Yeni Teşvik Mevzuatı Hurdaya Alternatif Girdi Üretimini Kolaylaştırıyor Tarih: 24 November 2016

Uluslararası Geridönüşüm Bürosu (BIR), 2011 yılı istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 2011 yılında, dünya çelik sektörünün hurda tüketimi, % 7.6 oranında artışla, 2010 yılındaki 530 milyon tondan, 570 milyon tona yükselerek, kriz öncesi seviyesinin üzerine çıkmış bulunuyor. Sözkonusu miktarın, 105 milyon ton civarındaki kısmı uluslararası piyasalarda işlem görüyor.  Dış ticarete konu olan hurdanın % 20 civarındaki kısmını ithal eden Türkiye, dünyanın en büyük hurda ithalatçısı konumunu yıllardır elinde bulunduruyor. Türkiye’nin bu konumu, gerek yurtdışındaki ve gerekse yurtiçinde, muhtelif değerlendirmelere konu oluyor. Yurtdışındaki rakiplerimiz, hurda ihracatına sınırlama getirmek suretiyle, Türkiye’nin hurda ithalatını kontrol altında tutma yönünde eğilimler gösterirken, Türkiye’de ise, mevcut yapının sağlıklı görünmediği, hurdada yüksek oranda ithalata bağımlılığın, sürdürülebilir olmadığı ve bu durumun dış ticaret açığını arttırdığı şeklinde değerlendirmelere sıklıkla rastlanıyor.

Son zamanlarda ABD ve AB ülkelerindeki üreticiler tarafından da gündeme getirilmeye başlanan, hurda ihracatı üzerinde herhangi bir sınırlama bulunmamasının, yerel üreticilerin girdi tedariğini olumsuz yönde etkilediği ve dolayısıyla hurda ihracatına sınırlama getirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler, uzun zamandır fikri seviyede savundukları serbest piyasa anlayışı ile bağdaşmıyor.

Çünkü hurda veya diğer girdilerin ihracatına sınırlama getirilmesi yönündeki yaklaşımlar, nihai ürünlerin piyasalarda serbestçe dolaşmasını savunmayı da anlamsız kılıyor. Dolayısıyla, bu tür eğilimler, objektif ve kalıcı ekonomik yaklaşımlar olmaktan ziyade, subjektif çıkarlara dayalı günübirlik değerlendirmeler olarak ortaya çıkıyor. Pratikte uygulama imkânı bulunmuyor.

Ancak buna rağmen, Türkiye’nin bir taraftan hurda üretimini arttırmaya, diğer taraftan da hurdaya alternatif girdiler üretilmesine yönelik çalışmalara hız kazandırması gerekiyor. Esasen sektör kuruluşlarımız, yurtiçinden tedarik edilen girdi miktarının arttırılmasına yönelik olarak yoğun bir çaba gösteriyor. Bu açıdan, 19 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni teşvik mevzuatı, çok yönlü imkânlar sunuyor. Özellikle Türkiye’deki, düşük tenörlü cevherlerin, yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından değerlendirilmesi, imkân dahiline girmiş bulunuyor. Bu konuda, Erdemir’in Malatya’da demir cevheri zenginleştirme yatırımlarına ilave olarak, Steel Nugget üretimine ilişkin geliştirdiği teknoloji ve gerçekleştirdiği yatırımlar ile dikkat çeken Kobe Steel’in, Haziran ayı başında İstanbul’da gerçekleştirilmiş bulunan Derneğimiz Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı sunuş ve sektör temcileri ile gerçekleştirdiği birebir görüşmeler, bu açıdan özel bir önem taşıyor.

Yurtiçindeki tüm imkânların değerlendirilmesine rağmen, çelik hurdasında ithalâta bağımlı üretim yapan ve 2011 yılında 21.46 milyon tonluk ithâlata karşılık, sadece 106.000 ton hurda ihracatı gerçekleştiren Türkiye’nin, yeterli hurda üretiminin bulunmadığı gerekçesi ile, Ekonomi Bakanlığı’na iletilen hurda ihracatına sınırlama getirilmesi yönündeki talepler değerlendirilir iken, bu yönde alınacak herhangi bir kararın, diğer ülkelere, Türkiye’ye karşı benzer önlemler alma hakkı vereceği ve her açıdan Ülkemiz aleyhine sonuçlar doğuracağı hususunun göz ardı edilmemesi gerekiyor.   Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı olan Türkiye’nin, hurda ihracatına diğer ülkeler tarafından istismar edilebilecek bir sınırlama getirmemeye özen göstermesine ihtiyaç duyuluyor.

Diğer taraftan, son zamanlarda basında sektörümüzün girdi ithalatına atıfla, sağlıksız bir yapılanmanın sözkonusu olduğu yönündeki eleştiriler, ciddi rahatsızlık yaratıyor. Hiçbir objektif temeli olmayan sözkonusu eleştiriler, Türk çelik sektörünün son yıllarda gerçekleştirdiği yüksek performansı göz ardı ediyor. Çelik sanayinin yapısının sağlıklı olmadığı yönündeki değerlendirmelerin, diğer sektörlerden daha farklı bir perspektifte yapılması gerekiyor. Çünkü çelik sektörümüz, Türkiye’de olan hurda ve cevheri tüketmeyerek, yurtdışına yönelmiş bulunmuyor. Tam tersine, hurda, cevher ve kömür gibi hammaddeler konusunda yurtiçi imkânlar azami ölçüde değerlendiriliyor. Yalnızca eksik kalan girdi ihtiyacı ithalat yolu ile karşılanıyor. Böylece, bir taraftan ihracat yapılmasını mümkün kılacak şekilde demir çelik üretimi yapılırken, diğer taraftan da ithal ikamesi yoluyla, 2011 yılında 26.9 milyon ton olarak gerçekleşen ve 2012 yılında ise 29 milyon tona ulaşması beklenen çelik tüketimi, ağırlıklı olarak yurtiçi üretimle karşılanıyor.

Türkiye’nin hurda ithalâtına dikkat çekenlerin, sözkonusu ithalat yapılmadığı takdirde, bu defa çok daha yüksek bedeller ödenerek, Türk sanayinin çelik ihtiyacının yurtdışından karşılanması gerekeceği ve bu durumun çelik tüketicisi sektörlerin gelişimini de olumsuz yönde etkileyeceği gerçeğini, göz ardı etmemeleri gerekiyor. 2012 yılın ilk 4 aylık döneminde, demir çelik ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranının % 137’den % 161’e çıkması da, çelik sektörümüzün bu konudaki yüksek performansını açıkça ortaya koyuyor.

Sektöre sözkonusu eleştirileri getirenlerin, Türkiye’de yassı çelik üretim kapasitesi yeterli seviyede bulunduğu halde, bazı sektörlerin halâ yassı ürün ithalatı yapıyor olmalarını ve bunu mümkün kılan Dahilde İşleme Rejimini eleştirmelerinin, daha doğru bir yaklaşım olacağı değerlendiriliyor.

Dr. Veysel Yayan
Genel Sekreter

Twitter
LinkedIn