Türkiye, Dünya Çelik Sektöründe Zemin Kaybediyor Tarih: 24 Kasım 2016

Dünya Çelik Derneği’nin 2013 yılı verileri açıklandı. Sözkonusu verilere göre, üretim ve tüketim büyürken, dünya dış ticaretinde gerileme yaşandığı gözleniyor. 2013 yılında, 2012 yılındaki seviyesine kıyasla % 1 oranında düşüşle, 409 milyon ton seviyesinde gerçekleşen dünya nihai mamul ihracatı, halen 2007 yılındaki 445 milyon tonluk seviyesinin % 8 civarında altında seyrediyor. 2007 yılından bu yana dünya nihai mamul üretiminin % 20 civarında artmış olduğu hususu dikkate alındığında, dünya çelik ticaretindeki daralma daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Üretimdeki artışa karşılık, ticaretin yavaş seyrini sürdürmesi nedeniyle, 2000 yılında % 39.2 seviyesinde bulunan ihracatın üretim içerisindeki payı, kademeli bir şekilde gerileyerek, 2013 yılında % 27.3 seviyesine kadar düşmüş bulunuyor. 

2013 yılında, Türkiye’nin ihracatının, dünyadaki daralma eğiliminden daha keskin bir şekilde, % 6.3 oranında azaldığı gözleniyor. İhracattaki düşüşe rağmen, Türkiye’nin 2013 yılında da dünyanın 7. en büyük çelik ihracatçısı konumunu koruduğu, ancak, ithalatın % 25 gibi yüksek bir oranda artış göstermesinin, Türkiye’yi en büyük ithalatçılar sıralamasında, 9. sıradan 7. sıraya taşıdığı anlaşılıyor. Bu durum, 2012 yılında dünyanın 6. en büyük net çelik ihracatçısı olan Türkiye’nin, 2013 yılında 11. sıraya gerilemesi sonucunu doğurmuş bulunuyor.

Türkiye’nin çelik ihracatında yaşanan olumsuzluklar, üretim tarafında da gözleniyor. 2011 ve 2012 yıllarında, dünyanın büyük çelik üreticileri arasında üretimini en hızlı arttıran ve son 10 yılda da Çin ile Hindistan’ın arkasından 3. en iyi performans gösteren ülke konumunda bulunan Türkiye’nin üretimi, dünya üretiminin artmaya devam ettiği 2013 ve 2014 yıllarında, dünyadaki gelişmenin tersine, alışılmadık bir şekilde gerilemeye devam ediyor.

2013 yılında, % 3.4 ile büyük üreticiler arasında Güney Kore’nin ardından ikinci en hızlı üretim düşüşü yaşayan ülke konumundaki Türkiye’nin, dünya üretiminin % 2.7 oranında arttığı 2014 yılının ilk 4 aylık döneminde de, % 2.7 oranındaki üretim düşüşü ile, iç karışıklık içerisinde olan Ukrayna’dan sonra en kötü performans gösteren 2. ülke konumunda bulunması ve üretimdeki düşüş yanında, ihracatta olumsuz gidişin de sürüyor olması, sektör kuruluşlarını endişelendiriyor.

Türkiye’nin dünya çelik sektöründeki konumunun zayıflamasında, ağırlıklı bir şekilde elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştirilen ham çelik üretiminde, hurda maliyetlerinden kaynaklanan rekabet gücündeki zayıflamanın ve girdi maliyetleri üzerindeki yüklerin etkili olduğu değerlendiriliyor. 2013 yılında Türkiye’nin elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştirdiği ham çelik üretiminin % 6.9 oranında gerilemiş olması bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Elektrik ark ocaklı tesislerin üretiminde yaşanan gerileme, sözkonusu tesislerin Türkiye’nin çelik üretimi içerisinde % 71’e ulaşan payları nedeniyle, toplam üretimi de ciddi ölçüde etkiliyor.

Aslınıda elektrik ark ocaklı tesislerin üretimindeki gerileme, yalnızca Türkiye’ye özgü bir mahiyet taşımıyor. 2005 yılında % 33 seviyesinde bulunan elektrik ark ocaklı tesislerin dünya ham çelik üretimindeki payının, 2013 yılında % 28.2 seviyesine gerilemiş bulunması ve esasen 2013 yılında dünya hurda ithalatının da % 9.2 oranında düşüşle, 104.6 milyon tondan, 95 milyon tona düşmesi, dünya genelinde tüm elektrik ark ocaklı tesislerin benzer sıkıntılarla karşı karşıya bulunduklarını gösteriyor. 2013 yılında Türkiye’nin toplam hurda tüketiminin % 6.1 ve hurda ithalatının % 12 oranında gerilemiş olması da, sözkonusu tabloyu teyid ediyor.

Mevcut durum itibariyle, 100 $ seviyesinin altına inmiş bulunan cevher fiyatlarının entegre tesislerdeki üretimi daha cazip hale getirdiği, ancak gerek ark ocaklı, gerekse entegre tesislerin hurda tüketimindeki azalmanın, hurda fiyatları üzerinde baskı kurarak, sektörde yeni dengelerin oluşmasına katkıda bulunacağı değerlendiriliyor. 2013 yılında dünya çelik tüketiminin 1.5 milyar tona ulaşması, dünya hurda üretiminin önümüzdeki süreçte de hızlı bir şekilde artmaya devam edeceğini ve sektörün hurda tedariğinde sıkıntı yaşamayacağını ortaya koyuyor. Bu arada, hurda ile demir cevheri arasında fiyat/maliyet dengelerinin kurulmasının zaman aldığı ve bu süreç içerisinde, teknolojilerini yenileyemeyen kuruluşların, dünya çelik sektöründe devre dışı kaldıkları hususunun göz ardı edilmemesi gerekiyor. Bu açıdan, Türk çelik sektörünün yarıştan kopmaması için, sektör kuruluşlarının teknolojilerini yenileyebilecek ölçüde kârlılıkla çalışmaya devam ediyor olmaları, hayati önem taşıyor.

Mevcut şartlar altında, çelik üreticisi kuruluşların esasen zayıflamış bulunan rekabet güçlerini, çevre katkı payı, TRT payı gibi kesintilerle daha da zayıflatan uygulamaların artık herhangi bir anlamı kalmamış bulunuyor. Karar vericilerin bu konudaki çözümü zamana yayan yaklaşımlarını süratle gözden geçirip, Türkiye’ye kalitesiz ürün getirilmesini engelleyici tedbirlerle birlikte, Türk çelik sektörünün, keskin rekabet ortamında faaliyetlerin sürdürüldüğü dünya çelik piyasalarında, ayakta kalabilen sektörler arasında yer almasına katkıda bulunmalarına ihtiyaç duyuluyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter