Türkiye Yassı Çelik Kapasitesinden Yeterince Yararlanamıyor Tarih: 24 Kasım 2016

Dünya ekonomisindeki daralma eğilimi, giderek artan ölçülerde Türkiye ekonomisine de yansımaya devam ediyor. Ocak ayında, % 14.4 seviyesinde bulunan Türkiye’nin ham çelik üretimindeki artış, sonraki aylarda üretim artışının zayıflama eğilimi göstermesi nedeniyle, Ocak-Haziran dönemi itibariyle % 9.3 seviyesine kadar gerilemiş bulunuyor.  Benzer eğilim demir çelik ürünleri ihracatında da gözleniyor. Ocak-Şubat döneminde % 14.3 seviyesinde bulunan demir çelik ürünleri ihracatındaki artışın, yılın ilk 6 aylık döneminde, % 9.8 seviyesine kadar düştüğü gözleniyor.

2012 yılının ilk yarısında, demir çelik ürünleri ihracatı miktar açısından % 9.8 oranında artarken, değer açısından artışın % 6.4 seviyesinde kalması, geçen yılın aynı dönemine kıyasla, ortalama çelik ihraç fiyatlarının gerilemesinden kaynaklanıyor. Esasen çelik fiyatlarının geçtiğimiz yılın aynı döneminin altında seyretmesi, dünya piyasalarında ve ekonomilerinde işlerin iyi gitmediğine işaret ediyor. Türkiye’nin toplam demir çelik ürünleri ihracat artışındaki yavaşlamada, sıcak haddelenmiş yassı ürün ihracatının % 50.5 oranında (559.000 ton) gerilemiş olmasının önemli bir etkisi bulunuyor.

Türkiye’nin yassı ürün ihracatı keskin bir şekilde gerilerken, yassı ürün ithalatının yüksek seyrini sürdürmesinin, yılın ilk 6 aylık döneminde, sektörümüzün slab üretiminin % 8; yassı mamul üretiminin ise, Ocak-Mayıs döneminde % 3.8 oranında düşüş göstermesinde etkili olduğu anlaşılıyor.  Başka bir ifade ile, demir çelik sektörü, piyasalardaki daralmadan dolayı ihracatını arttıramadığından ve ülkeye yüksek miktarlarda giriş yapan yassı mamul ithalatını sınırlandıramadığından, halihazırda % 60’lar seviyesine kadar gerilemiş bulunan kapasite kullanım oranını düşürmeye ve daha az yassı mamul üretmeye devam ediyor. 

Ocak-Mayıs döneminde, Türkiye’nin AB’ye yönelik toplam demir çelik ürünleri ihracatının, miktar açısından % 43 ve değer açısından % 34.5 oranında gerilediği ve ihracattaki zayıflamanın her geçen ay biraz daha derinleştiği gözleniyor. Aynı dönemde, AB’ye yönelik tüm demir çelik ürünleri ihraç kalemlerinde gerileme gözlenirken, en keskin düşüşün % 61.5’e tekabül eden 511.000 tonluk gerileme ile yassı ürünlerde yaşandığı, buna karşılık, AB’den yapılan toplam demir çelik ürünleri ithalatının, % 15.5 oranında artışla, 2 milyon tona, yassı ürün ithalatının ise, % 14.2 oranında artışla, 1.33 milyon tona ulaştığı dikkat çekiyor. Bu nedenle, Ocak-Mayıs döneminde, Türkiye’nin AB ile demir çelik ürünleri dış ticaret açığının, geçen yılın aynı dönemindeki 202 milyon dolardan, 878 milyon dolara yükselmiş olduğu,  sadece yassı ürünlerde, yılın ilk 5 ayında, Türkiye’nin AB ile dış ticaretindeki açığın 1 milyon tonun üzerine çıktığı görülüyor.

AB ile aramızdaki Serbest Ticaret Anlaşması sebebiyle, Türk çelik sektörünün aleyhine gelişen demir çelik dış ticaretindeki açık, kısmen anlaşılabilir olmakla birlikte, BDT ülkelerinden ve son aylarda Japonya’dan yapılmaya başlanan yassı ürün ithalatının neden kontrol altına alınmadığı anlaşılamıyor. BDT ülkeleri ile Türkiye’nin demir çelik ürünlerindeki ticari ilişkisi, sadece Türkiye’nin BDT’den ithalat yaptığı tek yönlü bir ilişki mahiyeti taşıyor. Yılın ilk 5 aylık döneminde BDT ülkelerine yönelik yalnızca 115.000 tonluk ihracatımıza karşılık, büyük bir bölümü yassı ürün olmak üzere, ithalatımızın 1.8 milyon tonun üzerinde bulunması, şimdiden 1 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı verilmesine neden olmuş bulunuyor.

Yılın ilk 5 aylık döneminde ortaya çıkan tablo, çelik sektörümüzün yurtiçi tüketimin üzerinde üretim gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olmasına rağmen, hammadde ve enerji alanlarında sahip oldukları karşılaştırmalı üstünlükler yanında, devletten de önemli ölçüde destek alarak üretim yapan BDT ülkelerindeki üreticilerin yol açtığı haksız rekabet nedeniyle, Türkiye’nin toplam yassı çelik tüketiminin % 49’unun ithalat yolu ile karşılandığını net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu durumun, önümüzdeki aylarda Avrupa’daki ekonomik havanın bozulacağına ilişkin beklentiler ve BDT’den yapılan teşvikli ithalatın sınırlandırılmasına yönelik herhangi bir önlem alınmadığı hususları da dikkate alınarak, ihracatımız ve üretimimiz üzerindeki olumsuz etkisini derinleştirerek sürdürmesinden endişe duyuluyor. Sektörümüzün, devletten hiçbir destek almadan, milyarlarca dolar yatırımla oluşturduğu kapasitelerin, haksız rekabetle ülkemize giren ithalatın sınırlandırılamaması nedeniyle atıl durumda bırakılması ve çelik üreticilerimizin devlet yardımlarından yararlanan üreticiler ile rekabet etmek zorunda kalması, sektördeki yatırım motivasyonunu da olumsuz yönde etkiliyor. Mevcut olumsuz koşulları göz önünde bulunduran bazı sektör kuruluşları, şimdiden yatırımlarını askıya almış bulunuyor. Sektör kuruluşlarımız, ülke olarak ciddi açıklar verdiğimiz, demir çelik ürünlerinde ise, 100 birimlik ithalata karşılık yalnızca 6 birimlik ihracat yapabildiğimiz BDT ülkelerinde yerleşik çelik üreticilerinin haksız rekabetini Türkiye olarak neden desteklemeye devam ettiğimizi anlamakta güçlük çekiyor.

Dış ticaret ve ödemeler dengesi açığının azaltılmasını ve sektör kuruluşlarımızın rekabet güçlerinin arttırılabilmesini teminen, Dahilde İşleme Rejimi çerçevesinde ithalatı kolaylaştırıcı şartların gözden geçirilmesi ve Türk üreticilerin, başta devlet destekli üretim yapan BDT’li üreticiler olmak üzere, haksız rekabete maruz bırakılmaması için gümrük vergisi oranlarının makul seviyelere yükseltilmesi hayati önem taşıyor.