Dünya Çelik Sektöründe Yeni Dengeler Oluşuyor Tarih: 24 November 2016

Çok değil, bundan bir buçuk yıl kadar önce, cevher ile hurda fiyatları arasındaki fark, ton başına çelik üretiminde, yüksek fırın teknolojisi ile üretim yapan tesislere, elektrik ark ocaklı tesisler karşısında ton başına 120-150 $ civarında avantaj sağlar iken, bugünlerde bu avantajın 30-50 $/ton seviyelerine kadar indiği, bazı özel durumlarda ise, tümüyle ortadan kalktığı gözleniyor.

Üretim hangi girdi kullanılarak yapılıyor olursa olsun, nihai ürün fiyatlarının maliyetleri kurtaracak bir marj bırakıp bırakmadığı hususu önem taşıyor. Hiç şüphesiz, kullanılan EAO/BOF teknolojisi yanında, süreç yönetiminden modernizasyona kadar üreticilerin performansını belirleyen daha pek çok etken yer alıyor ve bu değişkenlerin iyileştirilmesi suretiyle de performansın daha ileri bir noktaya taşınmasının mümkün olduğu değerlendiriliyor.

2015 yılında dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi olan Vale, 12 milyar doların üzerinde zarar açıklamış bulunuyor. Vale’nin mevcut düşük fiyat ortamında 2016 yılında, dünya piyasalarından 70-100 milyon tonluk demir cevherinin çekileceğine ilişkin öngörüsü, demir cevheri üretiminde yaşanan büyük zararların, mevcut fiyatlarla üretim ve satış yapmayı giderek zorlaştırdığını otaya koyuyor. Esasen bu durum, son haftalarda yaşanan demir cevheri fiyatlarındaki yüksek oranlı dalgalanmalarda da net bir şekilde ağırlığını hissettiriyor. Bu arada, dünyanın en büyük çelik ithalatçısı olan ülkelerin, Çin menşeli çelik ürünleri ithalatına karşı almış oldukları yoğun koruma tedbirleri sonrasında, Çin yönetiminin etkin olmayan çelik kapasitelerini kapatma ve istihdamını azaltma yönünde irade ortaya koymaya başlaması ve bu çerçevede, 2020 yılına kadar 100-150 milyon ton aralığında atıl kapasitenin kapatılmasını projelendirmesi, dünya çelik sektöründe yeni dengelerin oluşmasına katkı sağlayacak bir diğer faktör olma özelliği taşıyor.

Son zamanlarda hurda ve demir cevheri fiyatlarında yaşanan hareketlilik, marjların yeniden makul seviyelerde dengeleneceğine yönelik öngörüyü destekliyor. Ancak bunun kalıcı olduğunu söylemek mümkün görünmüyor. Bu yönüyle dünya piyasalarında gerek fiyatlar ve gerekse yatırımlar açısından, bir adım sonrasının görünmediği tam bir belirsizlik dönemine girildiği gözleniyor. Girdi fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı dalgalanmalar, sağlıklı bir öngörüde bulunmayı zorlaştırıyor.

Bu arada, son dönemde dünya çelik fiyatlarında yükseliş yönlü ciddi bir hareketlenme yaşanıyor. Sözkonusu fiyat yükselişlerinin temelinde hammadde maliyetlerindeki artışlar ve çok yönlü baskılarla suni bir şekilde oluşan düşük fiyatların sürdürülebilir olmayışı yanında, çelik piyasalarında talepte gözlenen canlanma ve piyasanın geleceğine ilişkin beklentilerdeki iyileşme de önemli rol oynuyor. Türkiye piyasasındaki fiyatlar da dünyaya paralel bir şekilde dalgalanıyor.

Hal böyle iken, bazı çelik kullanıcısı kuruluş ve sektör temsilcilerince, fiyatlardaki yükselişin sıcak sac ürünlerinde belirlenen marjlardan kaynaklandığı ileri sürülerek, durumun istismar edilmeye çalışılması yadırganıyor. Bugün dünya çelik sektöründe yaşanan tüm gelişmeler, herkesin gözleri önünde cereyan ediyor. Bunu istismar etmeye çalışmak, kendileri yüksek kâr marjları ile faaliyetlerini sürdürür iken, çelik sektörünün maliyetlerinin altında fiyatlar ile satış yapmasını istemek ve bu yönde yoğun girişimlerde bulunmak, objektif iyi niyet ve ciddiyet ile bağdaşmıyor. Yaşanan dalgalanmalara rağmen, baz etkisinden kaynaklı da olsa, ihracatımızdaki miktar yönünden gerilemenin yavaşladığı ve üretimin % 0.8 gibi sınırlı bir seviyede artmaya başladığı görülüyor. Ancak bu arızi toparlanmanın devam edebilmesi, dünya piyasalarındaki fiyatların, makûl kâr marjlarına izin verecek şekilde dengelenmesine bağlı görünüyor.

Dalgalanmaların etkisinin en aza indirilebilmesi için, hem piyasaları olumsuz yönde etkileyen hem de Türk malı imajını bozan kalitesiz ve dampingli ürün ithalatının engellenmesine yönelik çalışmaların süratle sonuçlandırılmasına ihtiyaç duyuluyor. Bu çalışmaların ışığı altında piyasalara gelecek istikrarın, daha olumlu bir yatırım ortamı oluşmasına da katkıda bulunacağı değerlendiriliyor.