Yayan: Dünya Koruyor, Türkiye Bekliyor Tarih: 24 November 2016

-“Kendi çeliğimizin kullanımını teşvik etmemiz şart. Aksi halde bedeli ağır olur” diyen Türkiye Çelik Üreticileri Derneği(TCÜD) Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, üretim yetersizliği ve baskın ithalatın kader olmadığını söylüyor. Demir çelik sektörünün son 3 yıldır sıkıntılı bir dönem yaşadığını, bütün dünya ülkelerinde kendi çelik sektörlerine yönelik korumacı tedbirler alındığını ifade eden Yayan, ancak Türkiye’de bu tedbirlerin alınmamasını eleştiriyor.  “Bıçak kemiği kesiyor, acil eylem şart” diyen Yayan ile sektörün son 3 yılda yaşadıkları, yapılması gerekenler ve sektörün kırgınlığı üzerine konuştuk.

Ticaret Gazetesi, 16 Ağustos 2016

-Yılın ilk altı aylık dönemini değerlendirir misiniz?
Sektör 2000’li yıllarda çok hızlı bir gelişim gösterdi. Ancak 2012 yılından sonra bu gelişmenin eğilimi negatife dönüştü. Üretim ve ihracat düşerken, ithalatta artış yaşandı. Bu yılın ilk altı ayında biraz farklılaşma görüyoruz. Üretimdeki sürekli düşüş yerini mütevazı artışa bıraktı.
İhracatımızdaki olağanüstü düşüş yerini miktar olarak geçen yılın seviyelerini koruyan bir seyre, değer olarak ise yüzde 15.6 düşüşe bıraktı. Bu yönüyle gerilemedeki kayıplar henüz telafi edilemedi. Üretimde ise geçen yıl yüzde 7.4’lük bir düşüş vardı. 2016 yılının ilk altı ayında, üretim artışı yüzde 3 düzeyinde. Ancak geçen senenin kayıplarının yarısını bile telafi edebilmiş değiliz.

-Ne oldu da sektörde her şey değişti?
Dünya çelik sektöründe atıl kapasite oluştu. 2016 yılı için kapasite fazlalığı 827 milyon ton olarak hesaplanıyor. Bunun 498 milyon tonu Çin’e ait. Ciddi kapasite fazlalığına rağmen, son iki yıl öncesine kadar Çin büyük bir tehdit oluşturmuyordu. Üretim ve tüketimi dengeli bir şekilde artıyordu. Ancak son iki yılda Çin’in tüketimi yavaşladı, sonra da gerilemeye başladı. Çin’in tüketimindeki 1 puanlık gerileme 8 milyon ton; 5 puanlık bir gerileme 40 milyon ton ihtiyaç fazlası çelik ürününün uluslar arası piyasaya satılması anlamına geliyor. Çin’de 2015 yılında 5 puanlık gerileme vardı. Üretiminde ise aynı seviyede gerileme olmadı ve 30 milyon tonun üzerindeki ilave ihtiyaç fazlası üretim dünya pazarlarına arz edildi. Çin, 112 milyon ton ihracat yaptı. Çinililer bu ihracatı normal yöntemle yapmadılar. . fiyatları çok keskin düşürerek yaptılar. Çin’deki çelik sektörünün yüzde 50’si devlete, yüzde 50’si özel sektöre ait. Özel sektör dedikleri ise mahalli idareler. Mahalli idareler de aslında kamu kesiminin bir parçası konumunda. Bu nedenle Çin çelik sektörünün serbest piyasa ekonomisi şartlarında çalıştığını söylemek mümkün değil.
Çin’de çelik sektörü çok ciddi bir istihdam alanı. Bu avantajı itibariyle zarar etseler dahi üretim faaliyetlerini devam ettirmeleri için sektör kuruluşlarına çok yönlü destek veriliyor.
Örneğin; bizde 5 milyon tonluk bir tesiste 3-4 bin kişi çalışırken, Çin’de aynı kapasitedeki bir tesiste 15-20 bin kişi çalışabiliyor. Sektör kuruluşları âdeta bir sosyal güvenlik kuruluşu gibi çalışıyor. Zarar etseler de mahalli idareler ve merkezi yönetim tarafından destekleniyor.
Tüketim daralınca, Çinli çelik üreticileri iç piyasayı satamadıkları ürünleri stoklayamadıkları için, keskin bir rekabetle dünya piyasalarına sürdüler. Bu durum dünya piyasalarındaki diğer üreticileri sıkıntıya sokmaya başladı.
Dünyadaki kapasite/arz fazlalıkları ve bunun sonucunda büyüyen dampingli ihracatın yarattığı tahribat, sektörümüzün göstergelerini olumsuz yönde etkiledi. Başta büyük çelik tüketicisi ülkeler olmak üzere, tüm dünyada dampingli ithalata karşı alınan önlemlerin, son dönemde hızla arttığı ve tüm ülkelerin pazarlarını koruma yarışına girdiklerini gözlüyoruz. 2015 yılı tüm dünyada sektörün dampingli çelik ürünleri ithalatından en fazla zarar gördüğü yıl olarak geride kalmış bulunuyor. Dünyada kapılar birbiri ardına dampingli çelik ürünlerine kapatılırken, Türkiye piyasasının açık konumunu sürdürmesi, üretici kuruluşlarımızın karşı karşıya kaldıkları zararın derinleşmesine neden oluyor. Brezilya’nın Rusya menşeli HRC ithalatına karşı anti-damping soruşturması açması üzerine Rus üreticilerin, ‘Zaten Brezilya’ya 2015 yılında toplamda 86.000 ton HRC ihracatı yaptıklarını; Brezilya’nın açtığı önlemin kendileri için çok büyük bir problem teşkil etmeyeceğini, bu miktarı rahatlıkla “geleneksel” pazarlarına yönelterek telafi edebileceklerini’ açıkladıkları biliniyor. Rus üreticiler için en iyi ve en yakın geleneksel pazarın Türkiye olduğunun unutulmaması gerekiyor. Türkiye yassı ürünlerde AB ve Ukrayna’nın açık ara en büyük pazarı konumunda bulunuyor. Bu arada, Çin’in Türkiye’ye yönelik ihracatı da katlanarak artmaya devam ediyor. Çin, Rusya ve Ukrayna gibi büyük çelik ihracatçısı ülkeler, Türkiye’yi her şekilde satış yapabilecekleri açık bir pazar olarak görüyor.
Türkiye ve dünya genelinde artan dampingli çelik ihracatı ve bunun oluşturduğu tahribat, ülkemizde ve tüm dünyada gözleniyor. Dünyada yaygınlaşan dampingli ve devlet destekli ihracat uygulamaları neticesinde, İngiltere’nin köklü çelik üreticileri SSI ve Tata Steel iflas etmiş, İtalya’da yerleşik Ilva tesisi satışa çıkartılmış, ABD’de yerleşik Essar Steel Minessota iflas başvurusunda bulunmuş, diğer entegre çelik üreticileri AK Steel ve US Steel zarar açıklamış bulunuyor. Dünyanın önde gelen demir cevheri üreticisi ve ihracatçılarından Brezilya’da yerleşik Usiminas’ın da iflas açıkladığı biliniyor. Dünya çelik sektörü, Güney Kore’de yerleşik Posco’nun dahi, tarihinde ilk kez zarar açıkladığı son derece zor bir dönemden geçiyor. Bu dönemde çelik üretim kapasitesine sahip tüm ülkeler, stratejik önem atfettikleri çelik sektörlerini korumak için olağanüstü tedbirler alıyor. Dünya genelinde uygulamaya aktarılan koruma tedbirleri inanılmaz bir hızda artış göstermeye devam ediyor.  
Son olarak ABD’nin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 7 ülkeye sıcak haddelenmiş sac ürünleri ithalatı için almış oluğu damping ve telafi edici işlem vergisi kararları, Türkiye’nin benzeri tedbirleri alma konusunda daha fazla hareketsiz kalmaması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Bizim sektörümüzün aslında jeopolitik konumu itibariyle avantajlı bir yapısı var.
Ortadoğu, Körfez, Kuzey Afrika ülkelerine yakınız. Güveniliriz, kısa sürede teslim avantajımız var. Ama bunlar bir yere kadar. Çok ciddi fiyat farkları olduğunda; geleneksel alıcılarınız da diğer daha uygun fiyat veren yerden alım yapmayı tercih ediyor. Çünkü aradaki fark 100 dolara kadar çıkabiliyor.

 -Peki; biz niye Çin’e karşı tedbir almadık?
Bunu anlamakta biz de zorluk çekiyoruz. Bize verilen cevap, “Tüketici sektörler nasıl bir tepki verecek, görelim ” şeklinde oluyor.
ABD ve AB’nin Türkiye’den çok daha büyük tüketici sektörleri var. Ama buna rağmen bu pazarlarda korumacı tedbirler alındı. Bizim yassı ürün üretiminde kapasite kullanım oranımız yüzde 50’lere dahi gelmiş değil. Sanayi sektörleri çelik ürünlerini daha fazla talep ediyor. İlgili otoritelerimiz, binbir dereden su getiriyorlar. Şimdi bunlar gerçekçi değil.
Endüstriyel faaliyetlerini kendi çeliğine dayalı olarak yürütemeyen hiçbir ülke, dünya piyasalarında kalıcı, sürdürülebilir bir sınai yapı oluşturamaz. Bizim kendi çeliğimizin kullanımını teşvik etmemiz gerekiyor. Çelik sektörünün olmadığı bir durumun bedelini gelecekte çok ağır ödersiniz.
Avrupa Birliği, Güney Kore, Japonya çelik sektörünü stratejik sektör olarak kabul ediyor. Biz de sözlü bir şekilde stratejik sektör olarak ifade ediyoruz ama bu durum icraata yansımıyor. 3 yıldır yaşananları şaşkınla izliyoruz ve anlamakta zorlanıyoruz. Ekonomi yönetiminin bu konuda yavaş davranmasına anlam veremiyoruz.

-Bu üç yılın sektörde yarattığı kaybın faturası nedir?
Değer olarak kesin bir rakam söylemek spekülatif olabilir.  Biz 3,5 yıl önce 36 milyon ton üretim yapmıştık. 2011-20012 yıllarında, dünyada çelik üretiminde en hızlı artış gösteren ülkeler arasındaydık. Sonrasında ise, üretimi en fazla azalış gösteren ülkeler arasına girdik. 2000-2012 yılları arasında 12 yıllık dönemde, Çin ve Hindistan ile birlikte dünyanın en hızlı büyüyen 3 ülkesi arasında yer alıyorduk. Biz 2023 hedefi olarak, 55 milyar dolar ihracat ve 70 milyon ton üretim öngörüyorduk. Bu hedefe ulaşabilmemiz için her yıl yüzde 7-8 bandında büyümemiz gerekiyordu. Son üç yıl içerisinde üretimde 3.6 milyon ton azalışla 31.5 milyon tona geriledik. Oysa üretimimizin 2023 hedefleri doğrultusunda 45 milyon ton olması gerekiyordu. Böyle olunca, uç ürünlere yönelik, yassı ürünlere ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelmek isteyen firmalarımız beklemeye girdi. Yatırımlarını tamamlayanlar ise düşük kapasitelerde çalışıyorlar.
İthalatta ciddi artış var. 2012 yılında 17.1 milyar $ ihracat yapmıştık. 2015 yılında bu rakam 11.8 milyar dolara geriledi ve daha da gerileyecek. Bu yıl Temmuz sonu itibariyle % 18 oranında gerileme var. Yılsonu ihracat rakamlarımız 10 milyar doların altına inebilir. Oysa ki, 2016 yılında ihracatımızı 25 milyar dolara çıkarmayı hedefliyorduk.
2011 yılında 10.7 milyon ton ithalat ise 2015 yılında 19.1 milyon tona yükseldi. Yurtiçi tüketiminin yüzde 56’sını ithalat ile karşılar hale geldik. Bu sürdürülebilir değil. Çelik; inşaat ve sanayinin temel girdisi durumunda. Bunu ülkenizde üretemezseniz, bir daha bu alana kimse yatırım yapmaz. Bugüne kadar sektörde yatırımlar devlet desteği olmadan yapılmıştır. Maalesef çelik sektörünün kendi imkânlarıyla ayakta kalmasının taşıdığı önemin farkında değiliz.
Çevre açısından AB standartlarını büyük ölçüde yakaladık. Bunların bize bir maliyeti var. Devletten yardım almadan bunu yaptık. Ama uluslararası piyasada yıkıcı bir üslupla rekabet yapan ülkelerle rekabet etmekte zorlanıyoruz. Bu ülkeler bu standartlarda üretim yapmadıkları gibi devlet desteği de alıyorlar.
Diğer ülkelerde olduğu gibi, bizim Ülkemizde bu haksız rekabete karşı koruma tedbirleri alamaz ise, üretimimiz düşmeye devam ederse, kapasitemiz düşerse ve yurtiçi talebi ithalat ile karşılar isek, bunun ödemeler dengesi üzerindeki olumsuz etkileri daha da derinleşir. Aynı zamanda, diğer sanayi sektörlerini de tahrip eder.
Böyle giderse çelik sanayii kademeli bir şekilde erimeye başlar. Sektörün mevcudiyetini sürdürebilmesi için sürekli olarak yatırım yapması gerekir. Ancak kâr elde ederseniz yenileme yatırımı yapabilirsiniz. Eğer su seviyesinde veya altında faaliyetlerinize devam eder, başka bir ifade ile % 8-10’un altında kârlılık ile faaliyetlerinizi sürdürür iseniz, bir süre sonra rekabet gücünüzü kaybedersiniz. Belki bir kaç yıl devam edebilirsiniz. Çok düşük kârlar ile bu iş sürdürülemez. Buna yönelik AB de, üye ülkelerinde çelik sektörüne destek verebilmek için acil eylem planı açıkladı.

-Bizim bir çelik acil eylem planımız yok mu? Ya da strateji belgemiz yok mu?
Var. Söylemlerimiz var ama eylemimiz yok. Hazırlıyoruz ve bunları destekliyoruz ama bunlar irade eksikliği nedeniyle hayata geçmiyor. Artık bıçak kemiği kesiyor.

-Bu durum yurtiçinde kimin işine yarıyor?
Günü kurtarmak isteyenlerin işine yarıyor. Katma değeri düşük kullanıcıların işine yarıyor. Bunlar sayıları çok fazla olduğu için ekonomide karar verici mekanizmalar üzerine baskı oluşturuyor.
Biz ya sanayimizin bir bütün olarak faaliyetlerini sürdürmesini sağlayacağız ya da taşeron bir ülke olacağız. Taşeronlaşma kesinlikle makul ve sürdürülebilir bir çözüm olamaz.
-Bu tarz dönemler yabancı sermayeli şirketler için fırsattır. Burada tesis ortaklığı ve yatırım yapmayı düşünüyorlar mı?
Böyle bir eğilim yok. Sektörde inişler ve çıkışlar var. Ekonominin bütünlük içerisinde, paydaşların bir zincirin halkaları gibi birbirine destek olduğu bir yapıya oturtulması lâzım. Japonya ve Kore bunu yapıyor.
Koreliler, Türkiye’de 3. Köprüyü yaptılar. 3. Köprünün çeliği bile Kore’den geldi. Koreli üstlenici, bunu Türkiye’deki taşeron kuruluşlara zorunlu kıldı. İthalat konusunda pek çok ülkenin, liberal ülkelerin dahi tavırları budur. ABD’nin onda biri kadar sektörü koruyabilsek, % 520 oranında uyguladıkları vergiyi % 50-60 oranında uygulasak bize yeter ama bizde en ufak bir hareket yok.

Sektörün istihdamı hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Bizim tesislerimizde sektörün doğrudan istihdamı 40 bin ama dolaylı olarak sektör 200 bin kişiye istihdam sağlıyor.  Sektörde tam bir yangın yeri durumu var. 19 yıldır sektördeyim böyle bir durum görmedim. İthalatın yüzde 40 arttığı bir ortamda,  İthalat Rejimi çıkmış bakıyoruz, taleplerimiz hiç dikkate alınmamış ve eski rejimin virgülüne dahi dokunulmamış. Aynen devam dediler.  Bu olacak şey mi?

-Siz bu konuda bir rapor sundunuz mu?
Haftada bir ilgili kurumlara gittik. Her seviyede anlattık. Böyle gitmeyeceğini ümit etmek istiyoruz. Aksini anlamakta güçlük çekiyoruz.  Ekonomi Bakanlığı sektörün zarar görmesine izin verilmeyeceğine dair bir açıklama yaptı, ama biz açıklama değil icraat bekliyoruz. Açıklama noktasını geçtik.

-2023 yılı hedeflerde revizyona gidilecek mi?
Hedefler çöktü. Sektörün korunması konusunda bu kadar duyarsız kalınacağını düşünememiştik.  Ekonomik uygulamalardan sorumlu birimlerin ne tür bir politika belirleyeceğini bilmiyoruz. Bu nedenle hedef belirleyemiyoruz. Hedeflerden uzaklaşmaya devam ediyoruz. Bu durum istihdam anlamında daralmayı beraberinde getirir. Bugün 3 vardiya çalışan bazı fabrikalarımız tek vardiyaya inmiş durumdalar. Türkiye’nin tüketimi rahatlıkla yurtiçi üretimle karşılanabilir. Üretimin yetersiz kalması, ithalatın baskın olması, kader gibi kabul ediliyor. Bunu anlamakta zorlanıyoruz.

-Sektöre can suyu vermek için yapılması gereken 5 başlık nedir?
Birincisi haksız rekabete karşı koruma tedbirlerinin alınmasını istiyoruz. Damping ve telafi edici işlem vergileri mekanizmalarının uygulamaya aktarılmasını bekliyoruz.
İkincisi AB ile aramızdaki devlet yardımlarını yasaklayan ve Türkiye’yi AB üreticileri karşısında korumasız bırakan STA’nın revize edilmesini istiyoruz
Üçüncüsü katma değeri yüksek üretime ve teknolojik dönüşüme odaklanılacak yatırımlara teşvik verilmeli.
Dördüncüsü Türkiye’ye kalitesiz ürün ithalatını engelleyecek tedbirlerin alınmalı.
Beşincisi de katma değer vergisinin düşürülmeli.

-Eklemek istedikleriniz…
Sektör, devletten destek almadan kendi finansmanı ile faaliyetlerine devam etti. Kendi ayakları üzerinde durdu. Eximbank faaliyetlerinin sektöre öncelik verilmesi gerekiyor.

Ticaret Gazetesi, 16 Ağustos 2016