Son Yılların En Kötü Çeyreğini Yaşadık Tarih: 24 Kasım 2016

Eylül ayında 3.02 milyon ton ile yılın en yüksek ikinci üretim seviyesinin yakalanmış olmasına rağmen, üçüncü çeyrekte, Türkiye’nin ham çelik üretimi bir önceki çeyreğe kıyasla % 5.6 oranında, geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla ise, % 8.9 oranında düşüş gösterdi.

Türkiye’nin ham çelik üretimi gerileme eğilimi gösterirken, nihai mamul üretimi ve tüketimi artış eğilimini güçlendirerek sürdürdü. Yılın ilk 9 aylık döneminde, Türkiye’nin nihai mamul üretimi % 4.8, nihai mamul tüketimi ise % 8.6 oranında artış gösterdi. Yılın üçüncü çeyreğinde, 9.17 milyon ton seviyesinde gerçekleşen Türkiye’nin nihai mamul üretimi, yarı mamul ithalatındaki artışın da desteği ile, bir önceki çeyreğe göre % 0.4, geçen yılın aynı çeyreğine göre ise, % 6.2 oranında artış gösterdi. Üçüncü çeyrekte 8.3 milyon ton seviyesinde gerçekleşen nihai mamul tüketimi ise, 8.41 milyon ton seviyesinde gerçekleşen ham çelik üretimine ve ithal yarı mamul desteğiyle 9.17 milyon ton seviyesinde gerçekleşen nihai mamul üretimine, ilk kez bu kadar çok yaklaştı. Çelik tüketimindeki artışın uzun ürünlerde yaşanması, yassı ürün tüketiminin azalması, inşaat sektöründeki güçlü büyümeye karşılık, endüstriyel çelik tüketicilerindeki durgunluğu net bir şekilde ortaya koydu.

Yılın ilk 9 aylık döneminde, ihracat miktar bazında %5.2 oranında geriler iken, ithalatın % 28.4 oranında artması sonucunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı % 155’ten % 125’e geriledi. Hurda ve yarı mamul fiyatları arasındaki marjın daraldığı dönemlerde, üreticilerin ithal yarı mamullere yönelmesi sebebiyle, yarı ürün ithalatı % 76 oranında artış gösterdi. Yurt içinde yeterince kapasite oluşturulmuş olmasına rağmen, slab üretimi % 9.3 oranında gerilerken, yassı mamul üretimi ithal slabın desteği ile % 8 oranında artış gösterdi.

Çeyrek bazında, ihracat son yılların en kötü performansını yılın üçüncü çeyreğinde gösterdi. İhracat bu yılın ikinci çeyreğine ve geçen yılın üçüncü çeyreğine kıyasla % 16 civarında düşüş gösterdi. İthalat ise, kademeli bir şekilde artış göstererek, geçen yılın ilk çeyreğindeki 2.68 milyon tondan, bu yılın üçüncü çeyreğinde 3.85 milyon tona kadar yükseldi.  Söz konusu tabloda, sektörün ihraç pazarlarındaki rekabet gücünün zayıflamasından dolayı üretimini kısmak durumunda kalması etkili oldu.

Sektörün üretim ve ihracatındaki gerilemede, rekabet gücündeki azalma yanında, ihraç pazarlarda yaygınlaşan koruma tedbirlerinin de önemli bir etkisi bulunuyor. Son olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nde, ciddi bir hazırlık yapılmadan, Türkiye’nin teşvik mevzuatının tercüme edilerek hazırlanan dosya üzerinden, AKÇT ile aramızdaki Serbest Ticaret Anlaşması’na göre, Türkiye’de çelik sektörüne herhangi bir devlet yardımının olmadığı bilindiği halde, inşaat demiri ve boru ürünleri ihracatımıza karşı, hem anti-damping hem de telafi edici vergi soruşturması açılmasına karar verilmesi, ciddi rahatsızlık yaratıyor. Üstelik İran yaptırımları çerçevesinde, Türkiye’ye yıllık 500 milyon dolar civarında ihracat zararı veren ABD’nin, açmış olduğu söz konusu soruşturmalar, Türkiye’nin çelik ihracatına, yeni bir darbe anlamına geliyor.

Şikayetin yapılması ile birlikte, Türkiye’nin ABD’ye yönelik ihracatı sıfır noktasına kadar gerilemiş bulunuyor. Tüm bunlara rağmen, ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu tarafından yapılan ilk incelemeler neticesinde, somut ve geçerli gerekçelere dayanmasa da, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde karar alınması, ABD çelik sektörüne, ithalata karşı ek bir korunma sağlanması anlamına geliyor. Türk çelik ihracatçılarının piyasalarında bulunmamasından istifade eden ABD’li çelik üreticileri, soruşturmanın sonucunu dahi beklemeden,  daha şimdiden fiyatlarını ton başına 20-30 $ yükseltmiş bulunuyor.

Hurdadan, enerjiye ve taşıma masraflarına kadar, bir dizi avantaja sahip olan ABD’li üreticilere sağlanan bu ek imkânlar, haksız rekabete ve ABD ekonomisinin içinin boşalmasına yol açıyor. Bu durum, ‘stratejik ortaklık’ olarak açıklanan ilişkilere de aykırılık taşıyor. Maalesef ABD’li dostlarımız, meselelere her zaman kendi çıkarları doğrultusunda bakıyor. Füze ihalesinde olduğu gibi, muhataplarının çıkarlarını gündeme getirmelerini, hasmane bir tavır olarak algılayan ‘ortaklarımız’, kendilerinin açık hasmane tavırlarını hak olarak görüyor. Bu bakış tarzı, uzun vadeli ve dengeli işbirliği anlayışı ile bağdaşmıyor. ABD’nin dostlarından beklediği olumlu yaklaşımı, kendi uygulamalarına da yansıtması, ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturtulması açısından hayati önem taşıyor. Bu yönüyle, çelik sektörümüzün mağduriyetine yol açan bu uygulamaların, süratle gözden geçirilmesine ihtiyaç duyuluyor. Subjektif beklentilere dayalı bir zeminde, kalıcı ortaklık geliştirmek mümkün görülmüyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter