Soru – Cevap: Dünya Gazetesi Çelik Servis Merkezleri Eki Tarih: 24 Kasım 2016

-Türkiye demir çelik sektörü 2011 yılını nasıl bir performansla geçirdi?
Türk çelik sektörü, 2011 yılında olağanüstü bir performans göstererek, dünyanın en büyük çelik üreticileri arasında, üretimini en fazla arttıran sektör konumunu elde etmiştir. Kriz döneminde, pek çok büyük çelik üreticisi ülkede, talepteki daralmanın da etkisi ile, % 40’lara varan üretim düşüşleri yaşanırken, Türkiye’de, ekonomideki daralmanın sınırlı seviyede kalması, çelik üreticilerinin ihraç satışlarında alternatif pazarlara yönelebilme başarısı göstermesi ve sektörün yatırım maliyetlerindeki azalmayı değerlendirerek, yatırımlarını sürdürmesi, krizi daha rahat atlatmasına imkân sağlamıştır. Kriz döneminde yatırımları sürdürülen yeni kapasitelerin, 2010 ve 2011 yıllarında üretime başlamaları, sektörün üretim performansına da olumlu bir şekilde yansımıştır. Böylece, sözkonusu tesislerin katkılarıyla elde edilen performans sayesinde, Türk çelik sektörü % 17 gibi yüksek bir büyüme oranı yakalamıştır.

Türk çelik sektörünün bu başarıyı göstermesinde, kriz döneminde sürdürülen yatırımların, Türkiye’de üretimi bulunmayan veya yetersiz olan ürünlere yönelmesi de etkili olmuştur. Son yatırımlarla, ağırlıklı bir şekilde ithalat yolu ile karşılanan ürünlerin, ciddi miktarlarda Türkiye’de de üretilmeye başlanması, bir taraftan ithal ikâmesi sağlarken, diğer taraftan da yeni ihraç kalemlerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunarak, çelik sektörünün iç ve dış piyasalara sunduğu ürünlerin çeşitliliğinin artması sonucunu doğurmuştur.

Bu durum, aynı zamanda, 2011 yılında yurtiçi tüketimde gözlenen 3.5 milyon ton civarındaki artışa rağmen, ithalatın gerilemesine, ihracatın artmasına ve ihracatın ithalâtı karşılama oranının, 8 puan artışla, % 141 seviyesine yükselmesine imkân sağlamıştır.

Sektör kuruluşlarının yeni ürünlere yönelik yatırımlarının devam ettiği ve henüz üretime başlayan tesislerin yıl içerisinde daha yüksek kapasite kullanım oranlarına ulaşacakları dikkate alındığında, yaşanmakta olan global krize rağmen, 2012 yılında, çelik sektörümüzün dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme trendi yakalaması, ithalâttaki düşüş eğiliminin devam etmesi ve çelik ihracatının gerek miktar, gerekse değer yönünden yükseliş eğilimini sürdürmesi beklenmektedir.

2011 yılındaki bir diğer sevindirici gelişme ise, ham çelik üretiminde gözlenen % 17 oranındaki artışa rağmen, sektörün temel girdilerinden olan hurda ithalatındaki artışın, % 11.8 seviyesinde kalması olmuştur. 2011 yılında yerli hurda tedariğinde sağlanan % 54 oranındaki artışın, bir taraftan çelik tüketiminin artmasından, diğer taraftan da Ekonomi Bakanlığı’nın yurtiçi girdi tedariği konusundaki yoğun çabalarından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

2011 yılında Türkiye’nin ham çelik üretimi, % 17 oranında artışla, 34.1 milyon tonluk rekor seviyeye ulaşmıştır. 2011 yılında, dünya ham çelik üretimi 1 milyar 526 milyon ton seviyesine yükselirken, Türkiye’nin toplam dünya üretimi içerisindeki payı % 2.2 seviyesinde gerçekleşmiştir. 

-Sektörün ihracat rotası, 2011 yılında hangi ülkeler ve bölgelerde yoğunlaştı?
2011 yılında, demir çelikten eşya ve boru ürünleri de dahil olmak üzere, Türkiye’nin toplam demir çelik ihracatı miktar açısından % 5.3 oranında artışla, 17.60 milyon tondan, 18.54 milyon tona; değer açısından ise, fiyatların yükselmiş olmasının da etkisiyle, % 25.2 oranında artışla, 13.29 milyar dolardan, 16.63 milyar dolara yükselmiştir.

 İhracatta değer yönünden sağlanan performans tatmin edici olmakla beraber, miktar yönünden elde edilen büyüme, Orta Doğu, Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkelerindeki belirsizlikler nedeniyle, beklentilerin gerisinde kalmıştır.

2011 yılında, Türkiye’nin demir çelik ürünlerinde en büyük ihraç pazarı konumunda bulunan Orta Doğu bölgesine yönelik çelik ürünleri ihracatı, % 12.7 oranında düşüşle, 7.08 milyon tona; 2010 yılında Türkiye’nin en büyük ikinci ihraç pazarı konumunda bulunan Kuzey Afrika’ya yönelik ihracat ise, % 31 oranında düşüşle, 1.83 milyon tona gerilemiştir. 2011 yılında Orta Doğu & Körfez ülkeleri ile Kuzey Afrika bölgesine yönelik ihracatımızdaki düşüşte, yaşanan sosyal ve politik istikrarsızlıkların, bölge ülkelerindeki tüketimi azaltması etkili olmuştur. 2011 yılında, sözkonusu 2 bölgeye yönelik demir çelik ürünleri ihracatının değeri 7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, ihracatta 1.4 milyar dolar civarında kayıp yaşanmıştır.

2011 yılında çelik sektörümüz, en büyük ihraç pazarları olan Orta Doğu, Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerindeki kayıplarını, AB, Güney Amerika ve Uzak Doğu gibi alternatif piyasalara ağırlık vererek dengelemiş ve ihracat artışını sürdürebilmiştir. Bu durumun, kapasite kullanım oranlarına da yansıdığı ve 2010 yılında % 71 seviyesinde olan kapasite kullanım oranının, 2011 yılı itibariyle, mevzi bir iyileşme ile % 76 seviyesine ulaştığı gözlenmiştir. En büyük ihraç pazarlarımız arasında yer alan Orta Doğu, Körfez Ülkeleri ve Kuzey Afrika’da yaşanan sosyal problemler, sözkonusu karışıklıkların yaşandığı ülkelere yönelik ihracatımızı olumsuz yönde etkilemiş olmakla beraber, bu ülkelerdeki rejimlerin daha sağlam bir çerçeveye oturması, gelir dağılımının daha sağlıklı bir yapıya kavuşması sonrasında, bu ülkelerdeki yatırımların ve çelik tüketiminin yeniden hızla artmaya devam edeceği ve bu defa Türk çelik sektörü için büyük bir fırsat oluşturacağı tahmin edilmektedir.

2012 yılında, gelişmiş ülke ekonomilerindeki yavaşlamaya ilişkin belirsizlik nedeniyle, özellikle AB ülkelerine yönelik ihracatımızın, mevcut seviyelerini korumakta dahi zorlanabileceği, buna karşılık gelişmekte olan ekonomilere yönelik ihracat artışının devam edeceği değerlendirilmektedir. Türkiye’nin ihracatının gelişmesinde, Orta Doğu, Körfez, Kuzey Afrika ve komşu ülkelerde istikrarın temini büyük önem taşımaktadır. Mısır,  Libya ve Tunus’un göreceli olarak istikrara kavuşmasının, Kuzey Afrika’ya yönelik ihracatımıza olumlu etki yapması beklenirken, komşu ülkelerden Suriye ve Irak’taki istikrarsızlığın, bu ülkelere yönelik ihracatımızı olumsuz yönde etkilemesinden endişe duyulmaktadır.

– Son dönemde Ülkemizde özellikle yassı ürüne yapılan yatırımları değerlendirirmisiniz?
Son yıllarda yassı ürün üretimine yönelik olarak yapılan yatırımlar neticesinde, 2007 yılından bu yana slab üretimi, kriz etkilerinin hissedildiği 2009 yılı da dahil olmak üzere, kesintisiz bir şekilde artış göstermiştir. Slab üretimi, 2010 yılındaki 7.3 milyon ton seviyesinden, 2011 yılında 9.7 milyon tona ulaşmıştır. 2011 yılının Mayıs ayında üretime başlayan MMK ile İsdemir ve Habaş’taki yatırımlar da göz önünde bulundurulduğunda, slab üretiminin son 2 yılda olduğu gibi, önümüzdeki birkaç yıl boyunca da hızlı artışını sürdüreceği tahmin edilmektedir. Slab üretiminde yaşanmakta olan artışın, büyük ölçüde yassı ürünlerden oluşan çelik ithalatımızı sınırlayıcı bir rol oynayacağı ve sektörün, Türkiye’nin ödemeler dengesi açığının kapatılmasına olan katkısını önemli ölçüde arttırmasına imkân sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Son yıllarda, çelik sektörümüzün, pek çok büyük çelik üreticisi ülkeye kıyasla daha yüksek bir performans göstermesinde, yeni kapasite kurulması ile kapasite genişletme çalışmalarının önemli bir etkisinin olduğu gözlenmektedir. Çelik sektörümüzde, yeni kapasite ve ürün yatırımlarının, önümüzdeki dönemde, yapısal, vasıflı ve paslanmaz çelikleri de kapsayacak şekilde, hızla devam etmesi beklenmektedir. Sözkonusu yatırımlarla, Türkiye’nin çelik ergitme kapasitesinin, 2010 yılındaki 42.7 milyon ton seviyesinden, 2015 yılında 55 milyon ton; slab üretim kapasitesinin ise, 2010 yılındaki 13.4 milyon tondan, 20 milyon ton seviyesine ulaşacağı öngörülmektedir.

Son zamanlarda, yassı ürün üretiminin hızlı bir şekilde artmasına paralel olarak bu ürünlerde de, süratle net ihracatçı pozisyonuna geçeceğimiz düşünülüyordu. Ancak yassı ürün kapasitesinin artmasıyla birlikte, özellikle sözkonusu kapasitelerin oluştuğu bölgelerde, yassı ürünü girdi olarak kullanan sanayi dallarının oluşmaya başladığı gözlenmiştir. Dolayısıyla, yeni kapasitelerin sadece yassı ürünlerin ithalatının azaltılması, ihracatının arttırılması yönünde doğrudan katkı sağlamakla kalmayıp, ithal girdiye dayalı yatırımı riskli gördükleri için bekleyen yassı ürün tüketicisi sektörlerin yatırımlarının hızlandırılması yolu ile de, ülke ekonomisine katkı sağlaması beklenmektedir. Bu durumun, daha önce 2013 olarak hedeflenen yassı ürünlerde net ihracatçı pozisyonuna geçişi bir miktar geciktirebileceği tahmin edilmektedir. Her halükârda, yassı ürün konusundaki gelişmelerin, katma değer, ürün çeşitliliği ve ihracat açısından çok ciddi imkânlar sağladığını söylemek mümkündür. Bu sayede, önümüzdeki yıllarda, Körfez ülkelerinde uzun ürün piyasasının daraldığı dönemlerde, çelik sektörümüzün yassı ürünlerde yeni ihracat fırsatları geliştireceği tahmin edilmektedir.  Bu ürünlerin daha etkili bir şekilde pazarlanabilmesi için, yalnızca Türkiye’de değil, komşu ülkelerde de servis merkezlerinin kurulmasına ve üretilen yassı ürünlerin katma değeri daha yüksek bir şekilde ihraç edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yönüyle, yassı çelik üretimindeki artışın yassı ürün tüketen yeni sanayi kollarının kurulmasını tetikleyerek, yassı ürün tüketiminin de artmasına ve yeni servis merkezlerinin kurulmasına imkân sağlayacağı değerlendirilmektedir.

– Çelik servis merkezleri hakkında kısaca bilgi verirmisiniz?
Mevcut durum itibariyle, Türkiye’de toplam kapasiteleri 8 milyon tonu aşan 100 civarında çelik servis merkezi faaliyet göstermektedir. Sözkonusu servis merkezlerinden bir kısmı otomotiv, bir kısmı beyaz eşya sektörlerine yönelik çelik işlemekte, önemli bir kısmı da genel amaçlı servis hizmeti vermektedir. Türkiye’de yassı ürün üretiminin ve ürün çeşitliliğinin artması, bir taraftan bu ürünleri kullanan yeni sanayi kollarının oluşmasına katkı sağlarken, diğer taraftan da bu sektörlerin kullanacağı çeliği işleyecek servis merkezlerinin sayısında artış gözlenmesi beklenmektedir.

– 2012 yılına yönelik çelik sektörüyle ilgili öngörüleriniz neler? Sektörün önümüzdeki dönem hedefleri neler?
Çelik ihracatımızın % 16, ithalâtımızın ise % 42 civarındaki önemli bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz AB bölgesinde yaşanacak resesyonun, 2012 yılında çelik sektörümüzü olumsuz yönde, buna karşılık Orta Doğu ülkelerinde sağlanacak kısmi istikrarın düzeltici etkisinin, sektörümüzün bölgeye yönelik ihracatını olumlu yönde etkileyeceği tahmin edilmektedir.

2012 yılında, üretimimizin % 10 civarında artışla, 38 milyon ton, ihracatımızın miktar yönünden % 7 civarında artışla 20 milyon ton seviyesinin üzerine çıkması, ihracat gelirimizin ise, 20 milyar dolar civarında gerçekleşmesi beklenmektedir. 2011 yılında 27 milyon ton seviyesinde gerçekleşen Türkiye’nin çelik ürünleri tüketiminin ise, 2012 yılında 29 milyon tonu aşacağı tahmin edilmektedir. Türk çelik sektörünün, sözkonusu hedeflerine ulaşabilmesi ve kapasite kullanım oranlarını arttırabilmesi için, girdi maliyetlerini düşürecek ve yurtiçi girdi tedariğini arttıracak tedbirlerin süratle uygulamaya aktarılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Her durumda, 2012 yılında derinleşme ihtimali bulunan Avrupa ve ABD’deki krizin, dünya çelik üretim kapasitelerindeki hızlı artışlar ile birlikte, rekabeti ön plana çıkartacağı ve kapasite kullanım oranlarını arttırmanın, ancak yüksek rekabet gücü ile mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. Bu açıdan, Ekonomi Bakanlığımızın, Girdi Tedarik Stratejisi (GİTES) projesi çerçevesinde, hurda, demir cevheri, kömür ve ferro alyajlarda, yerli üretimi arttıracak teşvik mekanizmalarının, bir an önce uygulamaya aktarılması ve başta çevre katkı payı olmak üzere, sektörün girdi maliyetlerinin üzerindeki yüklerin kaldırılması, hayati önem taşımaktadır.

– Çelik sektöründe yapılan yatırımları yeterli buluyor musunuz? Sektörün gelişimi açısından neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
 1990’lı yıllardan bu yana devam eden ve dış ticaret açığımızı arttıran yassı ürün ithalatına son verilebilmesini teminen, son 5 yıl içerisinde gerçekleştirilen yassı ürün ağırlıklı yatırımlar sonucunda, yıllardır % 15 seviyesinde bulunan yassı ürünlerin toplam ham çelik üretim kapasitesi içerisindeki payı, 2011 yılı itibariyle % 31 seviyesine ulaşmıştır. Son yıllarda yassı ve yapısal çelik ürünlerine yönelik olarak gerçekleştirilen yeni yatırımlar ve oluşturulan yeni kapasiteler sayesinde, yurtiçi tüketimdeki ciddi artışa rağmen, bir taraftan Türkiye’nin çelik ürünleri ithalatı azalırken, diğer taraftan da ihracatta iyileşme gözlenmektedir. Bu yatırımların en önemli özelliği, Türkiye’de üretilmeyen ürünlerin üretilmesini hedeflemesidir. Son 4 yıl içerisinde, toplam kapasiteleri 8.8 milyon ton olan 8 yeni firma üretime başlamıştır. Ayrıca, mevcut tesislerdeki kapasite artışları da dikkate alındığında, 2008-2011 döneminde 20 milyon ton yeni ham çelik üretim kapasitesi devreye alınmıştır. Ancak tüm bu olumlu ve başarılı sonuçlar veren gelişmelere rağmen, son dönemde yapılan yatırımların yeterli olmadığı, sektörün önümüzdeki dönemde, yatırımlarını uç ürünlere de yönlendirmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Yassı ürünlerin yanında, ülkemizde vasıflı ve paslanmaz çelik ürünlerinin üretimine yönelik yatırımlarda da hareketlenme gözlenmektedir. Önümüzdeki dönemde, çelik sektörünün miktar açısından kapasiteyi arttırmanın yanında, katma değeri daha yüksek olan, daha fazla işlem görmüş spesifik ürünlerin üretimine yönelmesi beklenmektedir.

– Türkiye’nin dünyada çelik sektöründeki durumunu değerlendirir misiniz?
Çelik sektörümüz, özelikle 2008 yılında yaşanan kriz sonrasında dünyada en iyi performansı gösteren ülkeler arasında yer almıştır. 2011 yılında, en büyük 30 çelik üreticisi ülke arasında, dünya ortalamasının iki misline çıkarak, üretimini en yüksek oranda arttıran ülke olma başarısını elde eden Türkiye, kriz öncesi olan 2007 yılındaki seviyesine kıyasla ise, % 32 oranındaki üretim artışı ile, Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin ardından en iyi performansı gösteren dördüncü ülke konumuna ulaşmıştır. Kriz döneminde, pek çok büyük çelik üreticisi ülkede, talepteki daralmanın da etkisi ile, % 40’lara varan üretim düşüşleri yaşanırken, Türkiye’de, ekonomideki daralmanın sınırlı seviyede kalması, çelik üreticilerinin ihraç satışlarında alternatif pazarlara yönelebilme başarısı göstermesi ve sektörün yatırım maliyetlerindeki azalmayı değerlendirerek, yatırımlarını sürdürmesi, krizi daha rahat atlatmasına imkân sağlamıştır.

Tüketim açısından bakıldığında ise, 2011 yılı itibariyle, AB-27, BDT ve NAFTA bölgelerinin hâlen kriz öncesi seviyelerin altında seyrettikleri, buna karşılık Türkiye’nin çelik tüketiminin kriz öncesi olan 2007 yılındaki seviyesinin, % 13.6 oranında üzerine çıktığı görülmektedir. Bu sonucun ortaya çıkmasında, Türk ekonomisinin gösterdiği başarılı performansın, yurtiçi tüketime olumlu yansımalarının yanında, Türk çelik sektörünün;

• Kriz döneminde, maliyetlerdeki düşüşü de değerlendirerek, yatırımlarını hızlandırması sonucunda, 2007-2011 döneminde toplam 20 milyon ton civarında yeni kapasiteyi devreye alması,
• Yıllardır yerli üretimin yetersizliği sebebiyle, büyük ölçüde ithalât yolu ile karşılanmakta olan yassı ürünlerde, kriz döneminde sürdürülen yatırımlarla yeni kapasitelerin oluşturulması sayesinde, üretiminin daha dengeli bir yapı kazanması ve ithal ikâmesi sağlanması,
• Sektörün ihracatını, daralan pazarlardan, alternatif pazarlara yönlendirme konusunda başarılı bir politika izleyerek, ihracatını arttırabilmiş olması,
katkı sağlamıştır.

– Sektörün sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik öneri ve beklentileriniz nelerdir? Sektöre ilişkin yasal düzenlemeler ve bu konudaki beklentiler ne yönde?
Elde edilen tüm olumlu sonuçlara rağmen, çelik sektörümüz mevcut potansiyelini halâ tam olarak değerlendirememekte ve kurulu kapasitesini etkin bir şekilde kullanamamaktadır. Global finans krizinin etkilerinin en yoğun şekilde hissedildiği 2009 yılında % 68 seviyesine kadar gerileyen demir çelik sektörümüzün kapasite kullanım oranı, üretimimizdeki yüksek oranlı artışa rağmen, ülke kapasitesindeki hızlı artış sebebiyle, 2011 yılında % 76 seviyesinde kalmış bulunmaktadır.

Sektörümüzün milyarlarca dolar yatırımla oluşturduğu ve önemli bir kısmını kullanamadığı kapasitelerin ekonomiye kazandırılabilmesi ve kriz ortamında uluslararası piyasadaki rekabet gücünü koruyabilmesi için,

• Kömür ithalatında CIF bedelin yüzde biri ile, hurda ithalatında CIF bedelinin binde beşi oranındaki çevre katkı payı kesintisine son verilmesine,
• Elektrik enerjisi üzerindeki, başta TRT payı olmak üzere, sektörle hiçbir ilgisi bulunmayan her türlü fon ve kesintinin kaldırılmasına ve
• Enerji girdi maliyetleri ile ilgili subjektif nitelikteki muhtelif problemlerin süratle çözülmesine
• Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR), oluşan yeni şartlar muvacehesinde yerli girdi tedariğini teşvik eden bir çerçeveye oturtulmasına
acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

Ayrıca, AKÇT ile aramızdaki Serbest Ticaret Anlaşması nedeniyle, devlet yardımlarından yararlanamayan çelik sektörümüz, Avrupa’daki yeni çelik tanımı çerçevesinde, hurda, kömür ve demir cevherinin çelik tanımından çıkartılmış olması nedeniyle, sözkonusu hammaddelerde teşvik verilebilmesini mümkün kılacak mekanizmaların geliştirilmesine ihtiyaç duymaktadır. Bu hammaddelerde teşvik verilmesinin, ihtiyacının önemli bir kısmını ithalat yolu ile karşılayan çelik sektörümüzün, iç piyasadan girdi tedariğini arttırmasına, dolayısıyla ithalata ödenen yüksek hammadde bedellerinin azalmasına katkıda bulunacağını değerlendirilmektedir. Aayrıca bu tür bir yaklaşım, Yerli Girdi Tedarik Stratejisi’nin hedefleri ile de uyumlu olacaktır.

Sözkonusu öncelikli sorunların çözülmesinin, Türkiye’ye üretim, istihdam ve ihracatta artış yanında, ödemeler dengesi açığının kapatılması yönünde ciddi katkılar sağlayacağı hususu da göz önünde bulundurularak, 2009 yılından beri gündemde olan sorunlarımızın çözümü için, daha fazla zaman kaybedilmeksizin, müşahhas adımlar atılması beklenmektedir.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter
Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği