Kriz Şartları Rekabet Gücünün Önemini Arttırıyor Tarih: 24 Kasım 2016

Devam etmekte olan belirsizliklere rağmen, ABD ekonomisine ilişkin son veriler, toparlanma eğiliminin hızlandığını ortaya koyuyor. ABD’nin tersine, Euro Bölgesinden gelen son veriler ise, bölgenin yumuşak bir resesyon içerisinde olduğunu gösteriyor. Borcu yüksek olan Avrupa ülkeleri, AB ekonomisini aşağıya çekmeye devam ediyor. ABD, Rusya ve Japonya’da daha göreceli olarak daha hızlı bir toparlanma yaşanırken, Euro Bölgesi, Brezilya, Çin ve Hindistan’da toparlanma eğiliminde ciddi bir yavaşlama gözleniyor.
Mevcut veriler, AB ve NAFTA bölgelerinin çelik tüketimlerinin, 2012 yılında da kriz öncesi seviyeyi yakalamakta güçlük çekeceklerini ve belirsizlikler nedeniyle, her iki bölgenin büyüme hızında yavaşlama beklendiğini gösteriyor. En büyük ihraç pazarlarımız arasında yer alan, Orta Doğu ve Afrika bölgelerinin tüketimlerinde, bölgedeki politik karışıklıklardan olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyor. Ancak, sosyal huzursuzlukların yaşandığı ülkelerin etkisiyle, 2011 yılında gerilemesi beklenen bölgenin tüketiminin, 2012 yılında hızlı bir şekilde toparlanacağı tahmin ediliyor.
Mayıs ayında, 130 milyon ton ile, en yüksek aylık seviyeye ulaşan dünya ham çelik üretimi, sonraki aylarda Çin ve Avrupa’daki yavaşlamanın da etkisiyle, aylık bazda gerileme eğilimine girerek, Kasım ayında 115.5 milyon ton seviyesine kadar inmiş bulunuyor.
Bu arada, kriz döneminde artmaya devam eden global çelik kapasitesinin, 2013 yılına kadar artış eğilimini sürdürmesi bekleniyor. 2006-2010 döneminde, global ham çelik üretim kapasitesi, % 40.1’e tekabül eden 543 milyon ton artışla, 1 milyar 890 milyon ton seviyesine yükselirken, 2013 yılına kadar, global ham çelik üretim kapasitesinin, 2 milyar 116 milyon ton seviyesine ulaşabileceği değerlendiriliyor. 2005-2010 döneminde, dünya ham çelik üretim kapasitesindeki artışta, % 67 olan Çin’in payının ise, 2009 yılından itibaren Çin’in üretim artışında gözlenen ve önümüzdeki yıllarda hızlanarak devam edeceği değerlendirilen yavaşlama sebebiyle, 2011-2013 döneminde, % 40 seviyesine gerilemesi bekleniyor. 
Özetle 2008 yılında ortaya çıkan global finans krizinden farklı olarak, bu defa krizin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok farklı bir çerçevede yaşanması gibi, net bir ayrışma beklenmiyor. Özellikle, ABD’de 2008 yılında yaşanan krize neden olan sorunlara getirilen çözümlerin ve krizden alınan derslerin, öncekine kıyasla krize karşı daha hazırlıklı bulunulmasına imkân sağlıyor. Ancak, bu defa gelişmekte olan ülkelerin de, gelişmekte olan ülkelerle birlikte yaşanacak sıkıntılara daha fazla ortak olmaları bekleniyor. Türkiye’nin ise, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasında bir yerde, her iki taraftaki gelişmelerden de kısmen etkilenecek bir konumda olacağı değerlendiriliyor.
Bu durum, çelik sektörümüz için de geçerlilik taşıyor. 2011 yılında, çelik ihracatımızın % 16 civarındaki kısmını gerçekleştirdiğimiz AB bölgesinde yaşanacak resesyonun, çelik sektörümüzü olumsuz yönde, buna karşılık 2012 yılında Orta Doğu ülkelerinde sağlanacak kısmi istikrarın düzeltici etkisinin, 2011 yılından farklı olarak, çelik sektörümüzün bölgeye yönelik ihracatını olumlu yönde etkileyeceği tahmin ediliyor.
Her durumda, 2012 yılında derinleşme ihtimali bulunan Avrupa ve ABD’deki krizin, dünya çelik üretim kapasitelerindeki yüksek oranlı artışlar ile birlikte, rekabeti ön plana çıkartacağı ve kapasite kullanım oranlarını arttırmanın, ancak yüksek rekabet gücü ile mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Bu açıdan, Ekonomi Bakanlığımızın, GİTES çerçevesinde, hurda, demir cevheri, kömür ve ferro alyajlarda, yerli üretimi arttıracak teşvik mekanizmalarını, bir an önce uygulamaya aktarması, hayati önem taşıyor.