Kurulu Kapasiteyi Kullansak İthalatın Yarısını Üretebiliriz Tarih: 24 Kasım 2016

Geçtiğimiz yıl çelik ihracatının yüzde 6.6 düşerken, ithalatın yüzde 24.3 arttığını söyleyen TÇÜD Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, koruyucu tedbirlerle ithalatın yarısını üretebileceklerini belirtti
Türk çelik sektörünün 2013 yılında üretimi en fazla azalan ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, 2013 yılında çelik ihracatının yüzde 6.6 düşerken, ithalatın yüzde 24.3 arttığını bildirdi. Yayan, sektörü koruyucu tedbirlerin süratle alınması gerektiğini vurgulayarak “İthalatın 12 ay içinde toplam 12.5 milyar dolara yaklaşacağı düşünülüyor. Bunun 6 milyar dolarlık kısmını süratle kapatabiliriz. Bunun için yeterli kapasitemiz var” dedi. Ankara Sohbetleri’ne konuk olan TÇÜD Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, Ankara Temsilcimiz Ferit Barış Parlak ve arkadaşımız Özüm Örs’ün sorularını yanıtladı.

Çelik sektörü 2013’ü sıkıntılı geçirdi. Bunun sebebi nedir?
Çelik sektörümüzün son 12 yıl içerisinde gösterdiği performansla hep gurur duyduk. Bu süreçte çok ciddi üretim artışları yakaladık. Bu üretim artışları geçtiğimiz 2011 ve 2012 yıllarında bize dünyada üretimini en fazla artıran çelik sektörü olma vasfını da kazandırdı. Fakat bu yıl, dünyada üretimi en fazla azalan ülkeler arasında yer alıyoruz. Bu oldukça rahatsız edici bir durum. Bunun birkaç tane sebebi var. Bir taraftan uluslararası piyasada bir talep daralması var. İkincisi temel girdilerimizden olan hurdada fiyat artışları söz konusu oldu. Bunun daha da ötesinde, nihai ürün fiyatlarını, girdi maliyetlerine göre ayarlayabilme esnekliğimizi, dünya çelik sektöründeki atıl kapasiteler nedeniyle kaybettik. 550 milyon ton fazla kapasite var; dolayısıyla dünyanın bir yerinde fiyatlar hafif oynadığında hemen üretime geçip piyasanıza girmeye hazır güçler var. Ayrıca, atıl kapasitelerin fiyatları baskıya alması sebebiyle dünya çelik sektöründe korumacı tedbirler yaygınlaştı. Mısır’ın Türkiye’ye karşı aldığı yüzde 6.8 oranında koruma tedbiri vardı. O tedbiri kaldırdılar ama tedbirin devam ettiği 6 aylık süre zarfında, Mısır’a yönelik ihracatta 400 bin ton kaybımız oldu. ABD’nin bizim kaya gazı ve doğalgaz borularına karşı açmış olduğu soruşturmalar, telafi edici önlem soruşturması ve inşaat demiri için damping ve telafi edici önlem soruşturmaları var. Bu soruşturmalar açıldığı anda o bölgelere yönelik ihracatımız bıçakla kesilir gibi durdu. Bu soruşturmalar sebebiyle ihracatımız 1.5 milyon ton düştü.

Ekim ayından itibaren üretimde iyileşmeler oldu. Bu durum aralıkta niye tersine döndü?

Evet, iyileşmeler vardı. Hatta biz Kasım ve aralık aylarında iyileşme artar ve bu kayıplar yüzde 2’nin altına düşebilir diye düşünüyorduk. Fakat aralık ayında elektrik kesintileriyle karşı karşıya kaldık. Son yıllarda elektrik üretiminde yetersizlik yaşanan her dönemde, elektrik kesintileriyle öncelikle demir çelik sektörüne başvuruluyor. Bizim tesislerimiz adeta alternatif bir santral gibi düşünülüyor. Elektrik üretilmediğinde, elektrik tüketimi kesilerek enerji bolluğu yaratılıyor. Bu geçmişte, ilk gündeme geldiğinde rahatsızlığımızı beyan etmiş, bunun bizi ciddi zararlara soktuğunu ifade etmiştik. Tekrar gündeme geldiğinde ‘halledilecek’ denildi, fakat hala halledilmedi. Bu problemler çelik sektörünün sırtından çözülmeye çalışılıyor. Bizim üretimimizi durdurmamız, orada çalışan işçilerin ücret maliyetleri kayıp olarak ortaya çıkıyor. Üretimi durdurmanın bir takım başka maliyetleri de var. Sabit giderler var. Limanda bekleyen gemilerin demoraj ücretleri var. Kâr kayıpları var, üretimi durdurmanın ve tekrar başlamanın bir takım kayıpları var.

Bu kayıpları kapatmak için bir adım atılmıyor mu?
Bu yıl ilk defa şöyle bir şey oldu. “Haklısınız, bu kayıpları tazmin etmenin bir mekanizmasını kuralım” denildi. Biz de elektrik enerjisi kullanmaktan vazgeçerek sisteme yapmış olduğumuz katkıyı fiyatlandırmak gibi bir mekanizma üzerine çalıştık. Bunun mevzuat altyapısı henüz yok ama Bakanlığın bu konuda “evet, ciddi bir şekilde mağdur oluyorsunuz” demesini memnuniyetle karşılıyoruz. İkincisi; evvelden sadece bize başvurulurdu. Şimdi diğer sektörlere de, kısmen de olsa başvuruluyor. Bu da daha adil bir yaklaşım.

Geçtiğimiz dönemde paslanmaz çelikten yassı hadde mamullerinin ithalatında gümrük vergisi oranı yüzde 2’den yüzde 8’e çıkarıldı. Bu atılan önemli bir adım değil mi?
Hiç şüphesiz önemli. Ancak paslanmaz çelikte ithal yarı ürüne dayalı sınırlı bir üretim var. En çok ithalât yassı ürünlerde. İlk 11 ayda yassı ürün ithalatımız, 6.5 milyon tonu geçmiş. Yassı ürünlerde bizim kapasitemiz 16 milyon ton. 2012’de bunun 9 milyon tonunu kullanmıştık. Biz bu kapasitenin bu yıl daha yüksek oranlarda kullanılacağını beklerken, kapasite kullanımında düşüş oldu. 9 milyon tonun da aşağısına düştü. On bir aylık dönem itibariyle, yassı ürünlerde yüzde 5.8 oranında üretim düşüşü var. Oysaki biz bunun en az yüzde 10-15 civarında artmasını bekliyorduk. Yassı ürün ithalatı sistemli bir şekilde artmaya devam ediyor. Sadece yassı ürün ithalatı için yapmış olduğumuz kaynak tahsisi, ilk 11 ayda 5.3 milyar dolar. Bu yılsonu itibariyle 5.7 milyar dolar olur. Bunun yüzde 70-80’ini Türkiye’de üretebilecek iken, siz kalkıp bu ürünleri dışardan alırsanız, o zaman sizin dış ticaret açığını kapatma yönündeki iradenizde bir zayıflık var demektir. 

Kapasitemiz var ama kullanmıyoruz ve dışarıdan getiriyoruz.  Bunun sebebi fiyat mı?
Evet. Bizim komşularımızın karşılaştırmalı üstünlükleri var; enerji, cevher ve işçilik bakımından. Bunun ötesinde hurda ihracatına sınırlama getirmişler, yüzde 15 değerinde vergi uyguluyorlar. Geçmişte bu oran yüzde 18 idi. Kendi iç üreticilerine hurdayı yüzde 15 avantajla kullanma imkanı verecek şekilde desteklemek anlamına geliyor bu. Bunun yanında, devlet bir takım dolaylı yardımlarda bulunuyor. Bu avantajı kullanıp zaman zaman dampingli fiyat uyguluyorlar. Bunları topladığınız zaman bize göre daha avantajlı duruma geliyorlar. Bizim bunlara karşı tedbir almamız söz konusu olmadığı gibi, dünyanın uyguladığı vergileri de uygulamıyoruz. Aramızda bir STA olmadığı halde, Rusya ve Ukrayna’ya haddecilerin kullandığı yassı sıcak ürünler için uygulanan vergi oranı, sadece yüzde 5. Bu düşük bir oran. Bu oranla siz oradan yapılan ithalatı durduramazsınız. Dahilde İşleme Rejimi’nde Ayniyat Tespiti yok. Biz Ayniyat Tespiti’nin ve Kalite Tespiti’nin yapılması gerektiğini söylüyoruz. Ama henüz yapılamıyor. İkinci önemli gerekçe bu. Bizim rekabetçi olmamıza engel olan üçüncü husus da, bizim ithalatımızda katı yakıtlardan ve hurda ithalatımızdan yüzde 0.5 ve yüzde 1 oranında vergi alınıyor. Bu ton başına 2-3 dolarlık bir kesinti anlamına geliyor. Buradan 2-3 dolar, TRT payından enerjiden dolayı 3-4 dolar, hafta sonunda gece tarifesi uygulanıyor oradan da 5-6 dolar; hepsini toplayınca 10-15 dolar fark ortaya çıkıyor. 10-15 dolar bizim sat ya da satma kararını verdiğimiz bir fark. Artık devlet ‘ben yaptım oldu’ uygulamasını bırakmalı.

