken adımlar” yer aldı. Global düzeydeki atıl kapasitelerin çelik sektörü üzerindeki olumsuz etkileri yanında, global çelik piyasasına ilişkin yavaşlayan büyüme beklentileri; çelik ve hammadde ticaretinde yaşanan ticari anlaşmazlıkların neden olduğu olumsuzluklar; çelik üreticilerinin enerji verimliliklerinin arttırılmasına yönelik potansiyel politika önlemleri tartışıldı.

Çelik sektörünün finansal durumunun, 1990’lı yılların sonlarında yaşanan ekonomik kriz dönemindekinden de kötü olduğunu; kapasite fazlalığındaki artışın, endüstrinin kârlılığına ilişkin beklentileri olumsuz yönde etkilediğini vurgulayan OECD Çelik Komitesi üyeleri, kapasiteleri suni bir şekilde destekleyen her türlü önlemden kaçınılması ve piyasa mekanizmasının kapasite kapanmalarına müsaade edecek şekilde çalışması gerektiğini savundu. Yeni kapasitelerin oluşmasını destekleyen veya zor durumda olan üreticilerin kapanmasını engelleyen devlet teşviklerinden ve ticareti sınırlandıran engellerden kaçınılmasının önemine vurgu yapan komite, Hükûmetlerin sektördeki dönüşümün teşvik edilmesine ilişkin olarak üstlenmesi gereken rollere dikkat çekti.

Global kapasite fazlalığı, düşük fiyatlar ve kârlılığın, çelik piyasalarının açıklığını ve dinamizmini olumsuz yönde etkileyen ticareti kısıtlayıcı önlemlerin uygulamaya aktarılmasına neden olduğuna, teşvikli ticaret ve damping uygulamalarının artış eğiliminde olduğuna vurgu yapan komite, bazı ülkelerin söz konusu haksız ticarete DTÖ kurallarına uygun ve yasal olan ticari önlemler ile karşı koymaya çalıştıklarına, ancak bazı üyeler tarafından, söz konusu önlemlerin suistimal edilmesinden kaçınılması gerektiğine de vurgu yaptı.

Gerçekten de dünya çelik sektöründeki kapasite fazlalığı, son 10 yılda ciddi bir artış göstermiş bulunuyor. Kapasite fazlalığının, 2003 yılındaki 206 milyon ton seviyesinden, 2013 yılında 555 milyon tona çıkması, çelik üretim kapasitesinin çelik tüketiminden daha hızlı bir şekilde yükselmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Dünya çelik kapasitesindeki artışta, yalnızca yeni kapasitelerin devreye girmesi değil, dünya çelik sektöründeki kamu ağırlığının devam ediyor olması ve piyasa şartları çerçevesinde kapanması gereken tesislerin devlet müdahaleleri ile sunî bir şekilde ayakta tutulması da, önemli rol oynuyor. Bu açıdan, demir çelik sektöründeki atıl kapasitelerin piyasa şartları çerçevesinde kapanmasına müdahale edilmemesi ve yeni kapasiteler oluşturulurken, katma değeri yüksek alternatif ürünlere yönelinmesi önem taşıyor. 

Kapasite fazlalığı, yalnızca ilgili ülkeleri değil, uluslararası piyasalardaki fiyatlar üzerinde yarattığı baskı ile, dünya çelik sektöründeki dengeleri de olumsuz yönde etkiliyor. Türk çelik sektörü, söz konusu kapasite fazlalığının fiyatlar üzerinde yarattığı baskı sonucunda, girdi ve nihai ürün fiyatları arasında makûl bir denge oturtma konusunda yaşadığı sıkıntılar yüzünden, üretim ve ihracatta kayıplar yaşarken, ithalatta da, karşılaştırmalı üstünlüklere sahip olan ve devlet yardımlarından yararlanan komşu ülkelerle rekabette zorlanıyor. Kapasite fazlalığının fiyatlar üzerine yarattığı baskı, ülkelerin koruma tedbirlerine yönelmesi gibi, dünya çelik sektörünü ve serbest ticareti olumsuz yönde etkileyecek sonuçlar da doğuruyor. 2013 yılında ABD, Fas, Kolombiya ve Mısır tarafından Türkiye menşeli ürünlere karşı açılmış bulunan soruşturmalar, herhangi bir önlemle sonuçlanmasa dahi, Türkiye’nin söz konusu ülkelere yönelik toplam çelik ihracatının 1 milyon ton civarında azalmasına neden olmuş bulunuyor.

Herhangi bir somut dayanağı ve gerekçesi olmadan ithalata karşı soruşturma açan ve çelik sektörlerine devlet yardımı uygulayan ülkeler, uygulamalarına ilişkin eleştirileri sessiz kalarak geçiştirmeye ve ısrarla kendi ülkelerindeki çelik sektörlerini stratejik gerekçelerle korumaya devam ediyor. Türkiye, bu açıdan çelik sektörü en az korunan ülkeler arasında yer alıyor. Çelik ürünlerimize karşı korunma önlemi alan veya soruşturma açan ülkeler ile devlet yardımı uygulayan ülkeler üzerinde kayda değer bir yaptırım gücümüz ve pazarlığa esas teşkil edebilecek bir kozumuz da bulunmuyor. Bu tür uygulamaların daha fazla yaygınlaşmaması için, “devlet yardımı ve koruma tedbiri uygulayan ülkelere karşı, benzeri tedbirlerin uygulamaya aktarılması ve bu tedbirlerin karşılıklı olarak kaldırılmasının görüşülmesi”, en etkili yaklaşım gibi görünüyor.

Geçerli bir dayanağı olmadan, geçici rahatlama sağlamak amacıyla soruşturma açan ve korunma önlemlerine sıkça başvuran ülkelere karşı, sadece ricacı konumunda bulunmak yetmiyor. Benzer enstrümanlar kullanılmadığı sürece, Türkiye’nin bu uygulamalar karşısında savunmasız bir görüntü vermesi kaçınılmaz görünüyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter