Röportaj: Çelik Ürünleri İthalatı Hızla Artıyor Tarih: 24 November 2016

Sektörün 2014 yılı ve 2015’te sergilediği performansı ve son gelişmeleri değerlendirir misiniz?
2000’li yıllarda Çin ve Hindistan’dan ardından en hızlı büyüyen, 2011 ve 2012 yıllarında ise, büyük çelik üreticileri arasında üretimini en hızlı arttıran sektör konumunu elde eden Türk çelik sektörünün üretimi, 2012 yılında 35.9 milyon ton ile zirvesine ulaşmasından bu yana gerileme eğilimi göstermektedir.  2014 yılı itibariyle 34 milyon tona kadar gerileyen Türkiye’nin ham çelik üretiminin, 2015 yılı itibariyle % 8 civarında düşüşle, 31.5 milyon ton seviyesinde kalacağı tahmin edilmektedir. Sektörün üretimindeki düşüş nedeniyle, Türkiye dünya çelik üretim sıralamasında da, 2015 yılı itibariyle 9. sıraya gerilemiş bulunmaktadır. 2014 yılında % 68 olan sektörün kapasite kullanım oranı, 2015 yılının ilk 8 aylık döneminde % 62 seviyesine kadar düşmüştür. Özellikle yassı ürünlerin yarı mamulü olan slab üretiminde, kapasite kullanım oranı % 45 seviyesine kadar düşerken, ithalat artmaya devam etmiştir.
Başta Çin olmak üzere, dünya çelik piyasalarında çelik talebinin azalma eğilimi göstermesinin ve bu durumun piyasalar üzerindeki kapasite/arz fazlalığı sorununu daha da şiddetlendirmesinin, dünya genelinde korumacı tedbirleri tetiklediği ve pek çok ülkenin, sıcak haddelenmiş sac ürünleri başta olmak üzere, ithal çelik ürünlerine karşı koruma duvarlarını yükselttikleri görülmektedir. Son bir ayda, Hindistan’ın sıcak haddelenmiş sac ithalatına karşı % 20 oranında vergi uygulamaya başladığı, Kanada’nın Rusya ve Hindistan menşeli levha ithalatına karşı anti-damping vergisini uygulamaya aktardığı, ABD, Meksika, Tayvan ve Malezya gibi ülkelerin de yeni soruşturmalar açma ve mevcut vergi uygulamalarını sürdürme yönündeki çalışmalarını hızlandırdıkları gözlenmektedir. Ayrıca ABD’nin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 7 ülkeden yapılan sıcak haddelenmiş sac soruşturma başlattığı, hat boruları ithalatına da anti-damping ve telafi edici vergi uygulamaya başladığı  da bilinmektedir.
Belirli ürünler için açılan soruşturma ve uygulanan korunma önlemleri yanında, geçmişte ABD ve Mısır tarafından yapıldığı gibi, piyasalardaki mevcut olumsuzluklardan etkilenen Hindistan ve Meksika gibi ülkelerin pazarlarını tüm ithal çelik ürünlerine kapatmaya hazırlandıkları bilinmektedir. Dünya genelinde ihracatın zorlaşmasına, rekabetin artmasına ve hammadde fiyatlarındaki hızlı düşüşün  de tesiriyle, fiyatların olağanüstü seviyelere gerilemesine neden olan bu gelişmeler, iç talebin değerlendirilebilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Tüm bu olumsuzlukların, yılın ilk 8 aylık döneminde, yurtiçi çelik tüketimindeki % 14’lük artışa rağmen, ham çelik üretiminin % 7; ihracatının ise miktar açısından % 7, değer açısından % 20 oranında gerilemesi sonucunu doğurmuştur. Üretim ve ihracat düşerken, ithalatın olağanüstü hızlarda artmaya devam ettiği gözlenmektedir.  Ağustos ayında % 55 oranında artan Türkiye’nin çelik ürünleri ithalatı, yılın ilk 8 aylık döneminde de % 41 gibi son derece yüksek bir oranda artmıştır. Yılsonu itibariyle 20 milyon tona yaklaşması beklenen ithalattaki keskin artış, Türk çelik piyasasının yıkıcı ihracat uygulamalarının hedefi haline geldiğini ortaya koymaktadır.  Sözkonusu veriler, ihraç satışlarındaki kayıplara ilave olarak, Türk çelik sektörünün % 14 oranında artış gösteren iç talepten de yararlanamadığını, çelik tüketimimizdeki artışın ithal çelik ile karşılandığını göstermektedir.  Bu durum, Türkiye’nin çelik ürünlerinde son 15 yıldan bu yana ilk kez net ithalatçı konumuna geçmesi sonucunu doğurmuştur. Üstelik, sektörün göstergelerindeki bozulma eğilimi, her geçen ay büyüyerek devam etmektedir.
Dünya ve Türk çelik sektörünün görünümünü bozan uygulamaların başında, çok yönlü devlet teşvikleri ile desteklenen Çinli üreticilerin, Çin’in çelik tüketimindeki daralma ile birlikte, dünya piyasalarını işgal etmesi ve bunun sonucunda, Türkiye’ye yönelik ihracatını % 220 oranında arttırması gelmektedir. Çin’in, tüketiminin daraldığı bir ortamda, sahip olduğu kapasite ve üretim fazlalığının yarattığı ihracat zorunluluğu, dünya genelinde korumacı tedbirleri ve düşük fiyat politikalarını da tetiklemiştir. Bu arada, ihraç pazarlarına girişte sıklıkla engellerle karşılaşmaya başlayan Çin’in Çok Taraflı Ticareti Kolaylaştırma Anlaşması’nı imzalaması da, sahip olduğu kapasite ve üretim fazlalığını, dünya piyasalarına daha kolay ve engelsiz bir şekilde ihraç etme arzusunun bir ifadesi olarak görülmektedir.  Bu açıdan, Dünya Ticaret Örgütü’nün de, Çin’in dampingli, devlet destekli ve kalitesiz ürünleriyle dünya piyasalarını işgal etmesini engellemesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Diğer taraftan, demir cevheri fiyatları 57 $/ton seviyelerinde sabit seyrederken, hurda fiyatlarının 170 $/ton seviyelerine kadar gerilemiş olmasına rağmen, Çin’in halen son derece düşük seviyelerden ihraç teklifleri verebiliyor olması, sorunun kaynağında cevher/hurda fiyat farklılığının olmadığını, devlet destekli üretimin ve dampingli ihracatın sorun yaratan esas unsurlar olduğunu ortaya koymaktadır.
Tüm piyasalar kapılarını dampingli, kalitesiz, devlet destekli ve yıkıcı tesirler yaratan arz fazlası çeliğe kapatırken, önlem almayan ülkeler hedef haline gelmektedir. Türkiye’nin de ithal çelik ürünlerine karşı benzer önlemler almaması halinde, büyük ihracatçı ülkelerin yıkıcı ihracat uygulamalarının hedefi olmaktan kurtulamayacağı değerlendirilmektedir. Çelik piyasasında tam bir ‘alarm’ durumunu ifade eden son gelişmeler çerçevesinde, mevcut olumsuz piyasa koşullarının kısa vadede sona ermesinin beklenmediği, aksine dünyanın dört bir yanında, çelik ürünlerine karşı birbiri ardına alınan önlemlerin, yeterince korunmayan Türk çelik piyasasını hedef haline getirdiği hususu da dikkate alınarak, dünya çelik sektöründeki çok yönlü gerilemenin dibinin görünmediği bir dönemde, dampingli ve devlet destekli ithal ürün girişine karşı önlem çalışmalarının hızlandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Üretim kapasitesi, ciro, büyüme oranı, ihracat, ithalat, toplam firma sayısı, yaklaşık istihdam gibi elinizde bulunan rakamsal verileri paylaşabilir misiniz?
2014 yılında 50 milyon ton seviyesinde bulunan sektörün üretim kapasitesi, 2015 yılında 51 milyon tona yükselmiştir. 2014 yılında 30 milyar dolar civarında bulunan sektörün cirosunun, 2015 yılında fiyatlardaki ve üretimdeki yüksek oranlı gerileme nedeniyle, 25 milyar dolar seviyelerine kadar düşeceği tahmin edilmektedir.  Sektörde ham çelik üretimi yapan 30 kuruluş bulunmakta ve yaklaşık olarak 40.000 kişiye doğrudan istihdam sağlamaktadır. Türk çelik sektörü, dünyanın 9. Avrupa’nın ise, 2 en fazla üretim gerçekleştiren sektörü konumunda bulunmaktadır.

Dış pazarlar ve ihracatımız hakkında bilgi verir misiniz?
Dünya Çelik Derneği (worldsteel) tarafından yapılan son tahminler, 2014 yılında % 0.7 oranında artışla, 1 milyar 540 milyon tona yükselen dünya görünür nihai mamul tüketiminin, 2015 yılında % 1.3 oranında düşüşle, 1 milyar 513 milyon tona gerileyeceğine, 2016 yılında ise, % 0.7 oranında artışla, 1 milyar 523 milyon tona çıkacağına işaret etmektedir.
Dünya ekonomilerindeki zayıf büyüme eğilimi, kriz sonrası global ekonomiyi karakterize eden zayıf yatırım ortamı, Çin’deki yavaşlamanın devam etmesi, finansal pazar türbülansları, pek çok bölgede yaşanmakta olan jeopolitik anlaşmazlıklar gibi unsurların, çelik sektörünün global düzeyde vites küçültmesine neden olduğu gözlenmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomileri, yapısal iç sorunlar, Çin’deki yavaşlama ile ilişkili düşük emtia fiyatları, bazı ülkelerde tırmanan politik gerilimler gibi etkenlerden dolayı, 2012 yılından itibaren bozulma eğilimi göstermekte ve potansiyellerinin altında bir performans sergilemektedir.
Dünya ekonomilerindeki gelişmelerden farklı olarak, sahip olduğu ağırlık nedeniyle, Çin’deki yavaşlamanın çelik piyasalarındaki etkisi, daha derinden hissedilmektedir. Çin’de inşaat, otomotiv ve sanayi gibi temel tüketici sektörler sıkıntılı ve durgun bir dönemden geçmekte ve özellikle inşaat sektöründe beklenen % 7.4 oranındaki gerileme, Çin’in toplam çelik tüketimindeki yavaşlamanın temel sebebi olarak gösterilmektedir.
2014 yılında Çin’in çelik tüketimi % 3.3 ile, son 20 yıl içerisinde ilk kez gerilemiştir. 2015 yılında, Çin ekonomisinin beklentilerden daha yüksek oranlarda yavaşlamaya devam ettiği gözlenmektedir. Ekonomide hızlı bir ivmelenmenin beklenmediği Çin’de, çelik tüketiminin bu yıl % 3.5 oranında ilave daralma göstereceği ve 2016 yılında da daralmanın % 2 ile devam edeceği tahmin edilmektedir. Çin hariç tutulduğunda, dünya çelik tüketiminin 2015 yılında % 0.1 oranında azalacağının, 2016 yılında ise % 3.2 oranında artacağının öngörülmesi, Çin haricinde kalan bölgeler nispeten daha iyi  bir görünüme sahip olmakla birlikte, dünya genelinde çelik talebinde sıkıntıların devam edeceğini ortaya koymaktadır.
Dünyada tüketimin azaldığı, kapasite ve arz fazlalığının arttığı mevcut ortamda,  ticareti bozucu ve dampingli satış uygulamaları artmakta, ihracat her geçen gün zorlaşmakta ve büyük çelik tüketicisi ülkeler, çelik sektörlerini koruma adına kapılarını ithal ürünlere kapatma eğilimi göstermektedir.
Dünya piyasalarında daralan talep, artan arz fazlalığı ve keskinleşen rekabet çerçevesinde, Türkiye’nin çelik ihracatı da 2012 yılından bu yana gerileme eğilimi göstermekte, ihracatın 2012 yılında ulaştığı 20 milyon ton seviyesinden 2015 yılında 17 milyon ton seviyesine gerileyeceği tahmin edilmektedir. 2012 yılında 11.9 milyon ton seviyesinde bulunan Türkiye’nin çelik ürünleri ithalatının ise, bu yılın sonunda % 50’nin üzerinde artış göstererek, 18 milyon tona ulaşacağı öngörülmektedir.
Çelik ihracatındaki gerileme eğilimi ve birim fiyatlardaki düşüş nedeniyle, çelik ürünlerinin Türkiye’nin toplam ithalatı içerisindeki payı, 2012 yılındaki % 11.3 seviyesinden, bu yılın ilk 8 aylık döneminde % 8.6 seviyesine kadar gerilemiştir. Sektörümüzün ihracatının gerilemesinde, dünya piyasalarında daralan talep yanında, artan korumacı eğilimler de önemli bir rol oynamıştır.
Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatı, ağırlıklı bir şekilde inşaat sektörü tarafından tüketilmekte olan uzun ürünlerden oluşmaktadır. En büyük ihraç pazarları arasında, toplam ihracat içerisinde % 35 civarındaki payı ile Orta Doğu ve Körfez ülkeleri ilk sırada yer almakta, AB  % 18 ve ABD  % 12 oranında paya sahip bulunmaktadır. Türkiye her yıl dünyada 180 civarında ülkeye ihracat yapmaktadır.

Sözkonusu olumsuz tabloya etki eden temel faktörler nelerdir?
Sektörün dış ticaret tablosundaki dengenin aleyhimize gelişmesinin bir dizi sebebi bulunmaktadır. Sektördeki yavaşlamayı etkileyen unsurlar arasında;
•    Demir cevheri ve hurda fiyatlarının seyrindeki hurda ile üretim yapan kuruluşlar aleyhine gelişen farklılaşma
•    Sektörün rekabet gücünü sınırlandıran, yıllardır devam eden Çevre Katkı Payı uygulaması ve elektrik enerjisi üzerindeki fon ve kesintiler
•    Çin’in tüketimi hızla gerilerken, üretiminin daha yavaş bir şekilde düşüş gösteriyor olması ve üretim fazlasını çok düşük fiyatlar ile ihraç pazarlarına yönlendirmesi, ve
•    Kalitesiz, sertifikasız, devlet destekli ve dampingli ithal ürünlerin ülkemize rahatlıkla girerek, haksız rekabete yol açması,
öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin sahip olduğu ihtiyacının üzerindeki çelik kapasitesine rağmen, dış ticaretin bu ölçüde açık vermesi sürdürülemez görünmektedir. Türkiye açısından kaynak israfı ve cari işlem dengesinde ciddi açığa yol açan bu durum, ekonominin içini boşaltmaktadır. Diğer taraftan, ithalattaki artışta Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yapılan ithalattaki olağanüstü artışın etkili olduğu gözlenmektedir. Bu yılın ilk 8 ayında Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yapılan ithalat % 79 oranında artışla, 3.51 milyon tondan, 6.28 milyon tona ulaşmıştır. DİR kapsamında yapılan ithalattaki yüksek oranlı artışa rağmen, yılın ilk 8 ayında ihracatın 1 milyon ton civarında gerilemiş olması, DİR’in yıllardır konuşulan işlevini masaya yatırma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bugün geldiğimiz noktada, DİR ihracat için değil de, daha çok ithalat için çalışıyor görüntüsü vermektedir. İhracat yapıyor olmak kaydıyla ithalat imtiyazı sağlayan DİR’in gözden geçirilerek, ihracatı gerçekten destekleyen, ucuz ve kalitesiz ürünlerin ithal edilip yurtiçinde satılmasını engelleyen ve ihracatta yurtiçinden girdi kullanımını da teşvik eden bir yapıya oturtulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Dahilde İşleme Rejimi kapsamındaki ithalatın son aylardaki hızlı artışında, sektörün müracaatı üzerine açılan damping soruşturmalarının da etkili olduğu gözlenmektedir. Özellikle Çin menşeli çelik ürünlerinin DİR kapsamındaki ithalatının 6 misli artmış olması, damping soruşturmaları önlemle neticelense bile, DİR kanalının bu önlemleri aşmada bir enstrüman olarak kullanılmasına devam edilebileceğini göstermektedir.


Dünya ve Avrupa’da sektörün durumu nedir. Önde gelen üretici ülkeler hangileridir? Dünya ile kıyasladığımızda Türkiye’nin demir-çelik pazarındaki yeri nedir?

Piyasalardaki mevcut olumsuz tablo ve keskin rekabet tüm bölgeleri ve pazarları etkilemektedir. Avrupa’da çelik üretimi ve tüketimi halen 2008 krizi öncesine ulaşamamıştır. Avrupalı çelik üreticilerinin rekabet etmekte zorlanmaları nedeniyle, Avrupa Komisyonu çelik sektörünün önünü açacak önlemler alma arayışı içerisine girmiştir.

Her ne kadar Türk çelik sektörü, son 3 yıldan bu yana çelik üretimi konusunda olumsuz bir performans gösteriyor ise de, her yıl yaklaşık 180 ülkeye gerçekleştirdiği, katma değeri giderek artan ihracatı ile dünya piyasalarında önemli oyuncu konumunu sürdürmektedir. Dünya çelik üretiminin yaklaşık %1.9 oranındaki bölümünü gerçekleştiren Türkiye, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin, çelik ürünlerinde en büyük çelik tedarikçisi konumunda bulunmaktadır. Ancak son 2 yıl içerisinde Türkiye’nin bu konumu Çin ve BDT ülkeleri tarafından sarsılmaya başlamıştır.
Dünya Çelik Derneği (worldsteel) verilerine göre, 2014 yılı itibariyle Türkiye;
•    Dünyanın en büyük 8. çelik üreticisi
•    Dünyanın en büyük 8. çelik tüketicisi
•    Dünyanın en büyük 8. çelik ihracatçısı
•    Dünyanın en büyük 8. çelik ithalatçısı
•    Dünyanın en büyük 10. net çelik ihracatçısı
•    Dünyanın en büyük inşaat demiri ihracatçısı ve Çin’den sonra dünyanın ikinci en büyük uzun ürün ihracatçısı
konumunda bulunmaktadır. Ancak sektör dünya piyasalarında yıllarca süren gayretlerle elde ettiği konumunu hızla kaybetmeye başlamıştır.

Sektörün şu anda en önemli gündem maddesi nedir? Önemli sıkıntı ve problemler ile bu sorunların çözümüne ilişkin öneri ve beklentilerinizi aktarır mısınız?
Çelik sektörümüz son yıllarda Ülkemizin yeterli üretim gerçekleştiremediği yassı çelik ürünleri başta olmak üzere, Türkiye’de üretimi yetersiz olan ürünlerin üretimine yoğun bir şekilde yatırım yapmış  olmasına ve 2005 yılında 3 milyon ton olan yassı çelik üretim kapasitesini, 2015 yılı itibariyle 18.5 milyon tona yükseltmesine rağmen, ithalatın yarattığı baskı nedeniyle kapasitesini etkin bir şekilde kullanamamaktadır. 2014 yılında sektörün slab üretiminde kapasite kullanım oranı % 55 seviyesinde gerçekleşirken, yaklaşık 7.7 milyon tonluk kapasite değerlendirilememiş, buna karşılık toplam 6.5 milyar dolar değerinde, 6.7 milyon ton yassı çelik ürünü ithâl edilmiştir.
Yassı çelik ithalatının yüksek seviyesini sürdürmesinde rol oynayan
•    AB ve diğer önemli yassı çelik ihraç piyasalarının yeterince canlanamamış olması,
•    Çin ve Rusya başta olmak üzere, bazı ülke üreticilerinin devlet destekli ve dampingli fiyatlarla piyasalarımıza girmesi,
•    Kalitesiz ve sertifikasız ürünlerin pazarlarımıza kontrolsüzce girebiliyor olması,
gibi etkenler, yurtiçi üretimi de baskı altında tutmaktadır. Piyasadaki olumsuz tabloya paralel olarak, sektördeki kapasite artışına ve ürün çeşitlendirmesine yönelik yatırımlar da yavaşlamıştır.
Sektörün kapasite kullanım oranının, 2014 yılında % 68 ve 2015 yılının Ocak-Ağustos döneminde % 62 seviyesine gerilemesine yol açmış bulunan olumsuzlukların giderilerek, rekabet gücünün arttırılması ve kapasite kullanım oranının yeniden %80’ler seviyesine yükseltilebilmesi için,
•    Sektörün en büyük ikinci girdisi konumunda bulunan elektrik enerjisi üzerindeki TRT Payı, Belediye Fonu, kayıp kaçak gibi sektörle hiçbir ilgisi bulunmayan fon ve kesintilerin kaldırılması,
•    Hurda ve kömür ithalatından tahsil edilmekte olan çevre katkı payı uygulamasına son verilmesi,
•    Türkiye ile AKÇT arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın revize edilerek, yüksek katma değerli ürünlere geçişe ve elektrik ark ocaklı tesislerin sıcak metal ile desteklenmesini mümkün kılacak yatırımlara teşvik verilmesi,
•    Dünya genelinde korumacı tedbirlerdeki artış da dikkate alınarak, Ekonomi Bakanlığı’nın İhracat ve İthalat Genel Müdürlüklerindeki Damping ve Sübvansiyon Araştırma Dairesi ile Korunma Önlemleri Dairesi’nin, başvuruların ve araştırmaların süratle sonuçlandırılmasına imkân sağlayacak şekilde, personel yönünden güçlendirilmesi,
•    İthalatı teşvik eden bir uygulama haline gelmiş bulunan Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR), günün şartlarına ve ihtiyaçlara göre revize edilmesi, 
•    Güvenli olmayan ve teknik mevzuata uygun bulunmayan ithal ve yerli ürünler için daha etkin denetimlerin yapılması, standart dışı, sertifikasız ve kalitesiz ürün girişinin engellenmesi,
•    Son dönemlerde gerçekleştirilen ihalelere uluslararası statü verilmek suretiyle, sıfır gümrükle girdi ithalatının önünün açılmasının, yerli çelik üretimi ve tüketimi üzerinde yarattığı olumsuz etkileri giderecek tedbirlerin uygulamaya aktarılması,
hayati önem taşımaktadır.
Sektörde tam bir ‘alarm’durumunu ifade eden mevcut olumsuz seyre rağmen, girdi maliyeleri üzerindeki yüklerin halen sürdürülüyor olması, sektörün durumunun dikkate alınmadığı ve kurumsal bazdaki çıkarlar ön planda tutulurken, ülkemizin âli menfaatlerinin göz ardı edildiği intibaı vermektedir. Oysa ki, sadece bu yılın ilk 8 aylık döneminde yaşanan 1.7 milyon tonluk üretim ve 2 milyar dolarlık ihracat kaybı, Ülkemiz ekonomisi için, devletin sektör üzerinden almaya devam ettiği fon ve kesintiler ile kıyas kabul etmeyecek derecede, yüksek kayıpları ifade etmektedir. bugün geldiğimiz noktada, senelerdir gündeme getirilen ve artık kangren haline gelmiş bulunan bu sorunların daha fazla uzatılmadan çözülmesi yönünde irade sergilenmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda belirlenmiş olan 2023 yılı hedefleri konusunda sektör ne durumda?
2011 yılının başında yapılan çalışmalarda, çelik sektörümüzün 2023 yılında 55 milyar dolar ihracat ve 70 milyon ton üretim yapması öngörülmüştü. Hedeflerin belirlenmesi sonrasında, maalesef sektörün bu hedeflere ulaşmasına katkıda bulunacak mekanizmalar kurulmamıştır. Sözkonusu hedefe ulaşabilmesi için sektörün ihracatının yıllık ortalama % 11.6 oranında büyümesi gerekirken,  2015 yılına geldiğimizde,  geride kalan 5 yıllık dönemde sektörün ihracatı yıllık ortalama % 0,05 oranında büyümüş ve sektör bugün olması gerektiği noktadan % 41 geride kalmıştır. Sektörün 2023 hedefini tutturabilmesi için, bu yıldan itibaren çelik ihracatının her yıl % 19 oranında artış göstermesi gerekmektedir. Bu da, mevcut koşullarda mümkün görülmemektedir.
Üretimde de benzer durum sözkonusudur. Sektörün üretimini yıllık ortalama % 7 oranında arttırması gerekirken, % 2 oranında arttırabilmiş ve 2015 yılı itibariyle olması gereken noktanın % 21 gerisinde kalmıştır. Bundan sonra ise, hedefe ulaşabilmesi için sektörün üretiminin yıllık ortalama % 10 oranında büyümesi gerekmektedir.

Demir çelik sektörünün dünyadaki görünümü nasıl? Türkiye Demir-Çelik sektörünü yatırımlar ve teknoloji kullanımı konusunda dünyada nasıl konumlandırıyorsunuz?
Dünya çelik sektörü, yüksek kapasite fazlalığının yarattığı baskının altında zor bir dönemden geçmektedir. Dünya genelinde ham çelik üretiminde kapasite fazlalığı, 400 milyon tona yakın kısmı Çin’de olmak üzere, 700 milyon ton civarında seyretmektedir. Son 20 yıldan bu yana Çin’in tüketiminin ilk kez 2014 yılında düşmesi ve 2015 yılında da bu eğilimin devam etmesi, dünya çelik piyasalarında dengeleri derinden etkilemiştir. Dünya çelik üretimi ve tüketiminin yaklaşık olarak yarısını gerçekleştiren Çin’de yaşanan gelişmeler, sektörün global düzeydeki seyrini de şekillendirmektedir. Artan kapasite ve arz fazlalığı ortamında, çelik fiyatları gerilerken, üretici kuruluşlar keskinleşen rekabet ortamında son derece düşük kâr marjları ile faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedir. Ayrıca, demir cevheri fiyatlarında yaşanan % 50’in üzerindeki düşüş, demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerin rekabet gücünü arttırırken, entegre tesisler karşısında hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerin rekabet gücünün zayıf kalmasına neden olmuştur. Ancak son haftalarda, hurda ile demir cevheri fiyatları arasında yeni dengeler oluşmaya başlamıştır. 
Her ne kadar dünya çelik üretiminde entegre tesisler ağırlıkta olsa da, Türkiye’nin üretiminin % 70 civarındaki kısmı elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştirilmektedir. Elektrik ark ocaklı tesislerde üretim yapmanın dezavantajları yanında, düşük yatırım maliyetleri, emisyon ve üretim gibi konularda avantajları da bulunmaktadır. Son dönemde, demir cevheri fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı düşüşler neticesinde, hurdadan üretimin rekabet gücünün zayıflaması neticesinde, Türk çelik üreticileri demir cevherinin elektrik ark ocaklarında sıcak metal olarak kullanılmasına imkan sağlayan teknolojiler üzerinde çalışmalarını hızlandırmışlardır.  Çelik sektörümüz üretim teknolojilerini sürekli bir şekilde yenileyip ve en güncel teknolojileri üretim süreçlerine uygulayarak, dünya pazarlarında rekabet gücünü arttırma gayretlerine devam etmektedir. Bu yönüyle, Türk çelik sektörünün, dünyada teknolojik seviyesi en yüksek sektörler arasında yer aldığını söylemek mümkündür.

Sektörde katma değerin arttırılmasına yönelik ne gibi çalışmalar yapılıyor? AR-GE’ye yeterince önem veriliyor mu?
Son 3 yıldır devam eden sektörün üretim ve ihracatındaki gerileme eğilimi, son yıllarda hem kamuyu hem de üretici kuruluşları yeni çıkış yolları aramaya sevketmiştir. Sektör bir taraftan üretim teknolojisi, diğer taraftan da kapasite ve arz fazlalığı olan ürünlerden, yüksek katma değerli ürünlere geçiş konusunda yoğun çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilecek çalışmaları hayata geçirmek üzere, Erdemir’in, çelik sektörünün ilk AR-GE merkezini geçtiğimiz yılın sonunda hizmete açtığı bilinmektedir. Karabük Üniversitesi bünyesinde kurulan Demir Çelik Enstitüsü de, sektöre bu yönde katkı verme gayretlerini sürdürmektedir. Bunların yanında, Çelik İhracatçıları Birliği, çelik sektörünün uluslararası alanda rekabet gücünün arttırılmasını ve sürdürülebilirliğinin desteklenmesini teminen, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle çelik sektörü özelinde hizmet verecek bağımsız ilk merkez olma özelliğini de taşıyan "Çelik Test ve Araştırma Merkezi”nin fiziki kurulumu için çalışmalarına hızla devam etmektedir. İki yıl içerisinde tam kapasiteyle faaliyete başlaması planlanan merkezin, kamu, üniversite ve özel sektör işbirliğinin en özgün örneği olması hedeflenmektedir. Çelik kullanan ana sektörlere de hizmet verecek olan "Çelik Test ve Araştırma Merkezi” ile test analiz maliyetlerinin düşürülmesi, sektörün rekabet gücünün artırılması, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi, yurtiçi ve dışı satışlar için gerekli uygunluk değerlendirme hizmetinin görülmesi planlanmaktadır. Çelik üreticisi firmalar, ürün çeşitlendirme ve katma değeri yüksek ürünlere geçme yönündeki gayretlerini aralıksız bir şekilde sürdürmektedir. Bu çalışmaların sonuçlarının önümüzdeki dönemde alınabileceğini değerlendiriyoruz.
Sektörün katma değeri yüksek ürünlere geçişini ve bu ürünlere yatırım yapmasını sınırlandıran en önemli sorunlardan birini, AKÇT ile aramızdaki Serbest Ticaret Anlaşması sebebiyle, sektöre devlet desteği verilememesi teşkil etmektedir. Türkiye ile AKÇT arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın revize edilerek, yüksek katma değerli ürünlere geçişi ve elektrik ark ocaklı tesislerin sıcak metal ile desteklenmesini mümkün kılacak yatırımlara teşvik verilmesinin önünün açılması sektör açısından hayati önem taşımaktadır.

Sektörün büyümesine ne tür teşviklerden yararlanıyor?

1996 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) ile imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) ilgili hükümleri nedeniyle, bazı ARGE ve çevre yatırımları haricinde, çelik sektörümüz doğrudan veya dolaylı devlet yardımlarından yararlanamamaktadır. Bu yönüyle sektör, yatırımlarını tamamen kendi kaynaklarından finanse etmektedir. Sektörümüz, Gümrük Birliği Anlaşması’nın revizyonunun gündemde olduğu bugünlerde, AKÇT ile aramızdaki STA’nın günün koşullarına göre gözden geçirilerek, devlet yardımlarını yasaklayan hükümlerinin güncellenmesine ihtiyaç duymaktadır.
Tüm göstergeler, sektörün uluslar arası piyasalardaki rekabet gücünün acilen arttırılması ihtiyacına işaret etmektedir. Bu açıdan girdi maliyetlerinin üzerindeki yüklerin kaldırılması, üretimde sıcak metal kullanımını ve yüksek katma değerli ürün üretimini mümkün kılacak teknolojik dönüşümün gerçekleştirilmesi gerekli görülmektedir. Teknolojik dönüşümün gerektirdiği yatırımların ise, teşvik mekanizmasından yararlanmadan gerçekleştirilmesi mümkün görülmemektedir. Başta katma değeri yüksek ürünlerin ve girdi olarak kullanılacak sıcak metalin üretimine yönelik yatırımlar olmak üzere,  Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) ile aramızdaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın, sektöre devlet yardımlarını yasaklayan hükümlerinin, sektörün büyümesini destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.