Kapanan fabrika oldu mu?
Maalesef oldu. 2.4 milyon ton kapasiteli bir fabrika artık ham çelik üretmiyor. Bu şartlarda üretimde sıkıntı çekiyor. Düşük kapasite kullanımıyla çalışan bir sürü fabrikamız var. Çok büyük yatırım ve son derece gelişmiş teknolojilerle üretim yapan bir kapasite. Bu tesisin rekabet etmekte güçlük çekmesi çok önemli bir göstergedir. Bunların üzerindeki yüklerin derhal kaldırılması gerektiğinin göstergesidir. Dolayısıyla bizim üzerimizden bu tür yüklerin kaldırılmasına ihtiyacımız var.

Üretmediğimiz niş ürünlere yönelik girişimler neler?
Türkiye 5-6 yıl öncesine kadar yapısal çelik ürünlerini ithal eder bir konumdaydı. Şimdi Türkiye artan oranlarda bunu üretiyor ve ihraç ediyor. Mesela Özkan Demir Çelik, İzmir Demir Çelik gibi tesislerin üretimleri hep buna yöneliktir. Keza vasıflı çelik üretiminde de gelişme var. Bütün bu tesisler, yeni kapasiteler Türkiye’de üretilmeyeni üretmeye yönelik olarak düşünülüyor. Yassı çeliklerde kuruluşlarımız bugüne kadar üretilmeyen, otomotiv sektöründe veya diğer sektörlerde ithal edilen ürünleri üretecek şekilde bir organizasyon içerisinde. Son olarak paslanmaz çelik konusunda bir gelişme oldu. Önümüzdeki yıllarda onun da ham çeliğini Türkiye’den üretir hale gelmeyi ümit ediyoruz. Ayrıca, santral kurma durumunda olan kuruluşlarımız var. Termik, hidroelektrik santralleri, yenilenebilir enerji santralleri olan var. Yenilenebilir enerjiyi ciddiye almak lazım. Türkiye’nin enerji yetersizliği sorununun çözümüne çelik sektörü katkıda bulunuyor. Hiçbir ülkenin stratejisinin daha az üretmeye ve sadece tasarruf etmeye dayalı olarak gelişeceğini düşünmüyoruz. Mutlaka daha fazla üretebilir durumda olmak gerekiyor. Dikkat ederseniz son 2 yıldır ihracatta patinaj yapıyoruz. 500 milyar dolar hedefinin, 2-3 yıl sonra ulaşılması imkansız bir hedef haline gelmesini istemiyorsak, o hedeflerin arkasına irademizi de koymamız lazım. Bunun gerektirdiği tedbirlerin alınmasını bekliyoruz. Biz o hedeflere inandık. İnandığımız için de kaynak tahsisi yaptık. Şimdi o kapasiteleri efektif bir şekilde kullanabilmemiz için gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz.

2014 yılına yönelik hedef ve öngörülerinizi paylaşabilir misiniz?
Bu yıla iyi başlamadık. İhracatçı Birlikleri’nin geçici verilerini değerlendirdiğimizde, geçen yıl ihracatçı sektörler arasında çelik sektörü yüzde 10.4 düşüş ile, ihracatı en fazla düşen sektör oldu. Bizden başka düşüş yaşayan tek sektör olan elektrik, elektronikte yüzde 0.8’lik düşüş oldu. Diğer sektörler pozitifler. Üretimde ise yüzde 3.2 civarında düşüş oldu. 2014 yılının ilk 10 günün ihracat rakamları da çok parlak değil. Yüzde 3’lük bir ihracat artışı görülüyor. Bu artış geçen yılın yüzde 7 civarındaki kaybının yüzde 3’ünü düzeltiyor demek. 2012’nin rakamlarına ulaşıyoruz anlamına gelmiyor. Bunu mutlaka tersine çevirmeliyiz. Bu yıl, üretimimizi yüzde 7-8 civarında artırmayı öngörüyoruz. Bu, aslında reel anlamda bu yılki kayıpları dikkate almazsak, yüzde 4-5 civarında bir artış anlamına gelir. İhracatımızın da yüzde 10 civarında artacağını ümit ediyoruz. İhracattaki kayıpları dikkate alırsak, bu 2012 seviyesine ancak ulaşma anlamına geliyor.

Kişi başı tüketim yüzde 10 arttı
Üretimden bahsettik, peki çelik tüketimi ne kadar?

2013 yılı içerisinde Türkiye’nin kişi başı çelik tüketimi yüzde 10 civarında arttı. Bu tüketim 2001’de 150 kilogramdı, şimdi 435 kilogram seviyesine geldik. İstikrar sürerse, önümüzdeki yıllarda bu rakam artacaktır. Artacak olan çelik tüketimini yurtiçinden karşılamak her zamankinden önemli. Çünkü geldiğimiz noktada 30 milyon tonu geçen bir çelik tüketimi var. Önümüzdeki yıl 32 milyon tona ulaşacağımızı düşünüyoruz. Bu miktar çelikten daha fazla çeliği üretir ve bunun bir kısmını ihraç edip ilave gelir sağlar durumda olmamız, Türkiye ekonomisi için hayati önem taşıyor. Şimdiye kadar bunu başardık, bundan sonra da başarmaya devam edeceğiz. 

‘Piyasamız yolgeçen hanı gibi’
Sektörü daha da ileriye götürmek için neler yapmalı?

Yapılması gereken bu sektörün önünü açıcı tedbirler almak. Bir kere ABD bile buluttan nem kapar vaziyette. Kendi kuruluşlarının en ufak zarar etme ihtimali gündeme geldiğinde, hemen koruma tedbirleri alıyorlar. Ama bizim piyasamız affedersiniz yolgeçen hanı gibi. Değil tedbir almak, ilk 11 ayda, ihracatımızda miktar yönünden yüzde 6.6 oranında düşüş olduğu bir dönemde, ithalatımız miktar yönünden yüzde 24.3 artmış. Bu çok ciddi bir rakam. İhracatımızın ve üretimimizin düşmesi bizim sektörün zor durumda olduğunun göstergesi iken ve bu sebeple ithalatı sınırlandırıcı tedbirler almak gerekirken, bizde ithalat serbest bırakılmış. Ciddi tedbir alınmamış. Burada bir terslik söz konusu. Çelik sektörü stratejik bir sektör ise ki AB olduğunu söylüyor, bizim de koruyucu tedbirler almamız lâzım.

Dr. Yayan’ın dikkat çektikleri
Ferit B.PARLAK

Savunma Müsteşarlığı yaptığı dönemde, ithal edilen ürünlerin yurtiçinde üretimi ile ilgili çalışmalarından da hatırladığımız Veysel Yayan ile TOBB Demir ve Demir Dışı Metaller Meclisi Başkanlığı görevini de üstlendiği 2010 yılında yaptığımız ve yine bu sayfada yayımladığımız sohbetin özetini şöyle çıkarmışız:
“Dünya ekonomileri ince hesapların yapıldığı bir dönemden geçerken, biz, birçok alternatifimiz varmış gibi”, “Şu sektördeki ihracatın büyük bölümünü ithal girdiler oluşturuyor; üretip ihraç etmesek de olur!”, “Şu sektördeki üretim fazla katma değer yaratmıyor, üretim anlamsız” gibi tartışmalarla vakit geçiriyoruz. Dolaylı yollardan ‘öğrenmeyin’/ ‘vazgeçin’/’üretmeyin’ şeklinde telkinde bulunanlara gereksiz yere kulak kabartıyoruz. Son 10 yılda üretim ve ihracat rakamını katbekat artırıp, teknolojisini de geliştiren demir çelik sektörü de bu karalama kampanyasının hedefinde.”
2013 rakamları, o kampanyaların işe yaradığını gösteriyor. İthalat artıyor, üretim ve ihracat azalıyor. 10 yıldır cari açığı kapatma görevini yerine getiren/ övündüğümüz demir çelik sektörü bugün ilgi bekliyor.

Kaynak: Dünya Gazetesi, 13 Ocak 2014

http://www.dunya.com/kurulu-kapasiteyi-kullansak-ithalatin-yarisini-uretebiliriz-215181h.htm