Çelik Sektörünün Kapasite Kullanım Oranları Arttırılmalı Tarih: 24 November 2016

Çelik sektörümüz açısından yoğun bir ayı geride bıraktık. 16 Kasım 2011 tarihinde Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) ile TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu (REF) tarafından düzenlenen 7. Rekabet Kongresi’nin ana teması çelik sektörüydü. Çelik sektörünün rekabet gücünün tartışıldığı kongrede, Ulusal Rekabet Gücü özel ödülüne, üye kuruluşlarımızdan İÇDAŞ layık görüldü.

Kongre kapsamında hazırlanan Demir Çelik Sektörü Rekabet Gücü Raporu’nda, sektörün rekabet gücünü arttırabilmek için gösterdiği yoğun gayretlerin ülke ekonomisi ve politikaları tarafından da desteklenmesi gerekliliğine vurgu yapılarak, enerji girdi maliyetlerinin diğer ülkelerdeki rakip üreticiler ile aynı seviyelere düşürülmesinin; girdi maliyetlerini arttırıcı nitelikteki ilave yüklerin kaldırılmasının ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimine yönelik AR-GE desteği sağlanmasının önemine dikkat çekildi.

Rekabet Kongresi’nin hemen arkasından gerçekleştirilen SteelOrbis Türk Çelik Piyasası Konferansı’na 600 civarındaki sektör temsilcisinin iştirak etmesi, bir taraftan SteelOrbis’in başarısını, diğer taraftan da çelik sektörümüzün geldiği noktayı göstermesi açısından dikkate değer bulundu. Konferans, çelik üreticileri ile tüketicilerine, sorunlarını ve beklentilerini paylaşma imkânı sundu.

Çelik üreticisi ve tüketicisi sektörlerin birbirlerinden beklentilerini ve taleplerini dile getirmeleri, önümüzdeki dönemde yeni yatırımların daha çok iç piyasanın ihtiyaç duyduğu ürün ve kalitelere yönelmesi, sektör üzerindeki ihracat baskısının azalması, üretimin daha dengeli bir yapıda gelişmesi ve ithalatın sınırlandırılması açısından önem taşıyor. 

Kasım ayının son haftasında yaptığımız İsdemir gezisinde de, sektörümüzün geldiği durumu yakından görme imkânı bulduk. Dördüncü yüksek fırınını da devreye alan İsdemir, 190 milyon dolarlık çevre yatırımı ile büyümeye ve etkinliğini hızla arttırmaya devam ediyor. İsdemir ziyaretimiz esnasında, kapanmak üzere olan bir tesisten, Türkiye’nin gurur duyabileceği, ayakları yere sağlam basan, rekabetçi bir tesisin yaratıldığını yerinde görmekten mutluluk duyduk. Tüm göstergeler, çelik sektörümüzün büyümesinin son derece rasyonel, sağlıklı, yurtiçi taleple örtüşen ve bu yönüyle kalıcı bir büyüme olduğunu ortaya koyuyor.

Eylül ve Ekim aylarında, 3 milyon tonu aşan ve aylık üretim miktarları ile, dünyanın en fazla ham çelik üretimi gerçekleştiren 8. ülkesi konumunu elde eden çelik sektörümüzün, önümüzdeki aylarda ve 2012 yılında da, bu konumunu güçlendireceğini ve dünya ekonomisindeki tüm olumsuzluklara rağmen, sektörümüzün iç ve dış piyasalardan aldığı güçle üretimini attırmaya devam edeceğini öngörüyoruz.

Çelik sektörümüz, sahip olduğu kapasite, kalite ve üstün teknolojisi ile, Türkiye’nin ihtiyaçlarına rahatlıkla cevap verecek konumda bulunuyor. Sektörün rekabet gücünü ve yerli girdi tedariğini arttıracak tedbirlerin, Türk ekonomisine misli ile geri dönüş sağlayacağı hususunun gözardı edilmemesi gerekiyor. Eylül ayı itibariyle yıllık cari açığın 77.5 milyar dolara yükseldiği bir dönemde, yeterli kapasiteye sahip olunmasına rağmen, yurtiçindeki kapasitelerimiz etkin kullanılamazken, ithalatın artması, bu konunun cari açık ile ilgili olarak alınacak önlemlerde dikkate alınması gerektiğini ortaya koyuyor. 

Bugüne kadar ödemeler dengesi ile ilgili olarak ifade edilen, ancak bazı bakanlıkların kuruluş bazındaki çıkarları dikkate alan mikro yaklaşımları sebebiyle, söylem seviyesinde kalan hususların, kuruluşların değil, Türkiye’nin menfaatlerini dikkate alan genel bir bakış ile, daha fazla gecikmeksizin eyleme dönüştürülmesine ihtiyaç duyuluyor.

Bugün geldiğimiz noktada, sektörümüzün rekabet gücünün arttırılmasını teminen, gerek 2009 yılının Şubat ayında gündeme gelen Demir ve Demirdışı Metaller Sanayi Strateji Belgesi kapsamındaki tedbirlerin ve gerekse Yerli Girdi Tedarik Stratejisi çerçevesinde mutabık kalınan tedbirlerin halâ uygulamaya aktarılmamış olmasını anlamakta güçlük çekiyoruz. Çelik üretiminde sağlanan bu yüksek performansa rağmen, ciddi kaynak tahsisleri ile oluşturulmuş bulunan kapasitelerin yeterince değerlendirilememesinden ve kapasite kullanım oranının % 70’li seviyelerde kalmasından ciddi rahatsızlık duyuyoruz. Ekonomi yönetiminin, ekonominin sorunlarına yoğunlaşırken, Türkiye’nin ikinci en büyük ihracatçı sektörüne yokmuş gibi yaklaşmasını yadırgıyor, sektörün rekabet gücünü arttıracak ve kapasite kullanım oranlarını % 80’ler seviyesine çıkaracak tedbirlerin, süratle uygulamaya aktarılmasını bekliyoruz.

Twitter
LinkedIn